Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > TEMMUZ 2010 SAYISI - JULY 2010 ISSUE > Prateek Dubey : Kumbh Mela Festivali
Prateek Dubey : Kumbh Mela Festivali

For English: Please Scroll Down and Read the Page


KUMBH MELA FESTİVALİ

 


“Kumbh”, Sanskritçe (Sanskrit, eski bir Hint dilidir) bir sözcüktür. Kelime karşılığı olarak “Kulpsuz Sürahi” anlamına gelir.

 

Özel olarak, “Evrensel Okyanus”u çırpıp içinden “özütünü” (Nektar- Eski Yunan ve Roma mitolojisinde tanrıların içkisidir) almayı sembolize eder. Kumbh günümüzde on iki yılda bir Hindistan’ın dört mukaddes bölgesinde yapılan bir festivaldir. Bu dört bölge Allahabad, Haridwar, Nasik ve Ujjain’dir. Hemen hemen tüm simgesel görüntülerin yer aldığı Allahabad festivali, içlerinde en ünlü olanıdır. Festival zamanları astrolojik olarak belirlenir ve genellikle dört ay sürer. Bu süreçte mübarek üç-dört günlük sürede “kutsal banyo” yapılır. Hindistan’daki tüm nehirlere tanrıça gibi hürmet edilir. İçlerinde Ganj Nehri, günahlarınızdan arınmanızda güce sahip olan en kutsal nehirdir. Bu süreçte Hindistan’ın başkenti olan Yeni Delhi’ ye yaklaşık 220 km mesafede bulunan “Kutsal Şehir” Haridwar’ da Kumbh törenleri yapılır. Haridwar, Ganj Nehri’nin kıyısında yer alır.

 

Kumbh festivali ayrıca dünyanın herhangi bir yerinden pek çok insanın bir tek etkinlikte buluşması anlamında çok büyük bir üne sahiptir. Nisan’ın 14’üne denk gelen bu zamanda 16,6 milyon insan “Kutsal Dalış” için Haridwar’daydı. Hindistan’ın bütün bölgelerinden insanlar geldi. Dışarıdan gelenler de vardı. Aralarında politikacılar, zengin sanayiciler, film yıldızları ve hatta diğer din ve inanç sistemlerinden insanlar vardı. Kimi lüks konuk evlerinde, kimi dini enstitülerde ve kimi de otellerde kaldı. Ancak büyük bir bölümü konaklama sıkıntısı nedeniyle sokaklarda kaldı. İnsanları her yerde görebilirdiniz. Hatta özel eşyalarını bir pakete sarıp çalıların ucuna asmış vaziyette çalılıkta kalanlar bile vardı. Festival, bu vesileyle “Sadu” olarak adlandırılan çok kutsal adamların tanrı vergisi olan iyiliği sezme güçleri, ihtişam ve tuhaf görünüşleriyle yer aldığı bir etkinlik olarak da çok ünlüdür. Bu insanlar dünyanın tamamen bir ilüzyondan ibaret olduğuna inanırlar ve tüm yaşantıları boyunca kendilerini dünya nimetlerinden uzak tutarak, dua ederek ve gezgin olarak yaşarlar. Kimi Himalayalar’ın en yüksek tepelerindeki mağaralarda yaşam sürer. Kimi portakal renkli kıyafetler giyinir, kimi de hiçbir şey giyinmez. Çıplak olanları “Naga Sadu” olarak bilinir. Normalde onların şehre girmesine izin verilmez ama belirli zamanlardaki dinsel durumlarda şehre gelebilirler. Geldikleri zaman birçok gösterişli tantananın eşliğinde şehre girerler. At üzerinde ya da alan yeterliyse fil üzerinde olurlar. İçimizdeki birçok fotoğrafçı sadece Naga Sadu’ları ile ilgilendi. Bu kimseler görüntü hırsızlarıydı.

