Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > EKİM 2008 SAYISI - OCTOBER 2008 ISSUE > Pınar Dağ : Oyuncak Müzesi : Hayallerin Gerçeğe Dönüştüğü Yer
Pınar Dağ : Oyuncak Müzesi : Hayallerin Gerçeğe Dönüştüğü Yer


Helikon dağında oturan tanrılar tanrısı Musaların 9 güzel kızının adıdır. Musaların bir diğer adı da ‘ilham perisi’dir ve onların evi de Fransızca bir kelime olan ‘musee’dir. Müzenin kelime anlamı da buradan gelir. Yani müzeler ilhamın yaşadığı yerdir. Bu güzden ben yıllardır müze müze diye bağırıyorum. Bir ülkenin ne kadar müzesi varsa o kadar aydınlık demektir. Demokrasi, bir arada yaşama kültürü, özgürlük müzeleri olan toplumlarda mümkündür. Dikkat et gelişmiş, uygar ülkelerin müzeleri vardır. Biz demokrasiden, özgürlükten haklar talep ediyoruz, kitap okumuyoruz ama çocuklarımız okusun istiyoruz. Müzeleri olan toplumlarda kitap okuma sevgisi vardır, çünkü insanlar müzeleri gezdikçe okumaya, araştırmaya merak sararlar. Bir ülkenin kahramanları kurtlar vadisinden değil, kitap kurtları vadisinden çıkıyor. Aslolan müzedir ve ülkeler müzeleri üzerinde yükselir.

Sunay AKIN, 2007

 

 

Belgin Akın ile  ‘Oyuncak Müzesi ve Sunay Akın’ röportajı … 
 

‘Müzeler yaşayan mekânlardır’

 

Sunay Akın’ın hayalleri ve gerçeği dediği Oyuncak Müzesi nasıl kuruldu?

 

Sunay Akın’ın çocukken dünyayı cebinde taşımasıyla kuruldu demeliyiz belki de J Oyuncak Müzesi, 2005 yılında kuruldu ancak bunun tabii ki öncesi var. Şöyle ki Sunay Akın, 2000 yılından itibaren tek kişilik sahne gösterileri yapmaya başladı. Özellikle bu tarihten sonra sahne gelirlerinden ve kitaplarından elde ettikleriyle tüm bu oyuncakları satın aldı. Ve Ailesinden kalan bu tarihi köşkü, oyuncak müzesine dönüştürerek, Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından oyuncak toplayıp getirdi. Ve restore ederek 5 kattan oluşan bir müzeye, Oyuncak Müzesi haline getirdi.


Belgin Akın, müze binası girişinde
 

Müze hazırlığı öncesi dostlarınız bu fikrinize nasıl yaklaştı? Ne düşündüler?

 

Açıkçası ben bile böyle bir yer olabileceğini ve ayakta kalabileceğini düşünemiyordum. Ancak bu bizim hayat biçimimiz. Bununda artıları ve eksileri var. Böyle bir karar aldığımız için mutluyuz. Geriye dönüp baktığımızda; ‘Neden böyle bir şey yaptık’ sorusu aklımıza gelmiyor. Ama bunun daha fazla yaygınlaşması ve gelişmesi gerekiyor. Çünkü toplumların tarihle bağlarının kopmaması gerekiyor. Kendi kültürünüzün sahip çıkmak bu bir bakıma…


Sunay Akın'ın Oyuncak Müzesi için aldığı ilk oyuncak: Beyaz At
 

Önce ütopik mi gelmişti yani…

 

Evet, bana öyle gelmişti. Türkiye’de özel müzecilik dediğinizde aklınıza iki isim geliyor; Sabancı Müzesi ve Koç Müzesi. Biz nasıl yapabilirdik! Benim çok fazla kaygılarım vardı. Hayatımız, birikimimiz buraya aktarılıyor ve bizi ne bekliyor diye düşünmüştüm! Bir aile olduğunuz için bu tarz kaygıları yaşıyorsunuz ve bu olağan bir duygu durumuydu. Ancak çok destek veren oldu. Sadece manevi değil müze’nin yaşayabilmesi için bağlantılar bulup sponsor arayışına çıkan çok dostumuz oldu… Oyuncakların bakımından, binanın restorasyonuna kadar birçok şeyde dostlarımızın çok desteği oldu. ‘Dostlarınız yoksa bir yanınız hep eksik aslında  gerçekten dostlarınız yoksa olmuyor… Yıllarca insana yatırım yapmış olmamız ve bizi seven insanların hayatımızda olmasına özen göstermiş olmamız  sonunda da bize böyle bir armağanla geri döndü… Hala da dönüyor..


