Helikon dağında oturan tanrılar tanrısı Musaların 9 güzel kızının adıdır. Musaların bir diğer adı da ‘ilham perisi’dir ve onların evi de Fransızca bir kelime olan ‘musee’dir. Müzenin kelime anlamı da buradan gelir. Yani müzeler ilhamın yaşadığı yerdir. Bu güzden ben yıllardır müze müze diye bağırıyorum. Bir ülkenin ne kadar müzesi varsa o kadar aydınlık demektir. Demokrasi, bir arada yaşama kültürü, özgürlük müzeleri olan toplumlarda mümkündür. Dikkat et gelişmiş, uygar ülkelerin müzeleri vardır. Biz demokrasiden, özgürlükten haklar talep ediyoruz, kitap okumuyoruz ama çocuklarımız okusun istiyoruz. Müzeleri olan toplumlarda kitap okuma sevgisi vardır, çünkü insanlar müzeleri gezdikçe okumaya, araştırmaya merak sararlar. Bir ülkenin kahramanları kurtlar vadisinden değil, kitap kurtları vadisinden çıkıyor. Aslolan müzedir ve ülkeler müzeleri üzerinde yükselir.

‘Müzeler yaşayan mekânlardır’
Sunay Akın’ın hayalleri ve gerçeği dediği Oyuncak Müzesi nasıl kuruldu?
Sunay Akın’ın çocukken dünyayı cebinde taşımasıyla kuruldu demeliyiz belki de J Oyuncak Müzesi, 2005 yılında kuruldu ancak bunun tabii ki öncesi var. Şöyle ki Sunay Akın, 2000 yılından itibaren tek kişilik sahne gösterileri yapmaya başladı. Özellikle bu tarihten sonra sahne gelirlerinden ve kitaplarından elde ettikleriyle tüm bu oyuncakları satın aldı. Ve Ailesinden kalan bu tarihi köşkü, oyuncak müzesine dönüştürerek, Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından oyuncak toplayıp getirdi. Ve restore ederek 5 kattan oluşan bir müzeye, Oyuncak Müzesi haline getirdi.

Müze hazırlığı öncesi dostlarınız bu fikrinize nasıl yaklaştı? Ne düşündüler?
Açıkçası ben bile böyle bir yer olabileceğini ve ayakta kalabileceğini düşünemiyordum. Ancak bu bizim hayat biçimimiz. Bununda artıları ve eksileri var. Böyle bir karar aldığımız için mutluyuz. Geriye dönüp baktığımızda; ‘Neden böyle bir şey yaptık’ sorusu aklımıza gelmiyor. Ama bunun daha fazla yaygınlaşması ve gelişmesi gerekiyor. Çünkü toplumların tarihle bağlarının kopmaması gerekiyor. Kendi kültürünüzün sahip çıkmak bu bir bakıma…

Önce ütopik mi gelmişti yani…
Evet, bana öyle gelmişti. Türkiye’de özel müzecilik dediğinizde aklınıza iki isim geliyor; Sabancı Müzesi ve Koç Müzesi. Biz nasıl yapabilirdik! Benim çok fazla kaygılarım vardı. Hayatımız, birikimimiz buraya aktarılıyor ve bizi ne bekliyor diye düşünmüştüm! Bir aile olduğunuz için bu tarz kaygıları yaşıyorsunuz ve bu olağan bir duygu durumuydu. Ancak çok destek veren oldu. Sadece manevi değil müze’nin yaşayabilmesi için bağlantılar bulup sponsor arayışına çıkan çok dostumuz oldu… Oyuncakların bakımından, binanın restorasyonuna kadar birçok şeyde dostlarımızın çok desteği oldu. ‘Dostlarınız yoksa bir yanınız hep eksik aslında’ gerçekten dostlarınız yoksa olmuyor… Yıllarca insana yatırım yapmış olmamız ve bizi seven insanların hayatımızda olmasına özen göstermiş olmamız sonunda da bize böyle bir armağanla geri döndü… Hala da dönüyor..

