e-Panel

Anlatacağım olay Kızılırmak’ta bir baraj gölünde geçiyor ve bir göl balıkçısının yaklaşık yirmi dört saatini anlatıyor…
Barajın yükselen suları altında kalan bir köyü saklıyor bu göl.
Köy sakinlerinin evlerini biraz daha yukarılara taşımalarına sebep olan bu baraj şimdilerde hem enerji hem de sulama için kullanılıyor.
Başta tatlı su balıkçılığı kurallarından biraz bahsetmek gerekirse, öncelikle gölde balık tutacaksan eğer avlanma kurallarına ve yasaklarına dikkat etmeli, avlanma şeklini iyi belirlemeli ve buna uygun teçhizatın eksiksiz olmalıdır.
Tabii ki yiyeceğini, giyeceğini ve hatta yakacağını önceden tedarik etmelisin. Bunlar varsa ve göle kadar ulaşımını da sağladıysan, hele bir de ekip arkadaşların tecrübeliyse gölün keyfini çıkarmamak için hiç bir sebebin kalmadı demektir.
Eğer aracınla gölün kenarına kadar gitmeyi düşünüyorsan doğru aracı belirlemen hatta çamura saplanma riskini bile göze alman lazım.
Bizim de göl kenarına ulaşmamız çok kolay olmadı. Şöyle ki; ana yoldan sonra yaklaşık bir km traktör izlerinin oluşturduğu yoldan gitmek zorunda kaldık. Kimi zaman çamura da saplandık.
Göle vardığımızda gökyüzü ne açık ne de kapalıydı, ara ara yağmur çiseliyordu.
Turna balığının sahile yanaştığı ve avlanması için en güzel vakitlerdi.

Yaklaşık üç saatlik bir yolculuk sonucu göle ulaştığımız için acıkmıştık.
Balık tutmaya başlamadan karnımızı doyurmamız gerekiyordu. Bir kısmımız balık tutma hazırlığı yaparken diğerleri yemek hazırlıklarına çoktan başlamıştı.
Gündüz avlanma yöntemlerinden biri şamriyel, palet, zıpkın, şnorkel ve dalgıç gözlüğü ile dibi tarama yöntemidir. Avlanan her balık için sahile dönmen gerektiğinden başlangıçta hedef olarak iri balıkları belirlemek gerekir.

Gölden ilk hasılatı topladık.
Odunumuzu civar köylerden rica ile tedarik ettik.
Böyle yerlerde yakacak bulmak genelde zor oluyor.
Mangalı yaktıktan sonra akşam ısınmak için de yakacağın fazlasıyla olmalı…


Tavuğumuz da hazır...
Eh artık buyurun mangal sefasına.

Olta ile avlanacaksanız eğer yem çok önemlidir. Pek çok balık yemi ve hazırlama çeşidi olmasına rağmen biz yalnızca yem olarak sahte balık kullanmayı yeğledik.
Olta ile ilk tuttuğumuz balık Turna oldu.
Turnayı yakaladıktan sonra dikkat etmeniz gereken en önemli konu balığı bir süre yormanız gerektiğidir. Bu süre bazı durumlarda yarım saati bile bulabilir çünkü turna dışarı çıktığı anda esnek bir boyun kıvırmayla kancadan kurtulur ya da misinayı koparır. Turna pes etmeden asla av olmaz. Sabır burada bayağı işe yarar.

İki hafta önce aynı göle geldiğimizde avımız istediğimiz kadar bereketli geçmemesine rağmen yakaladığımız turnanın ebatları kaale alınmayacak gibide değildi. Bu sefer daha iyisini umuyorduk.

Ekip balık tutmaya konsantre olurken aşçımız da yemekten sonra demli bir çay gider düşüncesindeydi. Dışı kara içi gri cihan harbi görmüş demliğimize çayı öylece doldurup demlenmeye bıraktı.

Geçen sene aşırı sıcaklıklardan dolayı yaklaşık iki metre göl çekilmiş fakat bu sene Haziran ayında bile rekor seviyede su var. Bu da gölün balıkçılık açısından bu sene daha verimli olacağına dair bir işaret.

Doğa her daim güzeldir.

Koca göl elbette yalnızca bize ait değildi.
Diğer göl balıkçılarıyla usulüne uygun selamlaştık ve az da olsa tanıştık. Fotoğraftaki arkadaşlar belediyede çalışan itfaiye bando takımından şahıslardı. Neredeyse her hafta sonu gölde olduklarını, hatta burada kamp kurduklarını öğrendik.



Balık tutmaya biraz ara verip çaylarımızı yudumlarken oltaların yavaş yavaş toparlanması gerektiğine karar verdik.