Belgin ve Sunay Akın
 

Oyuncak Müzesi ne tür etkinlikler sunuyor?

 

Biz her zaman, yaşayan bir müze olmasına özen gösteriyoruz. Hafta sonları Kukla tiyatromuz oluyor… İlüzyon gösteri oluyor. Fotoğrafçılık ve yaratıcılık dersleri veriyoruz. Bu tabii ki insanları daha çok buraya çekiyor… Ayrıca içine Teo Dede’nin bulunduğu bir oyuncak atölyemiz var çikolatadan yaptığımız…


Teo Dede
 

Orada ne yapılıyor?

 

Teo dedemiz var onunla birlikte çocuklar hafta sonları oyuncak boyuyorlar. Kahvaltı yapma imkanı da oluyor. Çocuklar burada oynarken aileler kahvaltı yaparak zaman geçirebiliyorlar… Üzerinde tekrar durmak isterim ki biz yaşayan, nefes alan bir müze olmasını isteyerek başladık… Ve buraya gelen her insanında kendini buraya ait hissetmesini istedik. Buranın bir parçası gibi hissetmelerini önemsedik.  Her yıl yeni bir çalışma yeni bir etkinlik katmak bizim içi önemli… Çünkü bizim yapmak istediğimiz şey hep bu oldu…


Teo Dede Hollandalı. Ülkesinde uzun yıllar, Hollanda’da yaşayan Türklerin neden suç işlediklerinin sosyolojik kısmıyla ilgili araştırmalar yapmış biri. Bunların detaylarını araştırmak için Türkiye’ye geldiğini ve bir daha da ülkesine dönmediğini belirtiyor… Uzun yıllardır eşiyle İstanbul’da ve haftanın iki günü Oyuncak Müzesi atölyesinde kendisinin hazırladığı ahşap oyuncaklarla çocuklara boyama tekniklerini öğretiyor…

 

Peki şu anda Oyuncak Müzesi ne kadar tanınıyor?

 

3 yıllık bir müze olmasına rağmen hızlı yol aldığımızı belirtmek isterim. Ancak bunu Sunay Akın’a borçluyuz. Sunay Akın yıllardan beridir Oyuncak Müzesinden çok önceleri yazdığı kitaplarını ve aktarabileceklerini hiç durmadan gönüllü olarak liseli gençlerle paylaştı. Bu nedenle Sunay öğrenciler tarafından, öğretmenler tarafından tanınan, kitapları okunan bir yazar. Tabii böyle bir yazarın bu müzeyi açmış olması, Oyuncak Müzesinin tanınırlığını kolaylaştırdı. Yazdıklarını durmadan paylaştı.

 

‘Oyuncak müzesinin bir sloganı var, Oyuncak Müzesinden çıkarken bir elinizde çocuğunuz bir elinizde çocukluğunuz’


 

Bir bakıma Oyuncak Müzesi, Sunay Akın’ın iç dünyasının dışarıya dönük tarafı. Kendisinin iç yolculuğuna bizi de taşıyor olduğu kıymetli bir durum… O zaman  müze bir nevi yazdıklarının ve iç dünyasının altını çizmiş oldu J

 

Evet, aynen öyle. Yani sıradan biri açmış olsaydı kısa sürede bu kadar tanınmıyor olabilirdi müze… Aslında iç yolculuğunun bir kısmına tanık oluyorsunuz… (Gülüyor..) Çünkü Sunay’da yollar çok…


 

Müzeyi çok insan görmeye geliyor mu? İstanbul dışından başka şehirlerimizden gelen okullar oluyor mu?

