Fotoğraf ve Şiir
Attila İlhan,Sisler Bulvarı,Dost,Ankara,1960
Dr.Çelik Erülkü Kütüphanesi,Sarıkamış,1961
Sisler Bulvarı
elinin arkasında güneş duruyordu
aylardan kasımdı üşüyorduk
ağacın biri bulvarda ölüyordu
şehrin camları kaygısız gülüyordu
her köşe başında öpüşüyorduk
sisler bulvarı'na akşam çökmüştü
omuzlarımıza çoktan çökmüştü
kesik birer kol gibi yalnızdık
dağlarda ateşler yanmıyordu
deniz fenerleri sönmüştü
birbirimizin gözlerini arıyorduk
sisler bulvarında seni kaybettim
...
...
sisler bulvarında öleceğim
...
...
bir gemi beni afrikaya götürecek
ismi bilmiyorum ne olacak
kazablanka'da bir gün kalacağım
sisler bulvarını hatırlayacağım
kırmızı melek şarkısından bir satır
lodos'tan bir satır yağmur'dan iki
senin kirpiklerinden bir satır
.....
seni hatırlatanın çenesini kıracağım
limanda vapurlar uğuldayacak
...
Şiirin bundan sonrası yok.Kitap paramparça olmuş. Çoğu yaprağı kayıp. Zaten Doktor'un kütüphanesi de darmadağın,geride pek birşey kalmamış. Mısraların sahibini ise birkaç yıl önce kaybettik.Ama öncesinde tuhaf bir şey olmuştu. Borgesvari; Şair aşk şiirlerini zamanla inkar etmişti, vefat ettiğinde şair daha ziyade siyasi tarihçi olarak biliniyordu, zaman zaman fikirlerini açıkladığı ikinci kanal ekranına hapsolmuştu. Ben de Ortodoksluklar'ı -Ece Ayhan, De, 1968, İstanbul- okumaya başladım. XXVI. bölümde ''bulanık çekimler'' diye bir tespit vardı. Malum bulanık çekimler en net görüntülerdir. Nerden mi biliyorum? Robert Frank'in fotoğraflarından! Şair ise, O, duyduğum en yalnız sesti! Şiirinin yegane izahı yine kendi şiiriydi. Ruhun ve bedenin kefaretini tek başına temsil ediyordu. ''Zaman doğranmış'' (XXIV.Bölüm) diyordu, Tarih'in muhasebesini yapıyordu, ölü şahitler için, kayıp ruhlar için, isimsiz kurbanlar için! Aktüalitenin sefaletini bilmişti. Konusu ahlaksızlık, stili şiddet, politikası cinsellikti. Aykırılığı sınırsızdı. Müdanası yoktu. Prof.Dr.Jur.Alim Şerif Onaran, Sinema Tarihi dersinde, Fransız Şiirsel Realizmi'ni ve bu akımın başyapıtı, Julien Duvivier'nin filmi Pepe Le Moko'yu (1937) anlattı. Hocam, filmlere inanırdı. Ben de inandım. Aynı günün akşamı, İzmir'de Fransız Kültür Merkezi'nde sözkonusu filmi seyrettim. Ağladım. Anladığımı sandım. Cezayir/Kasbah'ta gizlenen, Marsilyalı bir gangsterin trajik hikayesiydi! Kahramanı Jean Gabin canlandırıyordu. Film, hem hafızama hem gönlüme nakşoldu. Pepe le Moko gerçek bir başlangıçtır. Film noir türü ve Humprey Bogart'tan Richard Gere'e, Alain Delon'dan Cuba Golding Jr.'a birçok aktörün anti-hero ya da antagonist performanslarının temelinde yer alır. Konuyla ilgili herkes, bu noktada hemfikirdir. Yanısıra Michael Atkinson'un şu saptaması, filmin önemini olağanüstü bir şekilde formüle etmiştir: ''Pepe le Moko ruhu, Romantik sex-ölümü, Baudelairevari kurban olmayı ve varoluşçu ümitsizliği modernize etmektedir (demitolojize etmektedir)''.