Aracın bagajındaki düğüm olmuş balık ağı çıkarılarak düğümler çözülmeye başlanır. İlk etapta belki fark edilmeyen bu ağ, yaklaşık iki yüz metre uzunluğundaki bir bölgeye rahatlıkla serilebiliyor.

Ağı göle sererken, balıkların yavrulama döneminde atmanın doğru olmayacağını da hatırlamamız gerekir.
Balık ağı, uzunluğu yetecek şekilde belirlenen bir koya karşıdan karşıya serilir. O koya balık açısından cazip hale getirmek için yem atılabilir.
En az 6-8 saat boyunca o civara hiç uğranmaz.


Hava kararmadan önce, gece için yapılması gereken tüm hazırlıkların bitmesi gerekir.
Ve günün yorgunluğu hoş muhabbetlerle çıkarılır.

En büyük şansımız ekipteki birinin bu civar köylerden birinde oturuyor olmasıydı. Hem çevreyi iyi tanıyordu hem de balık tutmak için tüm ekipmanı neredeyse eksiksizdi. Bu yüzden traktör ve kayık konusunda da sıkıntımız olmadı.
Gece ava çıkmak için kayığa ihtiyacımız vardı ve akşamın ilerleyen vakitlerinde köyden kayığın göle getirilmesi gerekiyordu. Köye gidiş yolunda, bu dönemde avlanma yasağı bulunan tavşanları görmekse mümkündü.
Belki bizi buraya çeken unsur da buydu; doğal yaşamın güzelliği.

Yapacak bir şey yok! Saplandık ve traktörü bekliyoruz.
Bu arada bu riski her zaman göz önünde bulundurmak gerekir.
Göl balıkçılığının asıl zevkli ve mistik yanı gece avlanma kısmıdır.
Gece avlanmak için gerekli olan en önemli teçhizat araç aküsü ve ona bağlanacak olan projektördür.

Gerekli malzemeler sandala aktarılır ve sandala binecek olan ekip belirlenir.
Sandalda iki kürekçi, bir avlayan bir de yardımcısı olması yeterlidir.

Göl kenarında ateşin hiçbir zaman sönmemesi en doğrusu çünkü hem gölde geceleri bir hayli soğuk oluyor hem de aydınlanma, yer belli etme ve açlık giderme gibi sorunların bir bakıma çözümü oluyor.

Gece ay ışığı gölü aydınlatmaya başladığında, gölün dev balığı olan yayın hakkında yaşanan olaylar peşi sıra anlatılmaya başlanır.
Yayın balığı hakkında biraz bilgi vermemiz gerekirse;
Yayın balığı, gün boyunca göl dibinde kumun içine kafası dışarıda kalacak şekilde sessizce saklanır. Kafasının ucundaki duyarlı bıyıkları sayesinde menziline giren balıkları algılar ve seri bir hareket ile avını yakalar.
Genel görümü ile hantaldır fakat hem hızlı bir balıktır hem de avlanması en zor göl balığıdır.
Tembel tarzda beslenme alışkanlığından dolayı aşırı büyüyerek 400-
Yalnızca ay ışığında dolaşır. Bunun dışındaki vakitlerde sürekli avlanmak ve dinlenmek için kendini kuma gömer.
Eğer bu balığı avlamayı düşünüyorsanız kokmuş tavuk etini el değmeden olta ucuna takarak şansınızı deneyebilirsiniz. Fakat en önemli detay o kokmuş balığın kesinlikle el değmemiş olmasıdır.
Anlatılanlara göre, yayın balığının baraj türbinlerindeki suyun bu baraj gölüne akışını engellediği ve ayrıca baraja giden kanalları tıkadıkları tespit edilmiş, DSİ tarafından bu balıkların nüfusunu azaltmak için ilk etapta avcı balık olarak bilinen levrek atılmıştır. Sonrasında levrek yayın ile baş edemeyince asıl yok edici balık olan turna atılmıştır. Hızla üreyen turna balığı yayın balığının sayısını azaltmış fakat levrek soyu da dahil birçok diğer balıkların yok olma durumuyla karşı karşıya kalınmıştır.

Balıklar, sessizce kürek çekilerek kıyılarda sazlıkların arasında projektör ışığıyla aranır.
Kürek çeken arkadaş küreği sudan çıkarmadan çekmeli aksi takdirde sudaki titreşimler hatta konuşmalar tüm balıkları bölgeden uzaklaştırır.
Bazen de göl bitkilerinin arasında balık fark edilmez, hatta “bu sizce balık mı?” sorusu sıkça sorulur.