 

Kutsal Banyo çok büyük bir olaydır. Birçok tarikat, dini grup o gün kafileler halinde bulunur. Bu kafileler sabahın erken saatlerinde suya girerler ve akşamın geç saatlerine kadar ayine devam ederler. İlk banyo yapanlar Naga Sadu’lardır. Her şey kavga ve izdihamı önlemek üzere hükümet tarafından düzenlenir. Lakin çok fazla insan olduğundan bazı hadiselere neden olan sıçramalar olur. Bunun yanında, böylesine büyük bir kalabalığı kontrol etmek, herhangi bir terör olayına yer vermemek hükümetin başlıca görevidir. Şehre gelen insanlar eşsiz taramalardan geçirilir. Medya çok dikkatli bir şekilde seçilir ve herkes kimlik taşımak zorundadır. Her yer polis kaynadığından ve de fotoğrafçıların görüntü almasını engellediğinden, etkinliğin fotoğraflarını çekmek büyük sorundu. Hatta uygun bir kimlik taşısanız bile paranoyak polis daha yakına girmenize engel olurdu. Öyle ki, fotoğrafçının işi çok zordu.

 

Ben dindar bir insan değilim. Kendimi akılcı bir insan olarak görürüm, fakat ne Tanrı’ ya inanları hafife alırım ne de onların adet ve törenleriyle alakalı ritüellerini. Gerçekte beni bu etkinliğe çeken şey onların inancıdır. En öncelikli duygu güçlü bir inanca sahip olmaktır. Milyonlar ortak niyetle tek bir noktada birleşiyor. Bu çok mütevazi bir şey. Hiç bir konu sıkıntısı yok. Tüm köşe bucak renk ve doku ile kaplı. Gerçekte neyin fotoğrafını çekmemem konusunda tereddüt ettim.

 

Son olarak şunu söyleyebilirim, Kumbh yaşamımı zenginleştirdi. “Normal” Bir kimse olarak birçok insana göre Böylesine büyük öneme sahip şeylerin değeri ölçülemez. İnanç dağları yerinden oynatır. İlk etapta buna tanık oldum. İnsanlar sadece iki dakikalığına dalacakları bir yere varmak için dağlık engelleri aştılar. Kendi şahsi sorunlarım onlarınkine göre önemsizdi ve onlar bu inanç yolculuğu için tüm eziyetlere katlanmaya razıydılar.

 

Prateek DUBEY

 


 

KUMBH MELA FEST

 

 

Kumbh is a Sanskrit word (Sanskrit is an ancient Indian language). Its literal meaning is ' a vessel'. Specifically it points to the vessel which held the nectar extracted by churning the cosmic ocean. Kumbh now refers to a fair which is held at four holy places of India every twelve years. These four places are Allahabad, Haridwar, Nasik and Ujjain. The Allahabad fair is the most famous and almost all the iconic images of the Kumbh are from Allahabad. The dates are determined astrologically and the duration lasts for usually four months. In these four months there are three to four auspicious dates for the grand bath.

   

All the rivers in India are revered as goddesses. The Ganges being the holiest as it is given the power to wash away your sins. This time the Kumbh happened to be at the holy city of Haridwar which is about 220 km north of New Delhi, the capital of India. Haridwar is on the banks of river Ganges.

  

The Kumbh fair is also famous for being the largest gathering of humanity anywhere in the world for a single event. This time on the 14th of April, there were 16.6 million people at Haridwar for the holy dip. People had come over from all over India, some from outside too. Amongst them were politicians, rich industrialists, film stars and even people from other faiths and religions. Some lived in posh guesthouses, some in religious institutions and some in hotels, but most with meagre possessions simply lived on the streets. You could see people everywhere. Even under small bushes with all their possessions rolled up in a packet hanging from a branch of the bush.

 

The fair is most famous for the holy men called Sadhus who bring flair, pomp and eccentricity to the whole occasion. These men believe that the world is an illusion and so live in austerity, praying and wandering all their life. Some live in caves in the upper reaches of the Himalayas. Some wear the traditional orange attire and some don't wear any clothes. The ones who live naked are known as Naga Sadhus. They are normally not allowed in a city, but on certain dates which are relevant to a religious occasion, they can come in the city. When they do, they come with a lot of pomp. On horses and, space permitting, on elephants as well. Many of us photographers have an interest in Naga Sadhus only. They are the show stealers.