Derken fotoğraflara da bakmaya başladım. Julia Margret Cameron'un metaforları, yalnızca fotoğraf değil aynı zamanda bir şiir tecrübesi idi. Alfred Stieglitz şiiri tanıyordu. Çevresini saran gerçeklikten, arzu ettiği kavramları damıtabiliyordu. Man Ray zaten bir şair sayılırdı. En temel prensibi, ışığı, doğaçlama ile biçimlendiriyordu. Bill Brandt, şiirini siyah-beyaz çok sert kontrast ile tanımlıyordu. Smith'in photo-essayleri, odysseiasının bölümleriydi. Robert Capa, XX.yüzyıl destanını yazdı. Andre Kertesz'in melankolik lalesi şiir değil de ne idi? Walt Whitman, Amerikan Fotoğrafı'nın alter-egosudur. Roman Vishniac'ın Kayıp Dünyası'nın her bir karesi bir elejidir. Ronis'in, Cartier-Bresson'un ya da Doisneau'nun Paris yorumları Jacques Prevert esintileri taşır. Baktım ki. Simon Norfolk, savaş alanlarında pastoral şiirin peşine düşmüştü. Alp Sime, patikasında tırmanmaya uğraşan bir varoşluyu, Zerdüşt'e dönüştürüyordu. Roland Barthes, fotoğrafın yaralayıcı niteliği, punctum, dönüştürülemez, bakışın ısrarı ile yinelenir diyor ve bu durumun bazı fotoğrafları Haiku'ya yaklaştırdığını ifade ediyordu. İkisinin de notasyonu değiştirilemez; Yoğun bir hareketsizlik içinde, bir ayrıntıya bağlı bir patlama, metnin ya da fotoğrafın penceresinde küçük bir yıldız yapar (Camera Lucida, Altıkırkbeş, İstanbul, 1992, s.57) Pekala, haikular:
Eski bir bataklık
İçine bir kurbağa atlıyor
Suyun sesi.
Basho Matsuo
Yalnızca ben vardım
Ben vardım. Çevremde
kar yağıyordu.
Kobayashi Issa
Bu sonbahar sabahı
aynaya bakarken
babamın yüzü.
Murakami Kijo
(Il muschio e la rugiada,a cura di M.Ricco e P.Lagazzi, Rizzoli, Milano, 1996)
Film-noir olur da photo-noir olmaz mı! Nicolas Mirzoeff, konuyu Weegee'nin şahsında irdelemektedir: ''O, fotoğrafın henüz doğruyu söylediği XX.yüzyıl fotoğrafçılarındandı. Doğu Yakası kent yaşamını, şiddetten cinsel aykırılığa anlatıyordu. Kamerası, bir voyeur'ün (röntgenci) silahı gibiydi. 1938'de arabasına bir polis radyosu taktırdı. Orada yapılan anonsların peşinde, cinayet kurbanlarının, olay yerinin fotoğraflarını çekti. Çekimlerinde, sahneyi etkili hale getiren, siyahları sature eden, bir Rembrandt ışığı sağlayan flaş ışığı kullanıyordu. Çalışmaları, 1945'de Naked City başlığı ile yayınlandı. Bizzat Detektif Nick Carter karakterinin yaratılmasında model oldu. Hollywood'da aktör olarak çalıştı. Naked City, 1948 yılında sinemaya uyarlandı (Yön:Jules Dassin) ve film-noir klasikleri arasında yer aldı.'' (N.Mirzoeff, An introduction to visual culture, s76-78). Sonra postmodern zamanlar geldi... Şiire karşı suç işlendiğine şahit oldum. Mısralar şairlerinden yağmalanıp kitsch sloganlar gibi sarfediliyordu. Ama Avant-Garde Modernizm, Kitsch'e karşı kodlanmıştır ve Tarih en iyi tanımlanmış copyright sistemidir. Giderek Şiir, insanlığı terketti. Edebiyat çaresiz kaldı. Sinemanın umurunda değildi. Şiirsizlik durumu Kavramsal Sanat'ın zaten konusu idi. Yeniden seyretmeye koyuldum... Şiirin muhafaza edildiği yeri keşfettim! O! Marsilya'dan; otodidakt; esrarengiz; maço; aykırı; süprem; Rimbaudvari hırçınlık, Baconvari can çekişme; Atlas kudreti; özgür beden-karanlık ruh-serbest irade; esriklik – sarhoşluk - vecd; kriminal fantazi; Kara Fotoğraf; Phoenix inadı, Magnum; İnsanlığın bütün ahlaksızlığından, sefaletinden, ızdırabından damıtılmış Masumiyet, Antoine d'Agata!
Simber Atay ESKİER
Kasım 2009, İzmir
FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :
Simber Atay Eskier : Marifet ve Methiye
Simber Atay Eskier : Aydibi Üniteleri : Fotoğrafı Düşünüyorum, Gözlerim Kapalı
Simber Atay Eskier : Sanat Mesenliği ve Fotoğraf Sanatı
Simber Atay Eskier : Rönesans ve Fotoğraf
Simber Atay Eskier : 12 Eylül, Küreselleşme ve Türk Fotoğrafı
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
e-Panel
M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı
Türkiye Sanal Fotoğraf Müzesi
Anadolu Fotoğraf Dergisi