Oyuncak Müzesi ne tür etkinlikler sunuyor?
Biz her zaman, yaşayan bir müze olmasına özen gösteriyoruz. Hafta sonları Kukla tiyatromuz oluyor… İlüzyon gösteri oluyor. Fotoğrafçılık ve yaratıcılık dersleri veriyoruz. Bu tabii ki insanları daha çok buraya çekiyor… Ayrıca içine Teo Dede’nin bulunduğu bir oyuncak atölyemiz var çikolatadan yaptığımız…

Orada ne yapılıyor?
Teo dedemiz var onunla birlikte çocuklar hafta sonları oyuncak boyuyorlar. Kahvaltı yapma imkanı da oluyor. Çocuklar burada oynarken aileler kahvaltı yaparak zaman geçirebiliyorlar… Üzerinde tekrar durmak isterim ki biz yaşayan, nefes alan bir müze olmasını isteyerek başladık… Ve buraya gelen her insanında kendini buraya ait hissetmesini istedik. Buranın bir parçası gibi hissetmelerini önemsedik. Her yıl yeni bir çalışma yeni bir etkinlik katmak bizim içi önemli… Çünkü bizim yapmak istediğimiz şey hep bu oldu…

Peki şu anda Oyuncak Müzesi ne kadar tanınıyor?
3 yıllık bir müze olmasına rağmen hızlı yol aldığımızı belirtmek isterim. Ancak bunu Sunay Akın’a borçluyuz. Sunay Akın yıllardan beridir Oyuncak Müzesinden çok önceleri yazdığı kitaplarını ve aktarabileceklerini hiç durmadan gönüllü olarak liseli gençlerle paylaştı. Bu nedenle Sunay öğrenciler tarafından, öğretmenler tarafından tanınan, kitapları okunan bir yazar. Tabii böyle bir yazarın bu müzeyi açmış olması, Oyuncak Müzesinin tanınırlığını kolaylaştırdı. Yazdıklarını durmadan paylaştı.
‘Oyuncak müzesinin bir sloganı var, Oyuncak Müzesinden çıkarken bir elinizde çocuğunuz bir elinizde çocukluğunuz’
Bir bakıma Oyuncak Müzesi, Sunay Akın’ın iç dünyasının dışarıya dönük tarafı. Kendisinin iç yolculuğuna bizi de taşıyor olduğu kıymetli bir durum… O zaman müze bir nevi yazdıklarının ve iç dünyasının altını çizmiş oldu J
Evet, aynen öyle. Yani sıradan biri açmış olsaydı kısa sürede bu kadar tanınmıyor olabilirdi müze… Aslında iç yolculuğunun bir kısmına tanık oluyorsunuz… (Gülüyor..) Çünkü Sunay’da yollar çok…
Müzeyi çok insan görmeye geliyor mu? İstanbul dışından başka şehirlerimizden gelen okullar oluyor mu?
Yaz dönemi ziyaretçi sayısında düşüş olsa da genelde yoğun bir trafiğimiz var. Okullar açıldı ve kış döneminde ziyaretçi sayısında da artış oluyor. Okullar açılınca öğrenciler gelmeye başlıyor. İstanbul’da ki birçok okul müze ziyaretleri düzenliyor. İstanbul dışında da var ama çok değil.

Turistler geliyor mu? Tur acenteleri var biliyorsunuz. İstanbul’u bir paket gibi satıyor ve önemli olan tüm yerlerini gezdiriyorlar… Sultanahmet’ten tutunda önemli müzeleri gezdiriyorlar… Oyuncak Müzesi neden bu paketin içinde olmasın?
Maalesef ki yok. Bununla ilgili çalışmalarımız oldu ancak maalesef ki başaramadık açıkçası… O da yine bizim Türkiye’nin kanayan bir yarası… Şöyle ki seyahat acentelerini suçlamak yada benzeri bir cümle değil kuracağım ancak acentelerin böyle bir kaygısı yok. Türkiye’de şöyle önemli bir yer var yada müze var demiyorlar… İstanbul’da yapılan turizm bence ticaret odaklı bir turizmi kapsıyor. Sultanahmet’e götürüyor turisti, eşya aldırıyor. Çok bağlantı kurmaya çalıştık, denedik, Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TüRSAB) ile görüştük. Yetkililere burada böyle bir mekân var, insanlar görsünler, Türkiye’nin imajı içinde önemli olacaktır dedik. Avrupa’da her yerde Oyuncak Müzesi görebilirisiniz. Bunun Türkiye’de varlığının bilinmesi kültürel anlamda değerli bir imaj yaratacaktır dedik. Ancak çok denememize rağmen bize dönen olmadı. Çünkü buradan turistleri alıp, alış verişe götürebilecekleri bir yer yok özetle! 3 senedir hakikaten çok uğraştık ve olmadı, olmuyor. Anadolu yakasında olmanın güzergahlarına ters olduğunu söylüyor, karşıdan karşıya geçiremeyiz diyorlar! Bence çoğu acentenin, İstanbul’da bir Oyuncak Müzesi olduğundan haberi yok.
Müzedeki en eski oyuncak 1800’lü yıllara ait. Nasıl ulaşıyor ve alıyorsunuz oyuncakları? Pahalı oluyor mu?
Sunay Akın, müzenin ilk kurulma aşamasında senelerce yurt dışına gitti ve dünyayı gezerek oyuncak topladı. Bavul bavul oyuncak getirdi. Ancak artık Internet üzerinden nerelerde neler olabileceğini daha iyi biliyor. Fiyatları konusunda söyleyebileceğim, oyuncakların gerçekten çok pahalı oldukları.
Türkiye’nin farklı şehirlerinden de oyuncaklar var mı?
Var evet. Sürekli değişiyor ve yenileri ekleniyor. Oyuncakları sistematik bir şekilde değiştirmesek de yeni oyuncak alınmışsa yada gelmişse, aynı hafta içinde müzeye koyuyoruz…