  

The grand bath is a big affair. A lot of sects, religious groups hold a procession on that day. So the processions start early in the morning and keep going till late in the evening. The first ones to take a bath are the Naga Sadhus. Everything is regulated by the government to avoid chaos and fights. But with so many people involved, there are bound to be some incidents. Beside controlling such a large crowd, countering terrorism is also high on the agenda. There was an unprecedented screening of everyone entering the city. The media was carefully chosen and everyone had to carry identity papers. Taking photos of the event was a big ask as the police was everywhere and pushing the photographers away. Even with proper identity, the paranoid police would not let you take pictures from too close. So a photographer had too many challenges.

 

I am not a religious person. I consider myself a rationalist, but neither am I dismissive of those who believe in God, or their rituals. Infact it is their belief which drew me to the event. The most immediate feeling is of the force of faith. Millions converging with the same intent, its a very humbling . There is no dearth of subjects. Every nook and corner is full of texture and color. Infact I was confused as to what not to take a picture of.

 

At the end, I would say, the Kumbh made me richer in life. There are things of such great importance to so many people that a 'normal' person cannot fathom. Faith moves mountains, I saw it first hand. People surmounted mountainous hurdles to reach a place, just to take a 2 minute dip. My own problems were insignificant to theirs and they were willing to suffer anything for this religious journey.

 

Prateek DUBEY 

 
 

Fotoğrafa ne zaman başladınız? Bu ilginizin arkasında yatan sebepler nelerdir?

 

Fotoğrafa 1994’ de başladım. İşverenim ilk kameram için beni desteklediğinde. Nikon F3 ve 60 mm makro lens kullandım. Çalışmalarımı sürdürdüğüm ve baskılarımı kendim yaptığım karanlık odayı evimin içinde oluşturdum. Favori geliştiricim, tadil edilmiş bir D76’ ydı. Profesyonel anlamda bir moda tasarımcısıydım. 1996’dan itibaren kendi stüdyomu kurmaya ve de işime konsantre olmuşken fotoğrafçılığı ikinci plana attım. Bununla birlikte 2006’ da fotoğrafçılığa yeniden başlamaya karar verdim. Tamamen sayısal kamera ile çalıştım.


 

Renkli fotoğraflarınıza bakınca Hint insanının yaşam tarzına göz alıcı, çok canlı ve kışkırtıcı bir renkliliğin hakim olduğunu gözlemliyorum. Bu konuda öncelikle bir Hintli olarak siz ne düşünüyorsunuz? 

 

Hindistan renkler ülkesidir. Özellikle Hindu festivalleri çok renkli ve gürültülü geçer. Her yerde 850’ den fazla diyalekt konuşulur ve birçok zaman kısa bir seyahate çıksanız Hindistan’ da olduğunuza inanamazsınız. Ben belirli bir renk hassasiyetini elde etmek için uğraştım. Bu tip doku ve zıtlıkların Hindistan’ ı doğru tanımladığını düşünüyorum. Dahası Hindistan’ da ışık ve ‘Renklerin Işığı’, ten renkleriyle birlikte fotoğrafın sıcak ve zengin bir dokuya bürünmesini sağlıyor.


 

Özellikle turuncu… Sanırım kutsal anlamlar içeriyor. Sadu’ ların sıklıkla giyindiği bu geleneksel kıyafetlerin anlamı nedir? Bunun gibi Hint kültüründe yaygın olarak kullanılan ve önemli anlamlar içeren başka renklerden söz edebilir misiniz?

 

Turuncu (burada ‘Saffron’ olarak isimlendiririz), ateşin rengidir. Hindular yeryüzündeki tüm elementler içinde sadece ateşin saflığına inanırlar. Her ne yaparsanız yapın ateşi kirletemezsiniz. Ateş, Hindu ritüellerinin en kutsal elementidir. Düğünden festivallere, ölüme kadar ateş ya bir tanık ya da son yolculukta size eşlik eden bir araç olur. Pek çok Kuzey Hintli kutsal insan turuncu giyinir, fakat Güney’ e gittiğinizde farklı Hinduizm formları ile karşılaşırsınız. Pek çok papaz beyaz giyinir. En iyi bildiğim kadarıyla Hinduizm’ de turuncu, beyaz ve çok yoğun parlak kırmızı kutsal renkler olarak kabul edilir.  Ancak Hinduizm’ in birbirinden farklı olan pek çok dalı vardır. Bunlar Sikizm, Jainizm ve Budizm’ dir. Hepsi de kendi tadını ve renklerini Hint toplumuna kazandırır.


