Analog makineden dijital görüntüleme sistemlerine en son geçenlerden biri olmam teknolojinin biraz üst sıralarından başlamama neden oldu. DSLR Makinemi kutusundan çıkarttığımda yaptığım ilk iş kendisiyle tanışmak oldu. Önce analog bilgilerimle makinemi tanımaya çalıştım. Bu bir fotoğrafçı için çok önemli bir konudur. Fotoğraf çekerken makineye kumanda etmem gerekir. O zaman çektiğim fotoğraf bana ait oluyor. Yoksa makine kendisi bir takım görüntüleri kaydediyor anlamına gelir.
Kullanma kılavuzunu incelemeye başladım. Şayet eski bilgilerim olmasaydı kullanma kılavuzunu anlamak için de bir başka kılavuza ihtiyaç var gibi geldi bana J.
Analog makine ile aralarında çok fazla benzerlik olduğunu görmek içimi rahatlattı. Film üzerine kaydettiğim görüntüler, bunda sensör aracılığı ile hafıza kartı içinde depolanıyordu. Makinemi hiç bir zaman program modunda kullanmadım. Diyafram yada enstantane öncelikli çalıştım. Menü listesinde pek çok seçenek var. Bunların ne işe yaradığını öğrenmek bir fotoğrafçı için çok önemli. Seçeneklerin önemli bir kısmı birsefer ayarlandıktan sonra birdaha değiştirmediğiniz seçenekler olarak kalıyor. Bu rahatlatıcı. O nedenle ayarları yaptıktan sonra analog makinede dia pozitif film kullanıyormuş gibi uygulamaya geçtim. Bu aşamada öncelikli olarak gerekli olan poz ölçüm siteminin ayarlanıyor olması, ve bunu kilitliyebiliyor olmamdı. Işık değerlerini istediğim noktaya göre seçip kilitleyip kompozisyonumu kurabilmem çok önemliydi benim için.
Bakaç (Vizör) dan baktığımda ekranda görünen küçük kutucukların tek tek, yada gruplar halinde hareketlerine de müdahale edebilmem ayrı bir avantaj sağlıyordu bana. Hücreleri netlemek istediğim konu üzerine getirebilmem o bölgenin ışık ölçümünü yapabilmem kompozisyonda istediğim etkiyi vermem için önemli bir ayrıntıydı. Üstelik bunların kumandasında verdiğim değerleri hem vizörden hem de makine üzerindeki dijital ekrandan görebilmem kullanım sırasında çabukluk sağlıyordu.
Film yüzeyindeki kimyasal emülsiyonlar neticesinde oluşan görüntülerin dijital görüntüleme sisteminde kullanılan sensörlerin kaydettiği görüntüleri arasında önemli ölçüde farklılıkların olması ve bunların nasıl izole edilebilmesi gerektiği konusunda oldukça dikkatli olmak gerektiğini bir müddet sonra daha iyi anlamaya başladım. Özellikle makinemi ve teknolojiyi tanıdıkça. Eeee delikli demir çıktı mertlik bozuldu… Sensör pek çok minik algılayıcının bir araya gelerek oluşturduğu bir yüzey. Hassas bir yapı. Kolaylıkla çizilebilir. Çok uzun pozlamalardan etkilenme olasılığı var. Filmde de bu hassasiyetler vardı tabii ama bir makarada 36 kare varken bu alette bir sensör var. Tozlanması, tozu sileyim darken çizilmesi ve tabii sonrasında da önemli bir masraf kapısıyla her zaman yüz yüze olduğunuzu unutmamak gerekiyor. Evet sensor demiştik. İşte bu sensörün makine içindeki konumu ve fiziksel boyutları saptanan görüntünün boyutu açısından önemlidir. “Full frame” makineler, normal SLR makinelerde kullandığımız 36 pozluk filmlerin bir karesinin büyüklüğü ile aynı büyüklükte bir sensöre sahip makineler anlamına geliyor. Bu gördüğümüz kompozisyonun bire bir kayda alınması görüntü kaybının olmaması anlamına geliyor. Tabii sensor büyüdükçe kaydedilen görüntününde boyutları ve detayları daha daha iyi sonuç almamızı sağlıyor. İşte o nedenle SLR ve DSLR makineler arasında çarpan dediğimiz, crop farkı diyebileceğimiz, bir farklılık ortaya çıkıyor. Bu son engenç jenerasyon makinelerin bazılarında aşılmış durumda. Genellikle belli modellerin dışındaki DSLR lerin çarpanları 1,5 – 1,7 arasındadır. Yani
Filmlerde de sensörlerde de değişmeyen bir mantık var o da; formatın büyümesiyle daha detaylı görüntü kaydedildiğidir. Bu arada sensör teknolojileri de sürekli kendini yenilemekte. Bir sensörün daha az enerjii kullanması da artık dikkate alınması gereken faktörlerden biri. Sensor hücre yapılarındaki geliştirilen yeni fiziksel değişikliklerde daha keskin ve ayrıntılı görüntülerin algılanmasına yardımcı olacaktır. Teknolojinin yenilenme süreci bundan 5-6 yıl oncesinde 6 aylara kadar düşmüştü. Şimdilerde bu sanırım günler bazına kadar indi. Takip etmesi son derece zorlaştı. Teknoloji değişikliklerini takip etmek bile sanırım ayrı bir iş kolu haline geldi ya da gelecek.