Oyuncak Müzesini gezerken dikkat çeken noktalardan biri arşiv niteliği taşıyor olması ve oldukça detaylı bilgi aktarıyor oluşu… Örneğin 1. Dünya savaşına ait oyuncaklar var ve Nazi döneminin, çocukları önce oyuncakla kandırıp sonrasında savaşla ağlatması önemli bir paylaşım…
Evet. Bizim çocukluğumuzdan kalan aklımızda olan müze, birçok objenin sıkıştırıldığı, girdiğinizde hemen çıkma isteği uyandıran, ses çıkarmamanız gereken mekânlar olarak kalır... İtiş kakış gidilen, iki piknik arasına sıkıştırılan yerler olarak bilinir. Oysa gerçek öyle değildir! Müzeler yaşayan mekânlardır. Biz burayı kurmaya karar verdiğimizde özellikle böyle olmasına dikkat ettik.
Yani insanların sıkılmayacağı ve bir daha gelmeyi isteyeceği bir ortam oluşturmak…
Evet, kesinlikle. Bizim halkımızda maalesef hal böyle olunca biz bunu yıkmak istedik. Müzelerin sıkılması gereken yerler olmadığını göstermek istedik. Gerçi son yıllarda özel müzeciliğin yeni yeni nefes almaya başlamasıyla insanların kafasındaki kalıplar biraz olsun yıkılıyor. Ancak bunun yine de ülkemiz için uzun bir süreç olacağı kanaatindeyim.
‘Müzeler tarihe tanıklık yaparlar... ama biz tarihi ve hayallerimizi unuttuk’
Bizim ülkemizde özellikle tarihi değerler ve binalar yerine, estetikten yoksun yapılar dikiliyor… Tarihi içinde barındırmayan bu yüzyılın çocuklarına, tarihe dair hiçbir aktarımda bulunmayan binalar… Bizim tarihle maalesef hiçbir bağlantımız yok. Sadece kitaplarla var. Sadece tarih kitaplarda yazılıyor… Bu ne kadar inandırıcı olabilir ki? Tarihi yazılanlarla nasıl düşünüp hayal edebilirsiniz ki! Hayal dünyası sonradan zor kazanılan bir şey. Biz ülke olarak; hayallerimizi unuttuk… Bizim hayal kurmanın kötü bir şey olmadığını hatırlamaya ve kendimize hatırlatmaya ihtiyacımız var…
Dünya’da nasıl bu durum peki?
Bir Avrupa ülkesine gittiğinizde onların tarihe dair kalan binalarını koruduklarını görürsünüz. Sahip çıkarlar. Çocukları bunları görerek tarihi anlamaya ve öğrenmeye başlar… 400- 500 yıllık binaları hala ayakta durur. Yıkılmak üzere olanları dahi aslına uygun şekilde restore edilir ve korunur. Almanya'nın Nürnberg belediyesi,2. dünya savaşında yıkılmış yerleri olduğu gibi yeniden yapmış... Zannedersiniz ki 100 yıllık bir yapı… Bu çok önemli! Ortak kültür değerlerinin aktarılması ve paylaşılması sosyolojik önem taşıyor…
Bu bizi nasıl etkiliyor olabilir?
Şöyle ki ortak kültür değerlerinin sağlanamıyor oluşunu ben bugün toplum olarak birçok sorunun nedeni olarak düşünüyorum… Kendi dilimiz yok… Kültürümüz bir sürü kültürden alınmış karma bir yapıda. Ne yazık ki bir yozlaşma içerisindeyiz. İşte bu nedenle müzelerin burada çok önemli bir rolü var. Müzeler en canlı eğitim araçları… Yurt dışında birçok eğitim ve öğretim müzelerde yapılır. O yüzden bu tür kurumların çoğalması gerekir. Çocuklarımızın geleceği ve eğitimi açısından bu gerçekten çok önemli… O yüzden destek olunmalı. Çünkü bunlar ticari amaçla, para kazanmak için kurulmuyorlar…
Belirttiğim gibi para için emek verilen kurumlar değil buralar. Sponsorların bu anlamda bu tarz yerlere bakış açıları başka olmalı. Biz arkamızda bir holdingle açmadık burayı..Kendi mücadelemiz ve çabalarımızda ayaktayız ve ayakta kalmak içinde elimizden geleni yapacağız.. Bu yüzden bence bu insanlara da çok güzel bir örnek oluyor… Yani insanlar holdingler olmadan da bu tarz yerlerin açılabileceği örneğini görmüş oldular!
Müzeler, kültür politikaları demişken oyuncakları izlerken dikkatimi çeken en bariz şey; oyuncak üretilen ülkelerin azlığı oldu! Amerika, Almanya ve Japonya üçlüsü arasında dönmüş bir süre… Neden?
Bir ülkede oyuncak sektörü gelişiyor önce, ondan sonra o ülkenin ekonomisi büyüyor. Şöyle ki; önce hayaller sonra hayat geliyor! Uzay gemisi yapmadan, uzaya gidilemeyeceği düşünülmüş önce….
Peki dünya Oyuncak Müzeleri ile bağlanırınız nasıl? ‘Müze kardeşliği’ söz konusun mu?
Öncelikle 3 senelik bir müzeyiz ancak araştırma yapmamız gerektiğinde ve bağlantı kurmamız gerektiğinde dünyadan iletişimlerimiz hep oldu ancak bir kardeş müzecilik çalışmamız olmadı. Biz geçen yıl Almanya’da bir sergi açtık. ‘Oyuncakların diliyle Türkiye’ diye. Şimdi de Paris’te bir sergi açmayı düşünüyoruz. Girişimlerimiz bu yönde.

