Arşivimizden  - From Our Archives

 

Jose A Gallego

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Ayşegül Kanbak

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Celal Kılıç

Ergün Karadağ

Evren Şar

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

İmren Doğan

İnci İşler

Levent Yıldız

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

ETKİNLİKLER - ACTIVITIES
Ana Sayfa - Main Page > KASIM 2007 SAYISI > Sinan Vargı : Ağır Hüznün Mekanı : Sinop Cezaevi
Sinan Vargı : Ağır Hüznün Mekanı : Sinop Cezaevi

Camı delivermişler bir iki santim, dışarıdaki sarmaşık çiçekten bir dal almışlar parmaklıklar ile tel kafes telinin arasından geçirdikleri ipliğe sardırarak. Bulaşık yıkadıkları evyenin  üzerine çiviye  dolayıvermişler öylesine. Kadın ruhunun güzelliğini koğuşlarına yansıtmak için. Duvarlarından hala suların damladığı kırk elli kişilik koğuşun iki tuvaleti var. Kadınlar koğuşunun havalandırma bahçesi on iki metrelik duvarların ortasında üç’e yedi metre uzunluğunda bir yer. Güneşi az gördüğü için kadın mahkumların rutubetli elbiselerini kurutmaları bile mümkün değil. Onları erkek mahkumlardan ayıran kalın duvarlar şair Sabahattin Ali’nin bilemediği bir gerçeği gizliyor. Onların gökyüzünde güneş yok.. Ne kadar görmek isteseler de güneşi kocalarını veya adamlarını, kardeşlerini öldürdükleri için hapiste bile ayrı cezalılar.

 

Sobalar yazın bile yanarmış kadınlar koğuşunda, çürüyen borulardan çıkan is rutubetle birleşip aşağıya yağarmış. Kimselere duyurmadan ömür çürütmüşler burada, katil Ayşeler, hırsız Fatmalar veya kan davasını kendileri çözenler. İçerde kadınlar yok artık, kim bilir kaçı burada öldü, kim bilir kaçı dışarı çıkabildi.

 

Sinop Cezaevi burası, umudun bittiği yer olmasına rağmen özgürlük tutkusunun edebiyata şiire yön verdiği yer.


 

O devirde buraya girildiğini ama dışarı çıkılmadığını Samsun 19 Mayıs Üniversitesinin eski bir rektörünün yazısından veya itirafından anlıyoruz. Şöyle diyor eski rektör ;  “Çünkü o dönemde, Sinop Cezaevine girilir, ama çıkılmazdı. Nemden kibritin bile yanmadığı bu mekanda, mahkumlar çürümek ve ceza sürelerini tamamlayamadan ölmekle, karşı karşıya kalırlardı.”

  

Bir başka koğuş kapısı. 26.koğuşun. Kapıda tebeşirle yazılmış bir liste. “Mevcut, Bıçak Jilet, tığ, tez” şu kadar kayıtlı. Bir başka koğuş. Duvarlarında sanki biraz önce Allah kurtarsın sizi de deyip gitmiş veya iyi adamdı rahmetli diye uğurlanmış mahkumların kafa izleri duruyor. Kale duvarlarında kuşların ayağı ile gelen tohumlardan çıkmış yeşil bitkiler çiçek açmış. Demir pencere duvarlarından çıkan çiçekler 30 yılını geçiren mahkumların gördüğü tek yeşillik gri ve siyahın taş ve demirin arasındaki tek güzellik.


  

Kale günümüzden dört bin yıl önce yapılmış. Ama hapishane olarak kullanımı 1568 yılından itibaren 1999 yılında Kültür Bakanlığına devrine kadar sürmüş. Binlerce mahkum, binlerce idamlığın gelip geçtiği bu mekan artık bir müze.

 

Bir başka koridor bir başka hücre, üçü dördü bir arada görebildikleri bir şey yok duvardan başka. Şansı olan bir metre kadar bir pencerede kalın örgü telin arasından dışarıdan geçeni görebiliyor. Burası da hücrelerin kapısı… Bir başka zindan, yalnızca hela taşı ve ibrik var, on santim yüksekliğinde bir beton yatak, duvarların diplerinde akan rutubetin tahliyesi için açıldığı oluklar… Sabunluk buranın adı… Azılıların ceza yeri. Buraya giren üç yada dört gün içinde rutubetten yumuşacık bembeyaz sabun gibi çıktığı için adı sabunluk.

 

Evliya Çelebi, bu kenti 1640 yılında anlatırken şunları yazmış. "Büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkumları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkum kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar."