 

Yaz dönemi ziyaretçi sayısında düşüş olsa da genelde yoğun bir trafiğimiz var. Okullar açıldı ve kış döneminde ziyaretçi sayısında da artış oluyor. Okullar açılınca öğrenciler gelmeye başlıyor. İstanbul’da ki birçok okul müze ziyaretleri düzenliyor. İstanbul dışında da var ama çok değil.


Belgin Akın
 

Turistler geliyor mu? Tur acenteleri var biliyorsunuz. İstanbul’u bir paket gibi satıyor ve önemli olan tüm yerlerini gezdiriyorlar… Sultanahmet’ten tutunda önemli müzeleri gezdiriyorlar… Oyuncak Müzesi neden bu paketin içinde olmasın?

 

Maalesef ki yok. Bununla ilgili çalışmalarımız oldu ancak maalesef ki başaramadık açıkçası… O da yine bizim Türkiye’nin kanayan bir yarası… Şöyle ki seyahat acentelerini suçlamak yada benzeri bir cümle değil kuracağım ancak acentelerin böyle bir kaygısı yok. Türkiye’de şöyle önemli bir yer var yada müze var demiyorlar… İstanbul’da yapılan turizm bence ticaret odaklı bir turizmi kapsıyor. Sultanahmet’e götürüyor turisti, eşya aldırıyor. Çok bağlantı kurmaya çalıştık, denedik,  Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TüRSAB) ile görüştük. Yetkililere burada böyle bir mekân var, insanlar görsünler, Türkiye’nin imajı içinde önemli olacaktır dedik. Avrupa’da her yerde Oyuncak Müzesi görebilirisiniz. Bunun Türkiye’de varlığının bilinmesi kültürel anlamda değerli bir imaj yaratacaktır dedik. Ancak çok denememize rağmen bize dönen olmadı. Çünkü buradan turistleri alıp, alış verişe götürebilecekleri bir yer yok özetle! 3 senedir hakikaten çok uğraştık ve olmadı, olmuyor. Anadolu yakasında olmanın güzergahlarına ters olduğunu söylüyor, karşıdan karşıya geçiremeyiz diyorlar! Bence çoğu acentenin, İstanbul’da bir Oyuncak Müzesi olduğundan haberi yok.


 

Müzedeki en eski oyuncak 1800’lü yıllara ait. Nasıl ulaşıyor ve alıyorsunuz oyuncakları? Pahalı oluyor mu?

 

Sunay Akın, müzenin ilk kurulma aşamasında senelerce yurt dışına gitti ve dünyayı gezerek oyuncak topladı. Bavul bavul oyuncak getirdi. Ancak artık Internet üzerinden nerelerde neler olabileceğini daha iyi biliyor. Fiyatları konusunda söyleyebileceğim, oyuncakların gerçekten çok pahalı oldukları.


 

Türkiye’nin farklı şehirlerinden de oyuncaklar var mı?

 

Var evet. Sürekli değişiyor ve yenileri ekleniyor. Oyuncakları sistematik bir şekilde değiştirmesek de yeni oyuncak alınmışsa yada gelmişse, aynı hafta içinde müzeye koyuyoruz…



 

Oyuncak Müzesini gezerken dikkat çeken noktalardan biri arşiv niteliği taşıyor olması ve oldukça detaylı bilgi aktarıyor oluşu… Örneğin 1. Dünya savaşına ait oyuncaklar var ve Nazi döneminin, çocukları önce oyuncakla kandırıp sonrasında savaşla ağlatması önemli bir paylaşım…

 

Evet. Bizim çocukluğumuzdan kalan aklımızda olan müze, birçok objenin sıkıştırıldığı, girdiğinizde hemen çıkma isteği uyandıran, ses çıkarmamanız gereken mekânlar olarak kalır... İtiş kakış gidilen, iki piknik arasına sıkıştırılan yerler olarak bilinir. Oysa gerçek öyle değildir! Müzeler yaşayan mekânlardır. Biz burayı kurmaya karar verdiğimizde özellikle böyle olmasına dikkat ettik.