Makinemin üzerindeki -/+ işaretli mod ise beni ziyadesiyle memnun etti. Dia pozitif çekim yapmak ustalarımızdan gördüğümüz ve bildiğimiz hatta deneyip baktığımız, yıllarca çalıştığımız film idi. Hata kabul etmez bir yapısı vardı. İşte bahsettiğim bu iki işareti modu çokça kullanırdım. Eski bir dostu görmüş gibi oldum. Dia çekimlerinde genelde yarım stop kadar bazen nadiren bir stop kadar az pozlayıp çekim yapardım. Daha doygun kareler elde ederdim. İşte bunu da DSLR makinemde yapabilecektim. Özellikle beyazlardaki patlamaları engelliyor -0,3 -0,7 kimi zamanda -1,0 pozlamak. Yani diadaki gibi biraz koyu çekim yapmak daha iyi neticeler veriyor.
Unutmamak gerekir ki kaydedilmeyen bir görüntüyü elde edemezsiniz, ne baskıda ne de ekranda. İşte bu koyu çekim alışkanlığım bana önemli avantajlar getirdi. Sayısal görüntülemede gölge ve ışıklı alanlar arasındaki yoğunluk farkını sola yani karanlık bölgeye toplamam bir sonraki çalışma aşamasında önemli avantajlar sağladı bana. Sayısal görüntüleri mutlaka bir işleme programından geçirmek gerekiyor. Bundan kaçış yok. Burada hedefimin, bu programlarda mümkün olan en az müdahaleyi gerektirecek şekilde çekimler yapmam olduunu anlamam çok uzun sürmedi. Açık, aydınlık bölgelerdeki müdahaleler fotoğraf işleme programlarını kullanma işinde çok çok iyi olmayanlar için özellikle son derece kabus bölgeler. İstenilen sonucun alınması da mümkün değil tam olarak. Ancak koyu bölgeleri rahatlıkla olması gereken şeklinde işleyebilmek çok daha kolaymış meğer.
Film çeşitlerine markalarına göre renkler farklılıklar gösteriyordu. Sensörlerde de bu var. O nedenle fotoğrafın renk düzenleme işlemini de yapmak gerekiyor. Tabii bu ayarlamalar agrandizör başında karanlık oda da prova baskılar ile yapılıyordu. Şimdi ise bilgisayar ekranında yapılıyor. Ancak yinede dikkatli olmak gerekir. Ne kadar fayda eder bilmiyorum çünkü ekrandan ekrana, projeksiyondan projeksiyona, renk ve kontrastlık değişkenlik gösteriyor. Baskı yapan kişinin bu konulara dikkat etmesi gerekiyor ya da baskıyı birlikte yapmak lazım.
Analog çağında renk düzeltici filtreler kullanırdım. Bunda amaç 5000-5500 kelvin deki renk ısılarını ayarlamaktı. Sök tak yapmak gerekiyordu. Oysa bu makine üzerindeki WB modu bana birçok Kelvin derecesi vermekte, hatta birtakım çizgisel ifadelerle de yardımcı olmaktaydı.
Beyaz ayarı deniyor buna. Bu ayarlar ile oynayınca çok çeşitli efektler de ortaya çıkabiliyor. Ortam ışığına göre de beyaz ayarı yapabilmeme imkan tanıyor hınzır.
Artık değişik ışık koşullarında film tak film çıkar olayı da kalktı. Duruma göre ISO – ASA ayarımı değiştirebiliyorum. Yalnız bazen bizim filmlerde Gren dediğimiz ama sayısal da noise yad a gürültü diye adlandırılan kirlenme, lekelenme gibi oluşumlar can sıkıcı olabiliyor. Ama uygun ışık koşulu varsa o ISO değeri için mükemmel sonuçlar da çıkıyor. Hakkını yememek gerek. Ama en yeni jenerasyon makinelerde yüksek ISO da gürültüyü ortadan kaldırmışlar. Bu gürültünün yok edilmesine yardımcı olan programların varlığını da biliyorum ama o gürültü dedim ya çok tatlı grenleşmeye de neden oluyor. Belki onu kaybetmek istemiyorumdur. Eskiye olan özlem mi desek ne? Bir de sarı, kırmızı, mavi ve yeşil filtrede girebiliyorsunuz bu son ürünlerde. Bu ayrıcalıklar özellikle siyah beyaz çekimlerde görüntülerin tam olarak ve istenilen kotrastlıkta kaydedilmesi ve tabi mükemmel sonuçların elde edilmesi demek.
Tüm bunların ışığında çok güzel fotoğraflar çekeceğinize inanıyorum. Ama lütfen dikkat edin; film yok nasıl olsa bir kareden 10-15 tane çekerim biri istediğim gibi olur mantığı ile hareket etmeyin. Hem makine ömrünü tüketirsiniz, hem de fotoğrafçı disiplininizi.
Işığınız bol görüşünüz keskin olsun… Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
Serdar AKYAY
FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :
Fotoğraf Sohbetleri : Serdar Akyay
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
11 Ekim 2008 KONYA VALİLİĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünya İnançları"
16 Ekim 2008 AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"