1944 yılında Tosya (Kastamonu)’da meydana gelen depremde Bilge Ergin adında 7 yaşında bir kız, oyuncak bebeği ile birlikte göçük altında kalır. Enkazdan yaralı olarak kurtulan küçük kız kısa sürede iyileşir ve plastik bebeğinin kırılan sol koluna ‘Seloteyp’ tedavisi uygular. Yılar sonra emekli bir öğretmen olarak İstanbul Oyuncak Müzesine gelen Tosya kazazedesi kader arkadaşı yorgun bebeğini Oyuncak Müzesinin 2. katında bulunan Hastane Odası kısmına yatırır. Bebeğin yanında ki siyah & beyaz fotoğraf 7 yaşındaki Bilge Ergin ve bebeğinin fotoğrafıdır.
Peki Almanya’da açtığınız sergi nasıl döndü?
Nasıl oldu biliyor musunuz? Oradaki Türkler bizimle ilgilendi ve bulunduğumuz belediyeden bize stat ayarladılar... Ve biz bu sayede götürdüğümüz oyuncakların sergisini yapabildik. Orada ki bazı giderlerle karşılanmış oldu. Oyuncakların buradan götürmek için sponsor bulduk. Gidiş-gelişlerimiz sponsorlar tarafından sağlandı. Almanlar da ilgilendi hatta şaşıranlar oldu. Bizim Avrupa’da bu imajla tanınmamız çok önemliydi.
Bu bizim kültür politikamızla ilgili sanırım?…
Evet. Kültür, devletlerin bir politikası olmalı ve vizyon katmalı. Bu unsurlar sağlandığı sürece aileler bir müzeye gitmenin eksikliğini duyumsar ve aile içinde de yaşatır…
Belgin Hanım çok teşekkürler… Fotoritim okurları için söylemek istediğiniz son bir mesaj var mı?
Oyuncaklar düşleri besler ve tarihe tanıklık yapar… Bu yüzden oyuncaklar çocuklarımızın oyalanması için değil dünyayı anlamaları için var olmalıdır…
Röportaj ve röportaj fotoğrafları : Pınar DAĞ
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"