 

Yani insanların sıkılmayacağı ve bir daha gelmeyi isteyeceği bir ortam oluşturmak…

 

Evet, kesinlikle. Bizim halkımızda maalesef hal böyle olunca biz bunu yıkmak istedik. Müzelerin sıkılması gereken yerler olmadığını göstermek istedik. Gerçi son yıllarda özel müzeciliğin yeni yeni nefes almaya başlamasıyla insanların kafasındaki kalıplar biraz olsun yıkılıyor. Ancak bunun yine de ülkemiz için uzun bir süreç olacağı kanaatindeyim.

 

‘Müzeler tarihe tanıklık yaparlar... ama biz tarihi ve hayallerimizi unuttuk’


 

Bizim ülkemizde özellikle tarihi değerler ve binalar yerine, estetikten yoksun yapılar dikiliyor… Tarihi içinde barındırmayan bu yüzyılın çocuklarına, tarihe dair hiçbir aktarımda bulunmayan binalar… Bizim tarihle maalesef hiçbir bağlantımız yok. Sadece kitaplarla var. Sadece tarih kitaplarda yazılıyor… Bu ne kadar inandırıcı olabilir ki? Tarihi yazılanlarla nasıl düşünüp hayal edebilirsiniz ki! Hayal dünyası sonradan zor kazanılan bir şey. Biz ülke olarak; hayallerimizi unuttuk… Bizim hayal kurmanın kötü bir şey olmadığını hatırlamaya ve kendimize hatırlatmaya ihtiyacımız var…


 

Dünya’da nasıl bu durum peki?

 

Bir Avrupa ülkesine gittiğinizde onların tarihe dair kalan binalarını koruduklarını görürsünüz. Sahip çıkarlar. Çocukları bunları görerek tarihi anlamaya ve öğrenmeye başlar… 400- 500 yıllık binaları hala ayakta durur. Yıkılmak üzere olanları dahi aslına uygun şekilde restore edilir ve korunur. Almanya'nın Nürnberg belediyesi,2. dünya savaşında yıkılmış yerleri olduğu gibi yeniden yapmış... Zannedersiniz ki 100 yıllık bir yapı… Bu çok önemli! Ortak kültür değerlerinin aktarılması ve paylaşılması sosyolojik önem taşıyor…


 

Bu bizi nasıl etkiliyor olabilir?

 

Şöyle ki ortak kültür değerlerinin sağlanamıyor oluşunu ben bugün toplum olarak birçok sorunun nedeni olarak düşünüyorum… Kendi dilimiz yok… Kültürümüz bir sürü kültürden alınmış karma bir yapıda. Ne yazık ki bir yozlaşma içerisindeyiz. İşte bu nedenle müzelerin burada çok önemli bir rolü var. Müzeler en canlı eğitim araçları… Yurt dışında birçok eğitim ve öğretim müzelerde yapılır. O yüzden bu tür kurumların çoğalması gerekir. Çocuklarımızın geleceği ve eğitimi açısından bu gerçekten çok önemli… O yüzden destek olunmalı. Çünkü bunlar ticari amaçla, para kazanmak için kurulmuyorlar…

 

Belirttiğim gibi para için emek verilen kurumlar değil buralar. Sponsorların bu anlamda bu tarz yerlere bakış açıları başka olmalı. Biz arkamızda bir holdingle açmadık burayı..Kendi mücadelemiz ve çabalarımızda ayaktayız ve ayakta kalmak içinde elimizden geleni yapacağız.. Bu yüzden bence bu insanlara da çok güzel bir örnek oluyor… Yani insanlar holdingler olmadan da bu tarz yerlerin açılabileceği örneğini görmüş oldular!


 

Müzeler, kültür politikaları demişken oyuncakları izlerken dikkatimi çeken en bariz şey; oyuncak üretilen ülkelerin azlığı oldu! Amerika, Almanya ve Japonya üçlüsü arasında dönmüş bir süre… Neden?

 

Bir ülkede oyuncak sektörü gelişiyor önce, ondan sonra o ülkenin ekonomisi büyüyor. Şöyle ki; önce hayaller sonra hayat geliyor! Uzay gemisi yapmadan, uzaya gidilemeyeceği düşünülmüş  önce….


 

Peki dünya Oyuncak Müzeleri ile bağlanırınız nasıl? ‘Müze kardeşliği’ söz konusun mu?

