Bookmark and Share
Rip Hopkins : Dallas Romanları


Ciprian çöp boşaltım yerindeki çocukların başı. Onların işini demirden bir el gibi yönetmekte. Son derece saygısız ve dürtüleri ile yaşamakta, ama Nicolae'den daha az hareketli, çöplerden ve zararlı gazlardan uzak bir çiftlikte hayvanları ile birlikte yasamayı hayal ediyor. Paranın değer ve ölçümünü de sadece satın alabileceği hayvana göre yapıyor … “Çok para ile, bir domuz alabilirim, daha çok para ile de iki tane alabilirim.“ Ciprian kendinden konuşmaya başladığımız anda çarçabuk durumu ile alay ederek, durmadan fıkra anlatıyor, şarkılar söylüyor.

Ciprian est le chef des enfants de la décharge. Il gère leur travail d'une main de fer. Impertinent et instinctif, mais moins vif que Nicolae, il rêve de s'installer dans une ferme avec des animaux, loin des déchets et du gaz nocif. Il n’évalue la valeur de l'argent qu’à l'aune du nombre de bêtes qu'il pourra s'offrir : “avec beaucoup d'argent, je pourrais acheter un cochon, avec énormément d'argent, je pourrais en acheter deux”. Ciprian est prompt à tourner en dérision sa situation et lorsqu’il se met à parler de lui, il ne cesse pas de recourir à des blagues et à des chansons.



Cluj’s çöp toplama merkezi, Şubat 1998. Violetta ve Lula 22 yıl diktatörlük yapmış Cavusesku’ nun panosu ile oynuyor.


Cluj’s municipal rubbish dump, february 1998. Violetta and Lula play amongst the remenants of Ceaucesu’s 22 year dictatorship.


Dallas’ın 200 çingene topluluğu, Transilvanya`nin ikinci büyük şehri, Cluj-Napoca Belediyesi çöplüğünden çöp toplayarak yaşamlarını sürdürmekte. Çingeneler kara mizahları ile tanınmakta olup yasadıkları mekanı; hem -bu küçük gecekondu mahallesinde- yaşanan bir çok entrika ve karmaşık asklardan, hem de JR ve Sue Hellen in yaşadığı şatafatın tam tersi sefaletten sebep Dallas olarak adlandırmışlardır. Dallas da otuza yakin aile yasamakta. Aile temel sosyal yapı olup bir ekip halinde hareket etmekte. Baba yüzbaşı rolünü üstlenmiş; anne onun yardımcısı teğmen rolünü, çocuklarda, yedişerli gruplar halinde bölüğü oluşturmakta.

 La communauté des deux cents Tsiganes de "Dallas" vit de la récupération des déchets de la décharge municipale de Cluj-Napoca, deuxième ville de Transylvanie. Les Tsiganes, connus pour leur humour noir, ont surnommé leur territoire "Dallas", autant pour la complexité des intrigues amoureuses qui s'y déroulent que pour le paysage de désolation de ce mini-bidonville, négatif sordide des demeures fastueuses de JR et Sue Hellen. "Dallas" est composée d'une trentaine de familles ; la famille est la structure sociale de base et elle fonctionne comme une équipe : le père joue le rôle du capitaine, la mère est son lieutenant, les enfants, au nombre de sept, forment la troupe.


 



Lacatus’un ailesi Dallas’ın sıradan ailelerinden birisi… Aileler çöpten toplanmış malzemelerden imal edilmiş onar metrekarelik barakalarda yaşıyor.
Anne ev ile uğraşırken, baba yarım günlük mesai ile çöp boşaltım yerinde, çocuklar ise okulda olmadıkları zaman içinde çöp boşaltım yerinde çalışıyor ve uyuyorlar…  Aileler için çocuklar, hemen hemen tüm çingene topluluklarında olduğu gibi beleş el emeği (işçi). Bu mantık ile hayat devam ettiğinde, çok nadiren bir çingene çocuğu 14 yasından sonra eğitim hayatini devam ettirebiliyor. Ailenin ilk iki çocuğu Nicolae (on bir yasında) ve Ciprian (on üç yaşında), kendi istekleri, hayalini kurdukları yasam ile ailelerinin onlardan beklentileri arasında kalmışlar… Kardeşler durumlarından kara bir mizah ve şaşırtan bir ileri görüşlülükle bahsediyor. Her ikisi de aile kavramının çalışmasının sigortası Ciprian kuvveti ile, Nocilae de aklı ve nezaketi ile. 