 

Sadular’ ın günlük hayatta sıradan halkla olan ilişkileri nasıldır? Onların dünya nimetlerinden arınmış yaşamları halktan kişilerle aralarındaki iletişimi nasıl etkiliyor?

 

Sadular’a saygı duyulur. Naga Sadular’la günlük yaşamda karşılaşılmaz. Onlar kendi hayatlarını yaşarlar ve belirli zamanlarda belirli bir yerde olmaları gerektiğinde yerlerinden çıkarlar. Pek çok Naga Sadu çıplak yaşamaz. Bir kasık kuşağı giyinirler. Fakat bazıları da sene boyunca her yerde çıplak dolaşır. Özellikle şaşırtıcı olansa Sadular’ın Gomuk’da, Ganga’nın merkezinde yaşıyor olmalarıdır. Denizden 3000 metre yüksektedir. Hatta yaz aylarında bile orası çok soğuktur. Onların orada nasıl barındıklarını merak ediyorum. Açıkçası Nagalar’la ilk karşılaşmamdı. Onların soğuk olduklarını söylemiştim ancak oldukça sıcakkanlı ve nazik buldum onları. Haşiş’ in (Haşhaş) çekirdeğini çıkarırken ve kendi hallerinde olduklarında oldukça meşguldürler. Beni en çok şaşırtansa, bu kimselerden bazılarının çok lüks ve konforlu yaşantılarını geride bırakarak, çok zengin ailelerden gelip Sadu olmalarını sonradan öğrenmiş olmamdır. Bunlardan bir tanesi bir avukattır. William Darymple’ in O’ nun hakkında yazmış olduğu  “Dokuz Hayat” adlı kitabını okumanızı öneririm.
  

 

Naga Sadu’ların normal günlerde şehre girişleri yasak. Peki, halk onları yaşadıkları mekanda ziyaret edebiliyor mu? Yoksa bu kimseler genellikle yalnız mı yaşar?

 

Değil, şehre girerler, insanlar tarafından uzaktan izlenirler. İllüzyonla sarmalanmış bir yerde bulunmayı uğursuzluk olarak değerlendirirler. Örneğin bir şehir. Bu nedenle dışarıda yaşarlar. Bununla ilgili protokolü tam olarak anlamıyorum. Ancak bir ‘Baba’ bana belirli bir zamana kadar şehre giriş izinlerinin olmadığını söylemişti. Seks, alkol ve et yemekten kaçındıkları bilinir. Ancak tamamen haşhaşla ilgilenmekteler. Her çeşit halisünasyonu onaylamayan çok zeki bir Baba ile karşılaşmıştım. Öyle ki asla uyuşturucu kullanmıyordu. Pek çok papazın saf vejetaryen olduğu bilinir. Çoğu, soğan ve sarımsaktan kaçınır. Ancak Hindistan’ ın tepe bölgelerinde keçi kurban eden topluluklar da var. Söylediğim gibi, Hindistan çok enteresan bir yer. 


 

Fotoğraflarınız gerek biçimsel gerekse de renk açısından öyle yoğun kontrastlar içeriyor ki, söz gelimi uzun saç ve sakallar, klasik ve modern yapılar, farklı renkli kıyafetler… Hepsi iç içe geçmiş bir bütünlük içinde gerçek üstü görünümlere sahipler. Festival fotoğraflarınızda dikkatimi çeken şeylerden biri de takılar. Özellikle bir karenizde Naga Sadu’ nun parmaklarındaki yüzükler düşündürücü. Takının özellikle din adamları ve Sagular’ ın yaşantısındaki yeri nedir?