 

Öncelikle 3 senelik bir müzeyiz ancak araştırma yapmamız gerektiğinde ve bağlantı kurmamız gerektiğinde dünyadan iletişimlerimiz hep oldu ancak bir kardeş müzecilik çalışmamız olmadı. Biz geçen yıl Almanya’da bir sergi açtık. ‘Oyuncakların diliyle Türkiye’ diye. Şimdi de Paris’te bir sergi açmayı düşünüyoruz. Girişimlerimiz bu yönde.


1944 yılında Tosya (Kastamonu)’da meydana gelen depremde Bilge Ergin adında 7 yaşında bir kız, oyuncak bebeği ile birlikte göçük altında kalır. Enkazdan yaralı olarak kurtulan küçük kız kısa sürede iyileşir ve plastik bebeğinin kırılan sol koluna ‘Seloteyp’ tedavisi uygular. Yılar sonra emekli bir öğretmen olarak İstanbul Oyuncak Müzesine gelen Tosya kazazedesi kader arkadaşı yorgun bebeğini Oyuncak Müzesinin 2. katında bulunan Hastane Odası kısmına yatırır. Bebeğin yanında ki siyah & beyaz fotoğraf  7 yaşındaki Bilge Ergin ve bebeğinin fotoğrafıdır.

 

Peki Almanya’da açtığınız sergi nasıl döndü?

 

Nasıl oldu biliyor musunuz? Oradaki Türkler bizimle ilgilendi ve bulunduğumuz belediyeden bize stat ayarladılar... Ve biz bu sayede götürdüğümüz oyuncakların sergisini yapabildik. Orada ki bazı giderlerle karşılanmış oldu. Oyuncakların buradan götürmek için sponsor bulduk. Gidiş-gelişlerimiz sponsorlar tarafından sağlandı. Almanlar da ilgilendi hatta şaşıranlar oldu. Bizim Avrupa’da bu imajla tanınmamız çok önemliydi.


 

Bu bizim kültür politikamızla ilgili sanırım?…

 

Evet. Kültür, devletlerin bir politikası olmalı ve vizyon katmalı. Bu unsurlar sağlandığı sürece aileler bir müzeye gitmenin eksikliğini duyumsar ve aile içinde de yaşatır…

 

Belgin Hanım çok teşekkürler… Fotoritim okurları için söylemek istediğiniz son bir mesaj var mı?

 

Oyuncaklar düşleri besler ve tarihe tanıklık yapar… Bu yüzden oyuncaklar çocuklarımızın oyalanması için değil dünyayı anlamaları için var olmalıdır…