 

Dışarı çıkıyorum, küçük bir çocuk “Abi Pala burada size bilgi versin eski gardiyan” diye yolu kesiyor. Pala eski gardiyan, aynen Evliya Çelebinin anlattığı gibi pala bıyıklı bir adam. Öylesine ezberlemiş ki anlattıklarını öylesine motor gibi ki insanlar soru sormadan dinliyor. Mahkum önce buraya gelir şurada sıraya girer orda bir hoş geldin dayağı yerdi. Turistler pala ile resim çektirme muhabbeti bitip otobüsler gidince, Pala kendisini içeriye almadıklarını rehberlik yapamadığını anlattı.

 

Pala niye kadınlar koğuşu öyle, rutubetin içinde güneşi az gören bir yer.. “Onların çoğu koca katili diye oraya vermişler, erkek zihniyeti işte”, “Pekiyi kaçan oldu mu hiç” diyorum anlatıyor. Ama anlattığı ne derece doğru bilinmez.

 

 “ Bir idamlık vardı, kanalizasyondan kaçtı, yüzüp yüzüp karaya çıkmış, acıkmış bir eve girmiş ekmek istemek için, ama evin izinden gelen polis oğlu, bunu yakalayıp yine cezaevine geri getirdi. Kaçtığı için yeniden yargılandı. Yargılanırken af çıktı, adam idamdan yırttı, kaçmasaydı idam edilecekti. Biz sonra onun kaçtığı deliğe demirle ördük, bir daha kaçan olmasın diye. Ama sonra biri eksik çıktı. Aradık baktık ki. Demir ördüğümüz yerde boğulmuş kalmış kanalizasyonun içinde”


 

Pala “müze olduktan sonra hiç geri gelen oldu mu, tahliye olanlardan” diye soruyorum… Dalıyor gözleri bakıyor siyah siyah..

 

 “ Geldiler iki kişiydiler, 75-80 yaşlarında. Birbirlerine yaslanarak titreyen ayakları ve bastonları ile korka korka girdiler avlu kapısından. Onlar beni tanıdı ama ben onları çıkartamadım. Koğuşlarına gidince ikisi de ağladı. Kolay değil 30 yıl burada sağ kalabilmek, ekmeğini suyunu paylaştığın insanları hatırlamak ve  burada geçen yıllara birden geri dönmek.”


 

Sinop cezaevine her gittiğimde bu sefer hüzünlenecek değişik bir şey yok artık diyorum. Tur rehberlerinden ayrılıp girilmeyen odalara giriyorum. İkinci kattaki koğuşlar rutubetten nasibini daha az alan yerler duvarları kuru. Çay ocakları var dışarıda.. O bölüme girerken üst kirişe yazılmış bir yazı dikkatimi çekiyor. “Kan Kanla değil, Su ile Yıkanır, Öç Almanın Sonu Yoktur”. Sözü söylenin adını mahkumlar anlasın diye okunduğu gibi yazmışlar, William Şhekspir diye. İlk gittiğimde kadınlar koğuşunda camdan uzatılan sarmaşık çiçeklerini görmüştüm, ikinci gittiğimde yalnızca ipi kalmıştı. Son gittiğimde ip çivilerinden sökülmüş aşağı düşmüştü, yeniden yerine bağladım. Fotoğrafçı olarak o ipe ve orda yatan kadınlara karşı bir sorumluluğum niye var onu da merak ediyorum.

 

26 Koğuşun kapısındaki jilet tığ tez yazan yoklama tahtası yok artık, biri koparıp gitmiş diyor rehberlik eden bakanlık görevlisi. Mahkumların denklerini astıkları tahta askılar yerlere düşmüş, ağır demir kapılar çürümüş. Özelliğini ve ince detaylarını yavaş yavaş yitiriyor cezaevi.


 

Sinop Cezaevinde binlerce insan yıllarını geçirdi, cezasını çekti. Duvarlardan akan nemle çürüdüler yavaş yavaş, kimi avluda asıldı, kimi yatağında  göçtü gitti. Her koğuşun içinde binlerce öykü gizli. Her hücrenin binlerce tutuklusunun sarı kirli duvarlarına işlemiş hüznü var

 

Koca kale, koca taşlar bu hüznü hala içine sindiremiyor. Suç ve ceza adına insanın insana ettiği eziyete şahit oldukları için hala ağlıyorlar..

  

Gittiğinizde göreceğiniz bu ağır hüzündür işte.