 

La famille Lacatus est une famille ordinaire de "Dallas" où ils habitent une cabane de dix mètres carrés, construite avec des matériaux récupérés sur les décharges et les poubelles. La mère s’occupe de la maison, le père travaille à temps partiel sur la décharge et les enfants, quand ils ne sont pas à l’école, travaillent et dorment sur la décharge. Les parents, comme c'est souvent le cas chez les Tsiganes, considèrent leurs enfants comme une main d’œuvre gratuite et corvéable à merci. Cette mentalité a la vie dure et il est rare qu'un enfant poursuive ses études au-delà de l’âge de quatorze ans. Les deux aînés, Nicolae (onze ans) et Ciprian (treize ans), sont écartelés entre leurs propres désirs et ce qu'attendent d'eux leurs parents. Les frères parlent de leur situation avec humour noir et une lucidité étonnante. Tous deux assurent le fonctionnement de la cellule familiale, Ciprian par sa force, Nicolae par son intelligence et sa finesse.


İris Roma topluluğu, Şubat 1998. Alia kocası ve 12 çocuğu ile yaşadığı evinin yeni odasını temizlerken.

 

 Iris Roma community, february 1998. Alia scrubs her new room, where she lives with her husband and 12 children.



Nicolae kendini bekleyen sondan ve ailesinden kaçmak istiyor, düzenli olarak öğretmenine Dallas`ı nasıl terk edebileceğini soruyor. Aklı ve alaycılığı diğer öğrencilerin kendisine saygı duymasına sebep olmuş, ona soru sormak ve ondan akıl almaktan çekinmiyorlar. İhtiyatlı, kardeşinin ve babasının yüzünün kamerada çok yakın planda çıkmaması için gözcülük ediyor. Komik ve şaşırtacak kadar da zamansız bir davranış. Kendisini ayrıcalıklı tanıtırken içine bulunduğu çıkmaza geri donuyor.  Çingene topluluğu içinde, bir `destek el`e ihtiyacı olan baba ile kendi hayal aleminde yasayan oğul arasındaki jenerasyon çatışmalarının en olağan halini temsil etmekte…

 

Nicolae veut échapper à son sort et à sa famille. Régulièrement, il demande à son maître d’école comment il pourrait quitter "Dallas". Son intelligence et son sens de la dérision inspirent le respect aux autres élèves, qui n’hésitent pas à lui demander conseil. Discret, il veille à ce que ni son frère ni son père n'en révèlent trop face à la caméra. Drôle et étonnement précoce, il s'exprime avec discernement et recul sur l'impasse dans laquelle il se trouve. Il incarne de la façon la plus évidente le conflit des générations qui traverse les communautés tsiganes, conflit entre des pères qui ont besoin de bras et des enfants qui nourrissent leurs propres rêves.



Albac Roma topluluğu, Cluj-Napoca. Damsa`nın ailesi 1960’li yıllarda inşaa edilmiş bir binanın, birinci katında, 15 metrekarelik küçük bir odada yasıyor. Roma`lılar geldiklerinde yükte hafif pahada ağır, para edecek kapı, pencere, borular vs. her şeyi söküp satmışlar. Bugün zemin katı ve ikinci kattaki odalar banyo tuvalet olarak kullanılmakta.

