Arşivimizden  - From Our Archives

 

Per Valentin

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Celal Kılıç

Ergün Karadağ

Evren Şar

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

İmren Doğan

İnci İşler

Levent Yıldız

Pınar Dağ

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

ETKİNLİKLER - ACTIVITIES
Ana Sayfa - Main Page > ŞUBAT 2008 SAYISI - FEB 2008 ISSUE > Sabit Kalfagil ile Bir Soru Bir Cevap
Sabit Kalfagil ile Bir Soru Bir Cevap

Türkiye'de son dönemde fotoğrafa karşı artan aşırı talebi nasıl görüyorsunuz? Bu durumun fotoğraf sanatına katkıları ve götürüleri nelerdir? Gelecekte nasıl bir gelişme süreci bekliyorsunuz ve umuyorsunuz? Sizce biz amatörlerin nasıl bir duruş sergilemesi fotoğraf anlamında yararlı olacaktır?

 

Bu soruda “artan talepten” kasıt nedir? Fotoğrafın kendisine bir talep yok, biliyoruz. Öte yandan kendilerini “amatörce çekiyorum” diye tanımlayan ve sadece piknikte aile anıları türünden şeyleri çekenlerin işlerini basan laboratuarlar da birer ikişer kapanıyor. Çünkü bu insanlar artık baskı yaptırmıyorlar. Ekranda izlemekle yetiniyorlar. Haksız da değiller. Bu yöntem daha ucuz, hem de evde bir sürü fotoğraf kalabalığı olmuyor. CD’ler daha az yer kaplıyor.


 

Öte yandan, bu kez, fotoğrafı gerçekten amatörce bir hobi olarak yapanlar, fotoğraf sanatçıları (!) veya sanat fotoğrafçıları (!)… Bunların fotoğraf tüketimindeki payları küçüktür. Belki onlara fotoğrafın vitrin mankenleri denebilir.


 

Film ve kağıt üreten firmalar birer ikişer kapanıyor. Yakında dia filmi de bulunamayacak. Fotoğraf endüstrisi adına kötü imiş gibi görünen bu olumsuz tablonun onlar için bir olumlu yanı da var. Benim ve pek çok kişinin dolabında geçtiğimiz iki kuşağın makine ve objektifleri daha onlarca yıl kıllanılabilecekken çürüğe çıkmış bulunuyor. Bunlar ikinci el piyasasında o denli ucuzladı ki satmaya değmez. Onbinlerce dolar değerindeki orta format makine ve objektif takımı da öyle.


Bunlardan çok daha değerli teknik kamera takımları inanılmaz fiyatlara satıldı veya hiç satılamadı. Bunların yerini hızlıca üretilen dijital makineler adı. Ama bu yeterli değil. Artık makine kullanıcılarına film ve kağıt satılamayacağına göre bu açık ne ile kapanacak? Elbette kart ve CD satışı bunu karşılamaz. O halde teknolojik gelişmeleri tüketiciye öylesine taksit taksit vereceksiniz ki eldeki makineler ekonomik ömrünü doldurmadan çok önce, örneğin her altı ayda, bilemediniz yılda bir değiştirilsin, eskileri çöpe gitsin.


 

Ama ben galiba başka şeyler söylüyorum. Sizin sorunuza şimdi geliyoruz. Makine kullananlara sık sık yeni makine satmak da yetmez. Kullanıcıların sayısını da artırmak gerekir. Bunun için fotoğraf çekenleri sıkıntıya sokan “doğru fotoğraf”, “iyi fotoğraf” gibi saçmalıklarla milletin cesaretin kıran ciddi adamların karşısına yeni kuramcılar çıkartıp “kendinizi sıkmayın, düşünmeyin, çekin” mesajını vermek gerekir ki, yetenekli yeteneksiz herkes durmasın, fotoğraf çeksin.


Hatta daha üst düzeyde sanat platformlarına müdahale ederek her türlü özgürlükçü (!) sanata, sanat dallarında ki sorumlulukları yıkan disiplinler arası sanata destek çıkmak yoluyla uygun yönlendirmeler yapılabilir. Böylece dünyamızı her türden sanat objesinin çöplüğüne dönüştürme pahasına tüketim körüklenebilir.