Yazı ve Fotoğraflar : Sinan VARGI



Sinan VARGI Hakkında


1957, Ankara doğumludur. 1973 yılından beri fotoğraf çekmektidir. Basın Yayın Yüksek okulu mezunu olup, 1979 yılına kadar çeşitli gazetelerde foto muhabirliği yapmıştır. Bir çok dergide öyküleri yayınlanan Sinan Vargı, Tüketici Hakları Derneği Genel Başkan Yardımcılığı, Sigara ve Sağlık Ulusal Komitesi Genel Sekteretliği ve İnsan Hakları gibi konularda çalışmalarını sürdürmektedir. Vargı ayrıca bir otobüs firmasının Gezgin dergisinin de editörlüğünü yapmaktadır.




 



Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 9 yorum, 1-9 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
o duvarların dili olsada size daha çok şey anlatabilseydi keşke .ellerinize sağlık
Yüksel Coşkun eklemiş - adds | 09 Kasım 2007 Saat - Time 15:38
fotoğraflarınızla bütünleşmiş güzel bir anlatım,tebrikler
Ersan ÇETİN eklemiş - adds | 25 Kasım 2007 Saat - Time 20:52
bende sinopluyum ve istanbulda yaşıyorum gercekten cok güzel olmus ellerinize sağlık benim dedemde orda yattı ve cok sanslıyım hala yasıyo sadece arkadası cebine esrar koyuyo ve dedem yakalanıyo hiç bi ilgisi yokken cok acıyorum o insanlara allah kimseyi o duruma dusurmesin
hilal akça eklemiş - adds | 28 Aralık 2007 Saat - Time 22:09
ellerinize sağlık bende sinopluyum istanbulda yaşıyorum ama bir türlü sinop cezaevini gezme şansım olmadı çok merak ediyorum ama gitmek de istemiyorum bir yandan çünkü siz resimlerler ve yorumlarınızla anlattınız ben kahroldum gidip görsem daha kötü olacak.turistlik amaçlı gezmeye bile cesaret edemediğim halde bir çok insan acıyla orada yaşadı.Allah kimseyi düşürmesin.hilal eğer yazımı görürsen senden bi ricam olcak deden hala yaşıyosa sana belki ceza evinden bişeyler anlatmıştır.onları paylaşırmısın yanlış anlama çok merak ediyorum.mail adresim yada msn olarak ekleyebilirsin seyhan.selin@hotmail.com.
seyhan ÖZIŞIK (bayan) eklemiş - adds | 29 Şubat 2008 Saat - Time 14:03
orası çok kötü bir yer ben gidip gezdim
mine nur şen eklemiş - adds | 13 Mart 2008 Saat - Time 22:33
Sinancım, resimlerini yirmi sene önesi olduğu gibi bugün de çok beğendim ve takdir ettim... İlk fotoğraf yıkamayı, tab etmeyi ve daha benzeri bir çok şeyi seninle paylaşmıştık, hatırlarsan... Bunca yıldan sonra, özellikle ki ben yurt dışından döndükten sonra seni nette bile olsa yeniden bulabilmek çok güzel... Bana bunca yıldan sonra ulaşabilirsen çok sevinirim....Başarıların daim olsun hasretle kucaklarım...
L. Ahu Bingöl eklemiş - adds | 28 Mart 2008 Saat - Time 17:39
Ahucuğum seninle görüşmeyeli 30 yıl oldu..
sevgiler..
sinanvargi@gmail.com
Sinan Vargı eklemiş - adds | 11 Nisan 2008 Saat - Time 14:51
bır gunlugune sınop a bı arkadasın davetı uzerıne gıttık taa oralara gidipte ceza evını görmeden donmek olmaz dedıler gıttım yuce ALLAH ım hayatımda hiç bır seyden bu kadar cok etklenmdım korkunc ınanılmaz bı yer orda yasamak zorunda kalan mahkumlara acımamak gögsunde kalp yerıne tas tasımak gerektıtır.hele baynalar kogusu offff şimdiki hali cok hafıf cok kapaı 24 saat acık olmasına ragmen korkunc bı rutubet kokusu kapıyı sureklı kapalı dusunmek
haluk sahin eklemiş - adds | 19 Mayıs 2008 Saat - Time 01:19
ewt bende sinopluyum manisa somadayım geçen sene gittim gezdim ceza evini parmaklıklar arkasını da izliyorum bu sene haziranın 20 de yine gidecegim çok begendim sinopu bu yazı sinopta geçirecegim allah kısmet ederse
muhlis aksoy eklemiş - adds | 05 Haziran 2008 Saat - Time 22:47
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.
Onay Kodu - Security Code

Ara - Search

EİF En İyi Fotoğrafım

  

 

 

 

TFSF Onaylı Ulusal Yarışmalar

National Photo Contests Under TFSF Patronage

31 Temmuz 2008  ADALAR KÜLTÜR DERNEĞİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Adaların Sesi"

06 Ekim 2008  BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"

16 Ekim 2008  AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"

28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.