 

Albac Roma community, Cluj-Napoca. The Damsa family live in a small 15m2 room on the first floor of 1960’s appartment building. The Roma on arrival stripped the building of everything of any resale value : doors, windows, plumbing and floor boards. Today the rooms on the ground and second floors are used as lavatorys.




Erkek çocukların oluşturdukları çetelerde kızlar da var. Violeta (13 yasında, çok güzel ve güzel olduğunu biliyor), bana kaş göz işareti yapıyor, parmağı ile cinsel organını tutarak kendisi ile ayni yastaki Loretana ile Cipria`in seviştikleri süreçte o da benimle bir köşede seks yapmak isteğini ifade ediyor. Aşk (seks) ile ilk tanışma teneke kutulardan oluşturulmuş derme çatma bir yatak ve plastik torbalar.

 

Dans la bande des enfants, il y a aussi des filles. Violeta (treize ans, très belle et elle le sait), me fait signe, un doigt dans le sexe, et m'invite à venir copuler dans un trou, pendant que Ciprian tripote Loretana, du même âge que lui : l’initiation à l’amour a lieu sur un lit de canettes et de sacs en plastique.



Anne aile ekibinin tüm lojistik ihtiyacını karşılamaktan sorumlu. Utangaç, ihtiyatlı, ağzı sıkı, kendini ailesinin kaprislerine adamış, mesafesini korumayı tercih eden, arka planda kalan, kamera karsısında sözü; “olayların üzerine çok bir bilgim ve görüşüm yok” diye geçiştiren bununla birlikte kocasını ve çocuklarını derinden ve çok seven, özellikle de onlara yaşam gücü veren Nicolae’yi.


La mère se charge de la logistique de l’équipe familiale. Timide, discrète et soumise aux caprices de sa famille elle préfère garder ses distances, restant dans l’arrière plan, réticente à s’exprimer devant le caméra : “je n’ai pas vraiment d’avis sur les choses”. Néanmoins elle semble aimer profondément son mari et ses enfants, dont Nicolae particulièrement, c’est elle qui leur donne la force de vivre.






Çocuklar bütün gece boyunca uyumadılar, bu onları hiç üzmedi, tam tersine, çok iyi bu gece bir suru kamyon geldi, dedi Nicolae, gün doğumuna doğru çöpleri karıştırmaya devam ederken.

 

 Les enfants n'ont pas fermé l’œil de la nuit, mais cela ne les attriste pas, au contraire : "c’est bien, il y a eu beaucoup de camions cette nuit" dit Nicolae en continuant à piocher parmi les déchets dans l’aube naissante.



Bu çalışmanın başlangıcında bir babayı, benim; gerek onun çocuklarına gerekse kritik ve suçlamalara çanak tutacak davranışlarının fotoğraflarını özgürce çekmeme izin vermeye iten nedenlerini anlamakta güçlük çekiyordum. Zaman içerisinde, ortaya çıktı ki, sadece çocukları ile, onların çalışmalarından, aile yaşamının devamına katkılarından sebep gurur duymaktaydı. Hiç okula gitmemiş, okuma yazması yok, ona Gore bir çocuğun okula gidip okuma yazma öğrenmesi yerine bir çöp toplama yerinde hayatını tüketmesi son derece normal. Tüm ebeveynler, tıpkı çocukları gibi beni çok şaşırttılar. Ebeveynlerin ilgisizliğinin sebebini atalarına bağlarken, yasadıklarını da yok saymadım. Zaten, orda geçirdiğim süreçte gözlemlediğim de ebeveynlerin değil çocukların onlara sahiplendiğiydi.