Ve gecenin ilk balığı bir Turna.
Turna balığı hakkında tecrübelerim;
Gölün en vahşi balığı turnadır. Gölde balık tutan herkes turnanın kıvraklığına ve zekâsına hayrandır, avının arkasında bile olsa bir ok hızı ile önüne manevra yaparak kafasından avını yutar.
Boyutları yaklaşık iki metreye kadar ulaşır ve büyüdükçe avlanması tehlikeli ve zordur. Genelde yılın şubat, mayıs, ekim aylarında olmak üzere senede üç defa yavrular ve her seferinde binlerce yumurta bırakır fakat yavrularının çoğunu da kendileri yer.
Bulunduğu gölün doğasına göre rengi değişir, yaşaması için suda yeterince oksijen olması gerekir. Aksi halde sürekli yüzeye oksijen almaya çıkar.
Eğer zıpkın ile avlayacaksanız işiniz çok zor, sizin en ufak hatanızda inanılmaz bir hızla o bölgeden uzaklaşır.
En sevmediği renk beyaz ve kırmızıdır. Bu iki renge reaksiyon gösterir ve saldırganlaşır. Avlamak içinde turnanın bu zaafından yararlanmak mantıklıdır. Su yüzeyinden yarım metre yukarısındaki bir avı dahi sıçrayarak tek hamlede yakalayabilecek kıvraklıktadırlar.
Yetişkin olanların ağızlarında jilet kadar keskin olan çok sayıda diş bulunur. Bu dişler solungaçlarına kadar devam eder bu yüzden solungaçtan tutup taşıması bile sakıncalıdır.
Turna balığı ördek yemeyi çok sever. Eğer gölde bir anda ördeklerden biri ufak bir çırpınma ile yok olmuşsa turnadandır ve o turnanın boyu da iki metredir teşhisi doğrudur.
Yine tespitlerimize göre boyu bir metre civarı olan turna göl kenarına sazlıkların bulunduğu bölgeye giderek göğsünü kuma yaslar ve dinlenir bunu genelde avlandıktan sonra hazmetmek için yaparlar. İşte tam o esnada oradaysanız nefis bir av yakalama şansınız olur fakat o kadar hareketsizdir ki bir ağaç dalı zannetme ihtimaliniz bile vardır.
Tatlı su balıkları içinde geri geri yüzen tek balık olduğu da bir gerçektir. Beğenmediği bir nesneyi fark edince tedirgin olur ve çok hoş bir edayla geri yüzer. Onun zekâsı insanı cezbeder. Ve bu yüzden Turna balığını avlamak bir o kadar daha zevkli olur.

Gecenin finalini kadife balığıyla yaptık.
Kadife balığı hakkında ufak bir bilgi;
Tatlı su balıkçılarına göre gölün en leziz balıklarından biri kadife balığıdır. Çünkü diğerlerine oranla daha fazla yağlıdır. Rengi itibariyle gölde yosunların arasında kaybolur fakat yine de hantallığı sayesinde her zaman kolay bir av olur.
Bizler gibi sandallarla avlanan başkaları da olmasına rağmen koca gölde yalnızca kurbağa ve böcek sesleri duyuluyordu.
Bereketli bir gün mü desem şans mı desem ama sonuçta av iyi gitmişti.
Bize yetecek mahsulü göl vermişti. Artık geri dönüyoruz.

Biraz üşüdük belki ama sonuçta keyifli bir av olmuştu.

Gün ağarmaya başladığında yorulduğumuzu yeni yeni anlamaya başlıyorduk.

Dünden serilmiş olan ağ dikkatlice toparlanır ağa takılan balıklardan küçükleri geri bırakılır.

Biz toparlanırken, sabahın o vaktinde bile olta atmaya gelenler görmek mümkün.
Her ne kadar bizim işimiz bitmiş olsa da onlar için av yeni başlıyordu.
Traktörü özellikle görüntüledim çünkü gecenin kahramanı O.
Nitekim aracımızı iki defa saplandığı çamurdan çıkardı.

Toparlanma vakti gelmişti.
Sahildeki tüm kurulu oltalar toparlanır. Çöpler poşetlenir.



Yaşanmış olan çok güzel bir yirmi dört saatin ardından, nefis manzarasını izleyerek göle veda ettik.
Rize/Pazarlı, 1972 Beykoz doğumlu. Karadeniz Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümü mezunu. Amatörce bir ilgiyle başlayan dağcılık sevdasını, ilerleyen zamanlarda üniversite bünyesinde aldığı ileri düzeyde dağcılık eğitimiyle geliştirdi. Yine o dönemlerde ileriki yıllarda hiç bırakamayacağı bir hobi haline gelecek olan fotoğrafçılık eğitimini aldı. Üniversitede iki dönem aldığı bu eğitim sayesinde bir fotoğrafçının kullanması gereken tüm araç gereçlerle tanışmış oldu. Karanlık oda kültürü ve ekipmanlarından dolayı eski filmli makinelere halen daha ilgi duyuyor.
Ankara’da özel sektörde mesleğimi icra etmekte. Evli ve bir çocuk babası.

Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.