 

Evet, takılar enteresan. Bir Baba’ya sordum. Bunun bir lezzet ve tarz konusu olduğunu söyledi. Bu bana çok gülünç geldi. Sonra tüm bunların birer bağlılık parçası olması da! Hepsinin nihai bir Yogi’nin izinden yürüyebilme yeteneğine sahip olmadığını hatırlamamız gerekir. Gerçek Yogi’ler çok az. Tamamen kendi dünyalarında olduklarından bir Yogi’ ye rastlamak hiç kolay değildir. Onlar herhangi birine bir şey öğretmeye ya da Tanrı’ nın bir lütfuna vesile olmaya inanmazlar. Yüzük takmış biri, büyük bir olasılıkla saygı görebilmek için bu yolda yürümek isteyen bir taklitçidir. Bu tip kimselerin ayrıca çok büyük egoları vardır.   


 

Bir diğer tezat da onca renkliliğe, şatafatlı görüntüye rağmen ifadelerdeki ağırbaşlılık. Hintli insanların ruhsal yönlerinin çok güçlü olduğu, özellikle Sadu’ ların güçlü bir ruhunun ve özel yeteneğinin var olduğu bilim adamlarınca da kabul ediliyor. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

 

Bir şeyler elde edebilmek için aklı kontrol edebilmenin çok doğru olduğunu düşünüyorum. Fotoğraf ya da meditasyon olsun. Hinduizm’de Yoga ilk kuraldır. Yoga’nın kelime anlamı “bütünleşme” demektir. Yaptığınız her harekette Tanrı ile bütünleştiğinizi düşünebilirsiniz. Öyle ki bedenin Yoga’sı (örneğin tüm pozisyonlarla birlikte), hareket etmenin Yoga’sı, paranın Yoga’sı, seksin Yoga’sı vardır. Son önemli nokta ise “pranayama”, nefesin kontrol edilmesidir. Bir Yogi, özel bir yolla nefesini kontrol edebildiğinde kalp atışlarını durdurabilir veya suda 20 dakika nefessiz kalabilir. Bu durum bilimsel olarak da kayıtlara geçmiştir. Ancak bu örnekler çok nadirdir. “Bir Yogi’nin Otobiyografisi” isminde bir kitap var. Pek çok savda bulunsa da bana inandırıcı gelmiyor, ancak yine de ilgi çekici bir kitap.


 

Fotoğraflarınızdan birinde küçük bir Sadu’yu görüntülemişsiniz. Hindistan’da Sadu olabilmek için tek gereken, özel bir yeteneğin olması mıdır? Örneğin Swamiji Sri Sri Ganapathi, beş yaşında iken ilk mucizesini gerçekleştirmiş. Doğrusu çok sıra dışı bir durum.

 

O küçük Sadu bir “Fantezi Giysi!”‘nin içindeydi. Sanırım sokaktaki kafile içinde yürüyen Naga Sadu’yu etkilemek için huzura çıkarıldı. Bununla birlikte Ladak’daki ailelerin erkek çocuklarından birini rahip olmak üzere verdikleri, Budist’ler arasında bir gelenektir. Daha sonra o kişi bir okul tarafından kabul edilerek ruhani bir yaşantı sürer. Her ne kadar böyle olsa bile, eklemek zorundayım, çoğu ruhani yaşantının güçlüklerine katlanamıyor.


 

Son olarak Hintli kadınlar. Onlardan biraz bahsedebilir misiniz? Hint toplumu kadına nasıl bakar? Yeterince özgürler mi? Hindistan, inanç konusunda neredeyse bir mozaiğe hakim. Hindular, Budistler, Karmalar, Müslümanlar, Hristiyanlar… Özellikle kadınlar toplum olarak bir arada yaşayabilmenin zorluklarından nasıl etkileniyor? 

 

Hintli kadınların yolları çok uzundur. Köylerde yaşayan birçok kimse kadınlarının eğitilmesine inanmaz. Çok küçük yaşta evlenirler ve aile yapısının sürdürülmesinde rol alırlar. Onların gerçekten özgür olduklarını sanmıyorum. Burası tüm nehirleri tanrıça olarak adlandırılan bir yer. Enerjinin en son seviyedeki biçimi bir kadını sever gibi taparcasına nehri sevmektir. Kadından önce, bir kimse secde edip Lord Shiva’ nın sükunetine erişmesi gereken kimsedir. Efsane ve öykülerde kadınlar ulaşılamaz varlıklar olarak gösterilir, ancak gerçek yaşamda üzülerek belirtmeliyim ki durum tam aksi. Yasal anlamda erkeklerle eşitler, hatta onlardan daha çok haklara sahipler, fakat sosyal anlamda durum çok farklı. Yaşadığım yerde kadın ve erkekler eşittir. Ancak Hindistan’daki dört ya da beş şehirde aynı durum söz konusu değil.