 

Au début de ce travail, je comprenais difficilement les raisons qui poussaient le père à me laisser photographier en toute liberté, tant son comportement avec ses enfants pouvait prêter le flanc aux critiques et aux condamnations. Au fur et à mesure, il s’est avéré qu’il était simplement fier de ses enfants, fier de leur travail et de leur contribution à la survie de la famille. Illettré, il lui semble presque normal que ses enfants s’épuisent sur la décharge au lieu d’aller à l’école. Tous, parents comme enfants, ont su m’émouvoir et je me garderais bien de condamner le désintérêt des parents pour le sort de leur progéniture ; ils sont tout simplement dépassés par les événements. D’ailleurs, au terme de mon séjour, ce sont les enfants qui apparaissent comme les responsables des parents et non l’inverse.



Çöp boşaltım yerinde gece çalışması, çocukların aile otoritesinden uzak bir zaman geçirmesine imkan veriyor. Kazandıkları para ile okul masraflarını ödedikleri için bu gece cefasını kendileri için bir fırsat biliyorlar : "İyi ki işe gidebiliyoruz, aksi halde, okuyabilmek için paramız olmazdı".  Çalışma onlar için daha çok şişe toplayanın kazandığı bir yarışmaya benziyor. Ama bu oyun görüntüsünü altında, eğer toplanan şişe şayisi ebeveynlerin beklediklerinin altında ise çocuklar ebeveynleri tarafından dövülüyor… Çalışırken, çocuklar inanılmaz bir bağlılık gösteriyor, ne yaş ne de cinsiyet ayrımı yapmadan karşılıklı saygı çerçevesinde ekip halinde çalışıyorlar.


 Le travail de nuit sur la décharge permet aux enfants d’échapper à l’autorité des parents. Ils présentent leur calvaire nocturne comme un moyen de gagner de l'argent pour payer l’école : "mieux vaut que l'on travaille, sinon on n’aurait pas d'argent pour l’école". Le travail semble une compétition où le vainqueur est celui qui trouve le plus de bouteilles possible ; mais au-delà de cet aspect ludique, si le nombre de bouteilles est inférieur à celui attendu par les parents, les enfants seront battus. Travaillant en équipe, les enfants manifestent une cohésion à toute épreuve, un respect mutuel, sans considération d’âge ni de sexe.



 

Hava nemli ve soğuk. Sabahın alacakaranlığında uyanabilmek için, ebeveynler bir kaç yudum Suika içiyorlar, Suika bir yerel alkol turu. Topluluk içinde alkol kokusu hatırı sayılır ölçüde hissediliyor. Neredeyse her an her saat alkol tüketilmekte, zira alkol “mikropları öldürüyor”, “ısıtıyor” ve “mutlu” ediyor.

 

Il fait humide et très froid. Pour se réveiller dans la pénombre du matin, les parents boivent quelques gorgées de Suika, l'alcool fort local. L'odeur de l'alcool est omniprésente dans la communauté, et l'on boit à toute heure, car l'alcool “réchauffe”, “tue les microbes” et “rend heureux”.



Dallas Roma topluluğu, Şubat 1998. Dallas’taki adamların birçoğu yaşamını çöp boşaltım merkezinden topladıkları metallerden kazanıyor.

 

Dallas Roma community, february 1998. A few of the Dallas men earn a living making buckets from metal found on the rubbish dump.



Ludo, Dallas Roma topluluğunu çöp toplama merkezinde gece çalışmasını idare etmek üzere bırakıp giderken. Şubat 1998.

 

Ludo leaving the Dallas Roma community, heading for a nights work on the rubbish dump, february 1998.




Nicolae çöpten bir tepenin üzerinde yatarken, birden çok yakınlarında bir gaz patlaması olmuş. Nicolae; “başlarımızın üzerinden metal parçaları uçuştu, artık bıktım…  mutlu olmak için hiç bir sebebim yok, hiç bir zaman da olmadım”… Buralardan, sadece bir gün çok para bulabilirse gidebileceğini anlatıyor…


 Nicolae est couché sur les déchets quand soudain une bombonne de gaz explose à proximité, projetant des éclats de métal au-dessus de nos têtes ; Nicolae en a marre : "je n’ai aucune raison d’être heureux, je ne l’ai jamais été". Il explique qu’il aurait dû partir de chez lui le jour où il a trouvé une importante somme d’argent.