 

Bu durumun fotoğraf sanatına etkilerine gelince; özel bir alan olan fotoğrafı bir yana bırakıp, önce sanatı konuşalım. Yüzyılın başında ortaya çıkan modernizm akımı tamamen akla ve işlevselliğe dayalı idi. Böyle bir akım içinde zanaatın ve iyi işçiliğin değeri önemlidir. Çünkü bu akım beraberinde mükemmeliyetçiliği de getirir. İkinci dünya savaşı sonunda Avrupa çok büyük yıkıma uğradı. Savaştan sonra hızlı bir yeniden yapılanma zorunlu oldu. Acele ile üretilen yapılarla, modern mimarlığın soylu eserleri yanında, çok sayıda kötü, ruhsuz ve mekanik binalar belli bir kirlilik yarattı.


Bu mekanik ortam, insanların eski mimariye özlem duymasına sebep oldu. Böylece bir karşı hareket olarak post-modernizm doğdu. Bu akım bazı nostaljik ögeleri kullanarak belli bir özlemi yanıtlarken aynı zamanda modern sanatın rasyonalist dayanağına bir tepki olarak, onun doğrularına ve kutsallarına saldırdı. Böylece bu akım insanlarda kural tanımazlık etkisi yarattı.


 

Bugün adına çağdaş sanat denilen fiili durum veya realite düşünce sistemi olarak daha çok başıboşluk olarak adlandırılabilecek sözüm ona özgürlükçü bir karakter sergiliyor. Modernizmin aksine zanaatın işçiliği ve mükemmeliyetçiliğin erdemini reddediyor. Bugün artık her hangi bir sanatın özgün diline ve tekniğine sahip olmanız gerekmez. Günün bir saatinde size gelen ilham veya bir konsepti (!) bir bilene anlatıp uygulamayı ona yaptırabilirsiniz. Eser gene de sizin olur. Böyle olunca sanatçının her hangi bir dilden ve teknikten sorumlu olması gerekmez. Olsa olsa konseptten sorumlu olur. Onun da savunması konuşma dili ile yapılır. Zaten dilin de kemiği yoktur.


Böylece teknik bilmesi gerekmeyen, bir sanatın özgün dili ile göbek bağı bulunmayan sanatçı (!) bugün heykel, yarın resim, öbür gün fotoğraf bilen birilerine hayalini anlatıp, sipariş verebilir. Hatta aynı eserin içine, hem resim, hem fotoğraf, hem de heykel koyabilir ve hiçbirinden de sorumlu olmaz. Adına disiplinler arası sanat denilen realite budur.


Bu tür karma ürünlerin bir bölümü bienallerde “enstalasyonlar” adı altında sergilenip, hayranlarını hoşnut ettikten sonra temizlikçi tarafından çöp kamyonuna taşınıyor. Birileri diyecektir ki “tiyatro da oynanıp, perde kapandıktan sonra, uçup gidiyor.” Ama onun türü başka. Fonetik sanatlar böyle olmak zorundadır. Konserler gibi, ama geride uçup gitmeyen bir metin veya konserin notaları vardır. Plastik sanat ürünleri ise istendiğinde izlenmeye hazır biçimde kalıcı olmak zorundadır.


 

Peki bu olup bitenlerin akılcı bir dayanağı, bir nedeni yok mu? Elbette var. Bu da tüketim ekonomisinin oyunudur. Böylece ortadan kalkan kurallar ve kısıtlamalar sayesinde artık, bilenle bilmeyen, yetenekli ile yeteneksiz eşit kılınıyor ki herkes sanat yapmaya soyunsun ve tüketim hızlansın. Bunun sonunda dünyanın çöplüğe dönmesi kimin umurunda? Sonuç olarak fotoğraf da bundan payını alıyor.


Bilenle bilmeyen eşitlendiğini görmek için fotoğraf makinelerinin kumandalarına bakmak yeter. O altı ayda bir yenisi çıkan aynı firmanın makinelerine bakın her birinin tuşları farklı yerdedir. Her seferinde yeniden acemi oluyorsunuz. Eskiden otuz yıl önce üretilen makine elinize geçince kitaba bakmadan beş dakika içinde kullanmaya başlardınız. Bugün ise her yeni makinenin en az yüz sayfalık el kitabı var ancak onu okuyup bir hafta sonra kullanabilirsiniz. Acemi ya da usta olmak fark etmez.