 
Röportaj ve röportaj fotoğrafları : Pınar DAĞ


Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 14 yorum, 1-14 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
canım arkadaşım
harika olmuş..tek kelimeyle mükemmel..Müzeye gidemeden gitmiş kadar oldum dogrusu.....
tebrikler.......
berna ertunç eklemiş - adds | 02 Ekim 2008 Saat - Time 11:18
Sevgili Martı
yine nerelere uçmuşsun ve bizi de peşinde uçurdun tabi ki..
daha önce oyuncak müzesiyle ilgili yazıları internetten okuyup haberlerden izlemiştim.
bu yazıyla birlikte gidip görme merağım da uyandı doğrusu..
ellerine sağlık
xx
Oya İncepıçak eklemiş - adds | 04 Ekim 2008 Saat - Time 14:44
elınıze emegınıze saglık:D
belgın akına ve sunay akınada burdan teskkurlerımı sunmak istiyorum..oyuncak muzesını kurdukları ıcın, ayrıca tum emegı gecenlerede...
roportajınız ve fotograflar da cok guzel...
saygılar...
burcu solmaz eklemiş - adds | 04 Ekim 2008 Saat - Time 16:14
Pınar'cığım;
Bu güzel röportajın ve görsellerinle Sunay AKIN'ı ve Belgin AKIN'ı bu harika çabalarıyla daha yakından tanımış olduk.
Herşeyden önemlisi müzeye gitmenin eksikliğini duyduk.
Hayatı anlamak için...
Ellerinize sağlık.
Sevgiler.
Birgül ERKEN eklemiş - adds | 05 Ekim 2008 Saat - Time 18:15
Güzel bir konu, güzel bir mekan en önemlisi güzel insanlar. Belgin hanım ve Sunay beyin kültürümüze ciddi bir katkısıdır bu müze. Yanısıra söyleşilerinde dinleyicilerine katkılarını yakından biliyorum ve çalışmalarında kendilerine vesileyle başarılar diliyorum.
Pınar hanım çalışmanızdan ötürü sizide yürekten kutluyorum
Doğan ALPAY eklemiş - adds | 06 Ekim 2008 Saat - Time 17:01
Nefis bir röportaj olmuş.Keyfle okudum.Emeğine sağlık Pınarcım
Selamlar.sevgiler sana...
hasan sevinç eklemiş - adds | 09 Ekim 2008 Saat - Time 20:38
canım dostum biriick martım :)
çok başarılı bir çalışma , oldukça güzel bir anlatım ve fotolarla dolu , birden kendimi seninle kendimi mekanı gezerken hissettim , emeğine yüreğine sağlık
sevgiler,başarılarının devamı dileğiyle
ZEYNEP POYRAZ eklemiş - adds | 12 Ekim 2008 Saat - Time 22:23
fotoğraflar ve röportaj için söylenebilecek tek söz ...."mükemmel olmuş."konu ve konukların için ise söz bile bulamıyorum.O tatlı dilli adamdan daha fazlasını almanı beklerdim.final fotoğrafın ve final cümleler hala gönül sazımın tellerini titretmeye devam ediyor.yüreğine sağlık.16-19 mayıs 2009 büyük meke buluşmasına takvimini ayarla.bekleniyorsun.organizasyonun tanıtımında senden yardım isteyeceğim haberin olsun.
memduh ekici eklemiş - adds | 20 Ekim 2008 Saat - Time 14:57
CANIM DOSTUM..........
Herzamanki gibi Süpersin.......
Oyuncaklar Müzesi cok güzel bir Mekan olmali!!!
Fotograflara, 3yasindaki oglum Tarkan la birlikte baktik ve onunda cok hosuna gitti. Gercekten enteresant ve cok güzel bir Müze.
Kismet olursa Izine geldigimizde mutlaka gelicez Oyuncaklar Müzesine.....
Sana basarilarinin devamini diliyorum CANIM DOSTUM MARTI...............
Sevgilerimle.......
burcu can-tanilmis eklemiş - adds | 05 Kasım 2008 Saat - Time 23:49
bence cok güzel olmuş ben hayatımda böyle güzel şey görmedim onu yapan kişinin eline sağlık inşalah daha da güzel calişmaları olur
emrah eskin eklemiş - adds | 13 Mayıs 2009 Saat - Time 13:31
Değerli Sunay Amca