 Cluj Belediyesi çöp toplama merkezi, Şubat 1998. Bir çöp kamyonu geldiğinde koşuşturmaca başlıyor, yarış gibi en iyi –para edecek- parçaları toplama yarışı.

 

Cluj’s municipal rubbish dump, february 1998. When a dustbin truck arrives it is a race to get the best things that are tipped out.




 Sis o kadar kalın ki ayaklarımı zar zor görüyorum… Ciprian, buldozerin kepçesinden düsen çöp dalgaları üzerinde sörf yapıyor. Çok soğuk çekim yapmayı bırakıyorum. Ciprian, devam etmem için beni zorluyor ve elindeki kancayı sırtıma saplıyor, kanca montumu delip geçip sırtıma etime saplanıyor. Ne olursa olsun onu filme almamı, onunla ilgilenmemi, görüntüsünün Dallas`ın, Cluj-Napoca`nin sınırlarını asmasını istiyor. Star Cipri, çöp kralı , sineklerin kralı olmayı düşlüyor…


Le brouillard est si épais que je vois à peine mes pieds. Ciprian surfe sur la vague de déchets qui tombe devant la pelle du bulldozer ; il fait trop froid et j’arrête de tourner. Ciprian exige que je continue et brutalement il me plante son crochet dans le dos. Le métal transperce mon imperméable et pénètre dans ma chair. Il veut à tout prix que je le filme, que je m’intéresse à lui, que son image dépasse les frontières de "Dallas" et de Cluj-Napoca. Il rêve d’être "Cipri la star", le "roi de la décharge" ; le roi des mouches.



Albac Roma topluluğu Cluj-Napoca, Şubat 1998.

 

Albac Roma community, Cluj-Napoca, february 1998.



Albac Roma topluluğu, Şubat 1998.


Albac Roma community, february 1998.



Nicolae`nin  ve Ciprian`in babası 40 yasında, Lacatus ailesinin şefi. Evde, en son söz onun, çocuklarına karşı güçsüzlüğünü sıkça dile getiriyor, onlardan bahsederken bir sürü muallak sözler de ediyor, onları okula gitmeye zorladığını söylüyor, az bir zaman sonra da çöp toplama yerinden zamanında gelmezlerse okula göndermeyeceğini söylüyor… Çocukların okula gitmesi gerektiğini söylerken sözleri, talimatları Romen topluma entegre olmak istemeyen diğer çingenelerden farklı… Baba kendisinin çöp toplamasının gurur kırıcı olduğunu düşünüyor ve daha saygın bir iste çalışmak istediğini soyluyor.  Çocukların çöpten toplayıp getirdiği kasetleri tamir ediyor ve Dallas’ın diğer çingenelerine satıyor. Nicolae ve Ciprian, onlar da tıpkı babaları gibi daha iyi bir iş olduğuna inanıyorlar… Çöp toplayan diğer çingeneleri hor görüyorlar. Ağızlarında “çingene” kelimesi bayağılık kazanan bir anlama geliyor.


Le père de Nicolae et de Ciprian est âgé de quarante ans, il est le chef de la famille Lacatus. A la maison, il a le dernier mot, au grand dam de Ciprian. Il évoque son impuissance face à ses enfants. Mais quand il parle d'eux il accumule les contradictions ; ainsi il dit les obliger à aller à l’école, et déclare plus tard que s'ils ne vont pas à l’école, c'est qu'ils ne sont pas rentrés à temps de la décharge. Son discours est emblématique de celui des Tsiganes, de leur refus de s’intégrer dans la société roumaine en incitant les jeunes à prendre le chemin de l’école. Le père estime qu'il serait indigne pour lui de s'abaisser à travailler sur la décharge. Il préfère un travail plus respectable : il répare les radios cassettes que lui rapportent ses enfants et les revend aux autres Tsiganes de "Dallas". Nicolae et Ciprian, eux-aussi, se croient au-dessus d'un tel travail. Ils parlent avec dédain des autres Tsiganes qui ramassent les ordures... Dans leur bouche, “tsigane” prend une connotation franchement péjorative.