 

Bugün yurtdışında müzayedelerde satılan fotoğraflara bakınca, şaşıp kalıyorum. Hiçliğin ya da önemsizliğin sanata konu olmasını bir yere kadar anlayabilirim de, kendisi hiç ya da önemsiz olan sanat ürünlerinin baş tacı edilmesini anlayamam. Yüz binlerce dolara satılan bu eserlerin benzerlerini öğrencilerimiz ya da yeni amatörler getirip gösterseler, azar işitirler.


Eskiden olsa idi geleceğin sanatı için şunu söylerdim: “gelecekte sadece işlevsel sanatlar yaşayacaktır.” Bunlar; endüstri tasarımı, mimarlık, fotoğraf ve sinema olacaktır. Şimdi farklı düşünüyorum. Gelecekte bütün sanatlar ölecek, sadece pazarlama sanat olacaktır.


 

Fotoğraf insanlara görmeyi öğretir. İnsanlar fotoğraf çekerken mutlu oluyorlarsa (örneğin ben oluyorum) bununla yetinebiliriz. 


 

Fotoğrafçıları iki kampa ayırmak mümkündür. İlki fotoğraf mesleğini icra edenler. Fotoğrafın en önemli özelliği işlevselliği ve çoğulculuğudur. İkinci kampta amatörler var. Amatör dünya fotoğraf mesleğinin serasıdır. Orada yetişen fidanlar dış dünyaya dikilip, ulu ağaçlar olmalıdır. Nedense bizde işler böyle yürümüyor. Hani bizde ne derler; “okul başkadır, hayat başka.” Okul hayata uymuyorsa, ne işe yarar ki? Amatör dünya bir bakıma fotoğrafın okuludur. Bu dünyanın mensupları sanatçılık iddiası ile fotoğraf meslek adamlarına hor bakarlar. Meslek adamları da diğerlerini uçuk ve işe yaramaz bulurlar. Bu iki kamp bir tür bileşik kap gibi birbirlerine bağlanmadıkça iyi bir noktaya ulaşmak olanaklı görülmüyor.


 
Hazırlayanlar : Ali Emre ÇETİNER, Evren ŞAR  

Desteklerinden ötürü Sn.Emre İkizler'e teşekkür ederiz... 



Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 10 yorum, 1-10 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Öğreniyoruz...
Adına ne derseniz deyin fotoğraf uğraşısının, "İster sanat, ister keyif, ister amatör uğraşı, ister zaman geçirme, isterseniz yeni şeyler keşfetme" ne derseniz deyin bu uğraşının en büyük ismi Sabit Kalfagil ile bu röportajı yaparak, O'nun görüşlerini bir kez daha okumamızı sağlayarak, "Öğrenmemize" katkı yaptığınız için sağolun..
tahir ÖZGÜR eklemiş - adds | 04 Şubat 2008 Saat - Time 09:28
İçinde yaşadığımız dünya koşullarının fotoğrafa yansıyışını bizlere aktaran ustaya sonsuz teşekkürler.Bu röportajı Sabit Kalfagil'in güzel fotoğraflarıyla bizlere yansıtanlara da teşekkürler.
Sevgilerimle
Cem Güneysu eklemiş - adds | 04 Şubat 2008 Saat - Time 13:48
beyfendinin sözlerine dikkatle kulak vermeliyiz,çok önemli şeyler söylüyor...hepimiz üstdüzey bir pazarlama mantığının peşinden düşünmeden gidiyoruz...daha yeni yeni dijital makinalarımızı alıp kurcalarken bizde ama onlar 1,5 çarpanlıydı bakın şimdi fullframe ler var,bunları ''yeni'' yaptık diye sattırıyorlar....