 

Karma, dini bir inanç sistemi değildir. Davranışı ifade eden Sanskritçe bir kelimedir. Ebedi yasalarla yönetilen davranış ‘Dharma’ olarak adlandırılır. Dünyadaki tüm yaratıklara uygulanan mükemmel bir felsefedir. Bundan başka, evet Hindistan geleneklerin ve inanç sistemlerinin bir mozaiğidir. Buranın eşsiz bir yer olduğunu düşünüyorum. Bir fotoğrafçı için çok büyük bir ödül.

 

 

Röportaj ve Çeviri (Interview and translation by) : Hasan SÖNMEZ

 

 

 

When did you start photography? What was the reasons behind your interest?

 

I started photography in 1994. It was when my employer financed my first camera. A used Nikon F3 and a 60mm macro lens. I put up my own dark room in the house, where I processed and printed  on my own. My favourite developer was a modified D76. I was professionally a fashion designer then. Photography then took a back seat in my life as I concentrated on setting up my own studio and business from 1996 onwards. However in 2006, I decided to start photography again. I shoot digital entirely now.


 

When I look at your photographs I am seeing such a life style that is dominated by moving, impulsive and the glamorous coloration. What do you think regarding this subject particularly being an Indian?

 

India is a land of color. And especially Hindu festivals are full of color and noise. There are over 850 dialects spoken all over, and many a time if you travel a little, you can't believe that you are in India. It is a place full of surprises even for an Indian. I have worked to achieve a certain color sensibility. I think this kind of texture and contrast describes India well. Moreover, the light and the 'color of the light' in India, along with the skin tones make the frame look warm and full of texture.


 

Especially the color orange… I think it involves meanings of religious. What are the senses of those traditional clothes which Sadhus often wear? Furthermore would you tell about the other colors commonly being used and had meanings in Indian culture?

 

The color orange ( over here we call it saffron ), is the color of fire. Hindus believe that of all the elements in the world, only fire is the purest and whatever you do, cannot be polluted. Fire is the most sacred element of Hindu rituals. From weddings, to festivities and to death, fire is either used as a witness or the vehicle for the final journey. Most north Indian holy men wear orange, but if you go south, you see a different form of Hinduism. There most priests wear white. To the best of my knowledge, in Hinduism, orange, white, and deep vermillion are considered sacred. But there are many offshoots of Hinduism which have become independant religions. These are Sikhism, Jainism, Buddhism. All bring their unique flavor and color to Indian society.


 

How do relations between Sadhus and ordinary people in daily life? How do their purified lives from staffs of life affect relations between they and others?

 

Sadhus are given a lot of respect. Naga Sadhus are not encountered in daily life. They live in their own world and come out in open only during certain time, when they have to be at someplace. Most Naga Sadhus don't live naked. They wear a loincloth. But there are some who live naked throughout the year, anywhere. Particularly surprising is the Sadhus living at the origin of Ganga, at Gomukh. It is at a height of over 3000m above sea level, and is very very cold, even during summers. I wonder how they manage it. Frankly it was my first encounter with the Nagas. I was told that they are short tempered, but I found them quite affable and normal. They're just busy getting stoned on hashis and living their own life. Much to my surprise, I later learnt that some of these guys had left a comfortable lifestyle, coming from rich to super rich families and became sadhus. One of the guy is a lawyer. You can read about him in William Darymple's 'Nine Lives'.


 

Naga Sadhus do not allowed to enter city in common days. In this case, could people visit them in their places where they continue their life? Or do they live usually alone?

 

Its not, as if, they enter the city, they'll be hounded away by the people. They consider it inauspicious to be at a place which is full of illusions. Such as a city. So they live outside. I don't understand the protocol completely, but I was told by a baba that they are not allowed to enter the city till a certain date. They are also supposed to abstain from sex and meat and alcohol. But they get totally stoned on Hashish. I've met a baba, highly intelligent, who disapproves of any kind of hallucinogens. So he doesn't smoke. Most of the priests are supposed to be pure vegetarians. Most even abstain from onions and garlic. But then there are communities in hill regions of India, which believe in goat sacrifice. As I said, India is a funny place.