Çingenelere dair, bana sıkça, cevap almak istiyorsam onlara fazla soru sormamam gerektiği tavsiye edildi, bu tavsiyeleri dinlemeye çalıştım, ama aldığım cevaplar gerçekten de geçerli mi? Lacatus ailesi atik metal çöp topluyorlar ve gerçekleri yakıyorlar. Onlar kavranılamazken biz hiç bir şeyden emin olamazken onları kavramak da mümkün olmuyor.

 A propos des Tsiganes, on m’a souvent conseillé de ne pas poser trop de questions si je voulais obtenir des réponses. J’ai tenté suivre ce conseil, mais les réponses que j’ai obtenues sont-elles pour autant valables ? La famille Lacatus ramassent des déchets et brouillent des certitudes. Ils restent insaisissables et nous, sûrs de rien.

 



Çeviri (translated by) : Faika Berat PEHLİVAN

Rip HOPKINS Hakkında

1972 yılında İngiltere'de doğdu ve her daim kendini daha ileriye götürecek, deneyim kazanabileceği yeni alanlar arayışında.

 

Paris, ENS, Sanayi Yaratımı bölümünde yaptığı yüksek öğreniminden sonra, kendini fotoğrafa ve Sınır Tanımayan Doktorlar ile belgesel film çalışmalarına verdi. On seneden daha fazla bir süre; tehlike altındaki halklara ve dünyanın her yerindeki toplumun `ötekileri` ile ilgilendi.

 

Belgesel fotoğraf ile artistik ifade sınırındaki çalışmaları bol bol yayınlandı ve sergilendi. –Sözün gelişi, `gerçeklere` belgeselci yaklaşımla- artistik alanda gelişim göstermeyi tercih etti...

 

Bugün Rip Hopkins yakınlarında yeni ifade alanları arayışında. Yarattığı görüntüler yaşadığımız toplumların sıradan görüntülerini yansıtmakta. Büyük bir incelikle renk uygulamalarından serbest manzara kurgularına ve portrelere yoğunlaşmakta.

 

Basının, kurumların, reklamların taleplerine cevap verirken, fotoğrafın sınır, imkan ve suprizlerini de kullanarak şahsi projeler geliştirmekte.

 

Rip Hopkins ayni zamanda Agence Vu`nun de üyesi olup, Le Réverbère (Sokak Feneri) ve LT2 galerisinde moda ve reklamcılık bölümünde yer almaktadır.

www.riphopkins.com
 

Rip Hopkins


Né en Angleterre en 1972, Rip Hopkins est toujours à la recherche de nouveaux terrains d’expérimentation. 
 

Dès ses études à l’Ecole nationale supérieure de Création industrielle de Paris, il se consacre à la photographie et aux films documentaires avec Médecins sans frontières. Pendant plus de dix ans, il va s’intéresser aux populations en danger et aux personnes en marge de la société à travers le monde.

 

À la frontière entre photographie documentaire et expression artistique, son travail est abondamment exposé et publié. Ainsi, il dit avoir « choisi d’évoluer dans le domaine artistique tout en révélant une approche documentaire sur des contextes réels. »

 

Aujourd’hui, Rip Hopkins s’est mis en quête de nouveaux espaces d’expression tout près de lui. Les images qu’il crée donnent une vision peu banale de notre société. Il se concentre avec une grande finesse sur la pratique de la couleur et passe avec une totale liberté du paysage à la mise en scène ou au portrait.

 

Tout en répondant à des commandes pour la presse, les institutions, la publicité, il développe des projets personnels explorant toujours les limites, les possibles, les surprises de la photographie. Son travail figure dans des collections publiques et privées internationales.