inanmıyorum!!!dikkatli olalım bizler alıcıyız,pazarı bizlerin belirlemesi lazım,yoksa kaybeden fotoğraf olacak!!!
serkant eklemiş - adds | 04 Şubat 2008 Saat - Time 16:57
gerek fotograflarından gerekse röportajlarından cok şeyler öğrendiğim Sabit KALFAGİL ile yapmış olduğunuz bu röportajı için çok teşekkürler
seher başoğul eklemiş - adds | 05 Şubat 2008 Saat - Time 09:31
Sayın Hocam,
Fotoğraf sayesinde daha önce arkında olmadığımız birçok şeyin farkına varmak gibi bir kazanımımız oldu.
-Görmeyi öğreniyoruz
-Anlamayı öğreniyoruz
-Farklılığı öğreniyoruz
-Sabrı öğreniyoruz
-Ayrıca güzel insanlar tanımayı öğreniyoruz..

Söyledikleriniz Benim için önemli. Bir kutup yıldızı gibi izlemeye devam edeceğim
Fatih KISA eklemiş - adds | 06 Şubat 2008 Saat - Time 20:30
Sabit Kalfagil ülkemizin taninan ve sevilen "klasik" fotografcilarindan. Söyleside bahsettigi gibi teknolojinin, endüstriyel çikarlarin ve ticari yozlasmanin fotograf sanatina hizli bir giris yapmasiyla 5-10 senedir bir çok kisinin beyni (özellikle sanati anlamakla görevli kismi) allak bullak oldu. Bazilari da olmamis gibi yapti. Gün geçtikçe insanlari daha da salak yerine koyan, insanlari tüketimin tutsagi yapan bu sistemin meçhul! suçlularina uyuz olmaktan baska yapilacak baska bir sey de hiç bir sey yapamamak zorunda kalmak oldugu için bu konuda sayin Kalfagil'e hak veriyorum. Cagdas sanat hakkindaki ironik düsüncelerinin ise coguna katilmiyorum. Asagida direkt olarak onun bahsettikleriyle ilgili degil, genel olarak 'cagdas sanat'in öcü görülmesiyle ilgili fobiyi elestiren yorumumla devam ediyorum:

'Cagdas sanat' diye gecistirerek yeni arayislari hor görenlere, sanat denilen bu zaten saçma* seyi zorla klasik, cagdas, kuralli, kuralsiz gibi tarzlara sokmak isteyenlere artik dur! diyesim geliyor.


Her dönemde iyi ve kötü seyler yapildi. Bir sekilde bu iki sifat yapilan eserlere etiketlendi. Bu sadece günümüzün getirdigi bir 'saçma seyler' dönemi degil. Zamanindaki 'begenilmeyen' seyler saklanmadi, hepsi öldü. Bugünün bir farki da biraz önce sözü gecen teknik ilerleme sayesinde çok seyden haberdar olmamiz ve tüm verilerin birbirine bu kadar yakin olmasi.

Sanattaki su anki mesele eskisi gibi degil. Daha çok kisisel egoya dayali ve daha yaratici olma cabasinda.



Su ana kadar yapilmis seylerin tekrar aynisini yapmayi gereksiz gören ve sanata yeni yönler verme gayretinde olan bir dönem. Iyi ya da kötü tartismasini ve 'cag'dasligi da asip daha da ileriye gitmek isteyen asiri bunalima girmis zihniyeti bundan ayri tutuyorum.

Tüketim ekonomisinin oyunu herkesi istedigi materyalle sanatla karsi karsiya getirsin, bence bu ne herkesi sanatci yapar ne de sanatcinin yuregini hop ettirecek kadar bir tehlike arz eder.

Bir çizgi düsünün; bir ucu kolaylastikça diger ucu zorlasan.

Fotokritik sitesinden örnek verelim: bir çok insan sanatsal birseyler yapma derdinde. O basit, bazen gerçekten kötü fotograflara anlamlar sigdirilmaya calisiliyor, siirler yaziliyor, garip isimler veriliyor. Herkeste bir sanatci olma istegi var gibi bir izlenim var.

Ayni zamanda da cogu, sanattan bir o kadar alakasiz.
Bu ikileme bir anlam vermek zor.

Sanat yapabilme tekniklerine ulasim kolaylasiyor evet ama bu isi daha da zorlastiriyor. Hayat zorlasiyor bir kere. Kafa yoralim. Basite kacmadan.