 

Your images include so intensive contrasts in both formal and color aspects that, for instance, there are long hairs and beards, traditional and modern buildings, clothes including different colors… All within the nested wholeness have surreal outlooks. What is also attracting my attention among all these things in your images are some accessories. Particularly there are rings on Naga Sadhu’s fingers are thought provoking. What is the importance of accessories especially in religious men and Sadhu’s?

 

Yes the accessories are funny. I asked one baba about it. He said its a matter of taste and style. I found it hilarious. After all these are attachments too! One thing we should remember is that not all are capable of letting go and walk the path of ultimate Yogi. The real Yogis are very few. Its not easy to find them since they're totally  into their own world. They don't believe in teaching anyone anything or blessing an occasion. The ones with the rings are most likely just wannabies, who've chosen to take this route to get some respect. These guys also have big egos.


 

Despite so much of coloration and pomps the another contrariety is the sedateness of expressions. The thing that Indian people are strong with their inwards, and that Sadus was accepted beside by scientist with their powerful inwards and endowments. What is your thought about this?

 

I think it is true that control of the mind is important to achieve anything. Be it photography or meditation. In Hinduism, Yoga is the primary principle. Yoga literally means to join. You are supposed to join yourself with God in every action that you do. So there is Yoga of the body ( with all the postures etc), there is yoga of action, yoga of money, yoga of sex. Then the most important level is 'pranayama', the control of breath. It is when a yogi is able to control his breath in a particular way that, he can stop his heart beat, or stay in water for twenty minutes etc etc. This has been scientifically recorded. But these instances are very rare. There is a book called 'An autobiography of a Yogi'. Though most of what it claims,I don't believe, but its an interesting read.


 

You photographed a little Sadu in one of your fest photos. What is the only required thing that being a Sadhu in India having endowment? For example Swamiji Sri Sri Ganapathi performed his first miracle while he was five. İndeed this is so extraordinary case. 

 

That little Sadhu was just in a 'fancy dress'!. I think he was presented to impress the Naga Sadhus going in a procession on the street. However, there is a tradition amongst the Buddhist in Ladakh to give one of their sons from a family to become a monk. Then he's taken over by a school, and lives a life of austerity. Though again, I must add, that most cannot take the hardships of an austere life.


 

Finally the Indian women. Would you tell us something about them? What is the sight of Indian society about them? Are they enough free? India has almost a mosaic in terms of belief. Hindus, Budists, Karmas, Muslims and Christians… How do women to be influenced by the drawbacks due to living together as a society? 

 

Indian women have a long way to go. Many in the villages don't believe in educating their women. They are married young and put to maintenance of the family structure. I don't think they are free at all. This is a land which calls all its rivers, goddesses. The ultimate form of energy is worshipped as a woman. One who had to be calmed by Lord Shiva by prostrating himself before her. In myths and stories, women are shown as the ultimate beings, but in real life, it is sadly, very different. Legally they have equal or more rights then men, but socially, they are not free to live in their own manner. Cities like Delhi and Mumbai are different. Here women are at par with men. But four or five cities don't make in India.

 

Karma is not a religious belief. It is a sanskrit word for action. Action governed by the eternal law called 'dharma'. It is beautiful philosophy which applies to every creature in the world. More on that later, but yes India is a huge mosaic of traditions and beliefs. I think it is a unique place. Very rewarding for a photographer.



Prateek Dubey
 


Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 1 yorum, 1-1 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
According to me Kumbh Mela is the most important festival a photographer should be attend. You are the lucky one. Thank you for information and wonderful photos.
ISIK TANSAL eklemiş - adds | 18 Temmuz 2010 Saat - Time 17:13
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

Fotoritim Mail-Grubu

Fotoritim Mail-List

 

 

Arşivimizden  - From Our Archives

 

Jim Zuckerman

 


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

 

 

FR'yi takip et

Follow us at

 

 

 

 

 

 

  

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.