 

Rip Hopkins est membre de l’Agence Vu, il est représenté par la galerie Le Réverbère et par LT2 pour la mode et la publicité.

 

www.riphopkins.com  


Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 2 yorum, 1-2 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
it is so striking documentary project. I was impressed very much.
Congratulation!

alper guclu eklemiş - adds | 04 Kasım 2008 Saat - Time 09:49
Fotoritim' i neden sevdiğimi daha önce açıklama girişiminde bulunmuş fakat bu kompleks duyguyu anlatabilecek 'kelimeleri' yeterli olgunluğa ulaştıramadığımı düşünüp vazgeçmiştim. Belki şimdi biraz daha net ama yine eksik olacak ama yine de bismillah diyorum buna çalışmaya;
Görsel sanatlarda ne yazık ki çeşitli nedenlerle hala 'ilkel' bir toplumun dönüşümü sırasında doğdum ve büyüdüm.

Sonraki aşamada kendimi bulmada ve sosyalleşmemde temel bir araç olarak gördüm 'görmeyi'. Bir sonrası 'göstermek' oldu. Bu süreci az çok gelişen iletişim imkanlarının sunduğu paylaşımlarda geliştirdim. Bu gelişmeyi ne yazık ki kısıtlayan yine paylaşımın kaçınılmaz 'ego-santrik çekim merkezleri' bozdu, sınırladı.

Erişebileceklerimi, anlatabilecekleri puantaja hapsettiğim zamanı, sistemin bir lütfu olarak gördüğüm 'teknik dışlama' ile aştım. 'Tutunamayan' bir site müdavimi olarak 'gerçeği' gerçek mekan ve insanlara gösteribelecek olgunluğa ulaşmak için çabaladım sonrasında...Fotoritim gibi nitelikli mecralar işte burada devreye girdi.Gösrel olgunluğumun gelişmesinde fotoğraf izlemenin yerinin, boş boş fotoğraf çekmeye çıkmaktan daha önemli olduğunu çok önceden anlamıştım.

Fotoritim işte bu 'gerçek göstericileri' bana sunan en rafine kaynaklardan biri...Ama onlardan ayıran yanı geç ama temelsiz, hızlı ama istikametsiz gelişen Türk fotoğrafının epistemik ve kozmetik, seçkinci fotoğraf cemaatlerinden daha özgür bir mecra olması...Cemaat diyorum çünkü bireyin özgür düşünme yetisini kısıtlayan, şeyhini uçuran ve hataları görmeyi engelleyen toz pembe ve sisli ortamı var bu kozmetik cemaatin...Ara sıra genç ve özgür dimağlar bu ringe çıkıp da kendilerini 'kullandırmadan' büyüyebiliyorsa gerçeği görmek ve göstermek noktasında onlara ne mutlu, fotoritim ve müdavimlerine ne mutlu...

Ve Rip Hopkins gibi nicelerini bizlere tanıtma fırsatını sunduğu için izleyenlerine ne mutlu. Magnum efektini taklit etmenin banallığına gömülmeyen, megapiksel ve zoom fetişizmine yenik düşmeyen, Türk fotoğrafının yeni nesil belgeselci kuşağına aynı konu olursa olsun ama sen 'kendi yolunu bul' diyen bu adama ne mutlu...

selam ve saygılarımla...
*üşenmez de bu metni çevirip muhattabına yollarsam bana ne mutlu.
*bana 301 den dava açmayan savcıya ne mutlu.


selam ve sevgilerimle
Halim Selim eklemiş - adds | 11 Kasım 2008 Saat - Time 13:14
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

Fotoritim Mail-Grubu

Fotoritim Mail-List

 

 

Arşivimizden  - From Our Archives

 

Jim Zuckerman

 


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

 

 

FR'yi takip et

Follow us at

 

 

 

 

 

 

  

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.