Ben Tuna. Henüz üç yaşındayım. Hatta üç yaş olmama iki ay var. Hatırlarsınız dün oyuncak müzenizdeydim. Annem, babaannem ve dedemle birlikte. Resim de çekinmiştik sizinle.
Biliyor musunuz Sunay Amca, bence siz önemli birisiniz. Nereden mi biliyorum? Babaannemden. Ben müzeyi gezdikten sonra atölye kısmında, bir ablanın yardımıyla “tahta aslan”ımı boyarken birden babaannem geldi, heyacanlıydı, dedeme ve anneme “Sunay Akın geldi, Tuna’nın onunla bir resmini çekelim” dedi. Ben babaannemi bilirim kolay kolay heyacanlanmaz hele de resim çektirme konusunda. Neyse ben yine de boyaların başından kalkmamak için direndim. Hatta direnişim etkili olsun diye biraz da ağlar gibi yaptım. Ama nafile. Bu sefer direnişim hiçbir işe yaramadı. Fotoğrafı çekinmekten başka çarem yoktu, boyalı ellerimle ve yüzümle sizinle aynı karede gülümsedim. Babaannem size teşekkür etti. “Tuna ilerde sizinle resim çektirdiğini arkadaşlarına gururla söyleyecek” dedi. Siz babaanneme, “Esas ben arkadaşlarıma Tunayla resim çektirdiğimi gururla söyleyeceğim.” dediniz. Bu ne manaya geliyor bilmiyorum ama babaannem sözlerinizden çok hoşlandı kendi kendine “Büyük adam, büyük adam” dedi. Büyük adam olduğunuzu aslında ben de anlamıştım. Dedemden uzundunuz mesala. Belki babamdan da. Neyse Sunay Amca resme sonradan baktım da ikimiz de yakışıklıyız vesselam.
Bu büyükleri anlamıyorum Sunay Amca, beni müzeye getirdiler en çok kendileri eğlendiler. Oyuncakların önünden ayıramadım onları. Ben uçaklara bakmak istiyorum, babaannem bebeklerin durduğu yerde takılıp kalıyor. Bir ara konuşurken duydum onun da öyle bir bez bebeği varmış. Annem de çok heyacanlıydı. Sık sık yanıma geliyor, “Bak Tuna bundan benim de vardı, bundan da, bundan da...” Onu görmeliydiniz Sunay Amca, oyuncaklarla oynayan bir çocuktu sanki. Gözleri öyle güzel parlıyordu ki. Onu bir an oyuncak savaşı yaptığımız en sevdiğim arkadaşım Süheda’ya benzettim. Ne de olsa ikisi de kız. Acaba annem de küçükken oyuncaklarını vermemek için savaşmış mıdır?
Gelelim dedeme... Dedemin belki de hiç oyuncağı olmamış. Bunu onun konuşmalarından anladım ama doğrusu buna hiç üzülmedim. Çünkü dedem de çocukken oyuncağı olmadığı için üzgün değildi. Olmamasını o kadar komik anlatıyordu ki ben bile gülüyordum. Babanneme “Ne oyuncağı, sen bebeklerle oynarken ben yaylalarda koyun otlatıp tarlalarda çapa yapıyordum. Sefa ile büyümüşsünüz sefa” diyordu. Fakat Sunay amca birşeye daha hayret ettim. Dedemin hiç oyuncağı olmamasına rağmen oyuncaklar hakkındaki bilgisine. Bana oyuncaklarla ilgili bütün bilgiyi o verdi. Üstelik öyle basit anlatıyordu ki tam benim anlayacağım gibi. Belki de bu onun öğretmen olmasıyla ilgiliydi. Neyse sonuca bakalım. Ben dedemin anlattıklarından çok şey öğrendim.
En çok itfaiyeleri sevdim biliyor musun Sunay Amca? Onları uzun uzun seyretmek istedim. Sonra arabalar, uçaklar, gemiler... Bebeklerle hiç ilgilenmedim. O kızların işi. Tencereler tavalar da. Anem onlara da dikkatle bakmamı istedi ama dedem beni bu konuda destekledi. “İstemiyorsa bakmasın kızım” dedi. Bence dedem beni desteklemekten çok kendi fikrini söyledi ama işe yaradı, bebeklerle vakit kaybetmekten kurtuldum. Anneme bakarsanız kız erkek oyuncağı diye ayrım doğru değilmiş ama şu an bununla meşgul olamam daha görecek çok şey var müzede...
Mesela Trenler. Dizi dizi trenler. Babaannem trenlerle birçok kez seyahat etmiş. Hem öyle kısa seyahatlar da değil. İki üç gün süren uzun seyahatlar. On üç on dört yaşlarında çocukmuş o zamanlar. “Yatılı okul” diye başladı anlatmaya hüzünlü hüzünlü... Okulu çok uzak bir şehirdeymiş. Evlerine tatillerde trenle gelir gidermiş. Bazen trenler çok soğuk olurmuş. Bazen yer bulamazlarmış ayakta seyahat ederlermiş. Falan falan... Bu büyükleri anlamak zor. Her konuyla ilgili anlatacak birşeyleri var.
Trenlerin olduğu yerde bir koltuk var Sunay Amca. Dedem, annem, ben, babaannem hepimiz oturduk oraya. Aynı trende gibi, yan yana. Resim de çektirdik. Çok güzel çıkmış... Biliyor musunuz orası çok hoşuma gitti. Keşke bir de oyuncaklara dokunup oynayacağım bir yer olsaydı. Mesela bir oda. Oyuncaklarla dolu bir oda... Yok yok, endişelenmeyin öyle uzun uzun kalmazdım orada, sadece yarım saatcik...
Kızılderililerden söz ettim mi? Denizaltılardan? Bu bölümlerdeki seslerden hafif ürkmedim desem yalan olur. Fakat babaannem, “her hissettiğimi anlayan babaannem” daha ben sesi farketmeden ya elimi tutuyor ya beni kucağına alıyor o bölümleri o şekilde geziyoruz. Eh kucakta olunca biraz heyacan iyi mi oluyor ne? Sesli odalardan çıkınca daha bir koşuyorum oyuncakların arasında.
Şimdi düşünüyorum da gelmemek için epey mücadele etmiştim. Müze ne bilmiyordum ki. İçinde bir oyuncak geçiyordu ama yine de bilmediğim bir yere gitmekte temkinliydim. Fakat yol boyunca tabelanızı her gördüğümüzde annemlerin heyacanlanmasından “iyi yol”da olduğumuzu anladım. Hele zürafaları gördükten sonra içeri girmek için acele bile ettim. Bahçedeki oyuncaklar ve Nasrettin hocadan sonra “tam yerine gelmişiz” dedim.
Neyse gelelim tavanarasına... Size bir sır vereyim mi Sunay Amca. Babaannem buraya bayıldı. “Kesinlikle buradan bir öykü yazacağım” dedi. Tam bir metaformuş onun için. Metafor neyse artık. Onların evinin tavanarasına benziyormuş. Babasıyla zaman zaman tavanarasına çıkıp annesinin oraya koyduğu eski oyuncaklarını ararlarmış tozlu kırık eşyaların arasından. Tıpkı Oğuz Atay’ın “Ben tavanarasınsdayım sevgilim” diye başlayan öyküsündeki gibiymiş orası. Ben “Oğuz Atay”ı da tanımıyorum ama babaannemin gösterdiği saygıya bakarsan o da mutlaka sizin gibi önemli biri.
Tavanarasını da gördükten sonra babaannem gidebileceğimizi söyledi. Ben biraz mızmızladım. “Nasıl olur? Hiç oyuncak almadan mı gidiyoruz.” dedim. Bir iki oyuncağa uzandım fakat nafile! Her seferinde birşeyle dikkatimi dağıtıp bana oyuncak isteğimi unutturdular. Alacakları olsun, ilk fırsatta yolumuzu bir oyuncakçıya düşürüp kendime alasından birkaç oyuncak aldırmazsam bana da Tuna demesinler...