Yoksa herkes ayni fotograflari mi ceksin? Ya da (hala) sadece Mozart mi dinleyelim?

Bence yeterince anlamaya calismiyoruz, cok fazla arastirip dünyada neler olup bitiyor takip etmiyoruz. Tek bir fotografa bakip sanatci ya da sanat hakkinda kolayca yorum yapma cesaretini bulabildigimiz için hep kolay olani seçiyoruz.
Anil eklemiş - adds | 07 Şubat 2008 Saat - Time 00:49
".........Eskiden olsa idi geleceğin sanatı için şunu söylerdim: “gelecekte sadece işlevsel sanatlar yaşayacaktır.” Bunlar; endüstri tasarımı, mimarlık, fotoğraf ve sinema olacaktır. Şimdi farklı düşünüyorum. Gelecekte bütün sanatlar ölecek, sadece pazarlama sanat olacaktır. "
Bu sözleriyle hocamızın, meselenin can alıcı noktasını çözdüğünü düşünüyorum...
bu sözler çok konuşılacaktır....
emeğinize yüreğinize sağlık dostlar...saygılarımla memduh ekici



memduh ekici eklemiş - adds | 07 Şubat 2008 Saat - Time 22:21
saygıdeğer Sabit hocam,bilgisasyarın tanımlayabildiği milyonlarca rengi şu bir avuç fotoğrafa sığdıran biri olarak duyarlı hüznünüzü çok iyi anlıyorum.ama kastettiğiniz algı eşiği bu denli sınırlı olmalı bence.yeni neslin ne Tanpınar'ın deyimiyle şirazesizolduğunu bir eğitimci olarak iliklerime dek hissediyorum ben de . lakin derinden hissettiğim ve bildiğim bir şey daha var ki sanat ruh ve algısı yaradanın bir nasibidir ve sınırlı benliklerde tecelli eder...
sizi tanımayı çok isterdim.saygılarımla...
kürşat kasap eklemiş - adds | 08 Şubat 2008 Saat - Time 21:55
Sn. Kalfagil'in görüşlerini bu kadar güzel biçimde sunduğu için fotoritim sitesini hazırlayanlara teşekkürler. Özellikle, pazarlamanın sanat konumuna yükselişi ile ilgili görüşler insanı düşündürüyor. Dilerim Sn. Kalfagil bu konuda yanılıyordur; pazarlamanın tek sanat olduğu bir dünya yaşanmaz olur çünkü...
Bülent Celasun eklemiş - adds | 21 Şubat 2008 Saat - Time 12:01
Sayın Kalfagil'in söylediklerinin büyük çoğunluğuna katılmıyorum. Örneğin,bienallerde sergilenen “enstalasyonlar”ın hayranlarını '' hoşnut '' ettikten sonra çöplüğe gittiği iddiası bence biraz abartılı olmuş. Kullanılan materyalin özelliğine bağlı olarak imha edilmesi/maddenin özüne uygun bir şekilde sonladırılması gayet normal. Kocaman bir odayı dolduran çamurun daha sonra doğaya tekrar geri dönmesinde olumsuz bir nokta yoktur Sözü edilen
“enstalasyonlar” ın büyük çoğunluğuda mümkün mertebe depolanır, ileride başka çalışmalarda kullanılmak üzere
saklanır. En önemlisi de, enstalasyonu izleyen, çözümleyen seyircinin, beyninde bıraktığı izlerdir.

Fotoğrafın evrimi teknolojiyle uyumlu bir şekilde devam ederken, çağdaş bir eğitimcinin konuya bu derece dogmatik yaklaşmasını anlamakta zorlanıyorum.
ulaş devrim karasungur eklemiş - adds | 22 Şubat 2008 Saat - Time 22:07
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

 

 

 

TFSF Onaylı Yarışmalar

Photo Contests Under TFSF Patronage

04 Ekim 2008  MERSİN FOTOĞRAF DERNEĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI

06 Ekim 2008  BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"

06 Ekim 2008  ORHAN HOLDİNG 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI

11 Ekim 2008  KONYA VALİLİĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünya İnançları"

16 Ekim 2008  AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"

28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.