Tuna Denizer
Tuna Denizer eklemiş - adds | 01 Ekim 2009 Saat - Time 22:29
Merhabalar
Size çk tşk.ler Sunay amcacığım ben her gün bu siteye bir kere giriyorum ve bakmaya doyamıyorum.İnşallah bir gün babam beni oraya götürürse çk memnun kalacağım.
Sizleride görür konuşursam dahada memnun kalacağım.
Sizleri ve müzeleri çk seven
Sevgi ve saygılarımla Öykü Ölçer.
oyku olcer eklemiş - adds | 20 Mayıs 2010 Saat - Time 13:52
birgun muhakkak oyuncak muzesini ziyaret etmek istiyorum sunay akina cok tesekkurler boyle bir projeye imza attigi icin evet siz cesaret ettiniz belkide ruhunuz hala cocuk keske bende boyle bir oyuncak dunyasinda yasamis olsaydim yalansiz riyasi tesekkurler
tugba agkale eklemiş - adds | 14 Temmuz 2010 Saat - Time 00:27
Sunay bey oyuncak müzesini çok beğendim. Böyle bir çalışma yapmanız gerçekten farklı ve aynı zamanda mükemmel olmuş. Ben de kitre bebekler yapıyorum. çalışmalarımı sizin görmenizi çok istiyorum. ancak yaptığım çalışmaları pazarlama imkanı bulamadım yardımınızı bekliyorum. Çok teşekkürler.
Döne Pala eklemiş - adds | 23 Ağustos 2010 Saat - Time 23:30
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

Fotoritim Mail-Grubu

Fotoritim Mail-List

 

 

Arşivimizden  - From Our Archives

 

Jim Zuckerman

 


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

 

 

FR'yi takip et

Follow us at

 

 

 

 

 

 

  

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.