Arşivimizden  - From Our Archives

 

Salih Güler

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Celal Kılıç

Ergün Karadağ

Evren Şar

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

İmren Doğan

İnci İşler

Levent Yıldız

Pınar Dağ

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

FR DUYURULAR - FR NEWS
ETKİNLİKLER - ACTIVITIES
Ana Sayfa - Main Page > AĞUSTOS 2008 SAYISI - AUGUST 2008 ISSUE > Şule Tüzül : Yalnız Bir Opera : Fotoğraf Can Çekişiyor
Şule Tüzül : Yalnız Bir Opera : Fotoğraf Can Çekişiyor

FOTOĞRAF CAN ÇEKİŞİYOR
 

O’na…

 

Dua niyetine... (Fotoğraf: Faika Berat Pehlivan)
 

 

“Dönüp ardıma bakıyorum

Yoksun sen

Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren…” *

 

 

Fotoğrafa dair her ne varsa yalnızlık. Fotoğraf, fotoğrafçı, izleyici. Binlerce izleyicinin bir fotoğrafa hayranlık konusunda buluşması, ne fotoğrafın ne de fotoğrafçının yalnızlığını değiştiriyor. İzleyiciler… Onlar… Bir fotoğrafta kendileri ile karşılaşma ihtimalinin hazzının peşinde koşarak yalnızlıktan sıyrılmayı umut eden yalnızlar ordusu…

 

Doğru nedir? Siyah mı, beyaz mı? Bizi acıtanlar mı, sevindirenler mi? Bulutların üstüne çıkartan mı, yerin dibine indiren mi? Suskumuz mu, sözcüklerimiz mi? Gördüklerimiz mi? Ya görmediklerimiz, duymadıklarımız, hissetmediklerimiz? Ya hissedemediklerimiz!... Kalabalıkların peşinde koştuğunun, biz de peşine takıldığımızda mı ulaşacağız ulvi doğruya, sadece bizim içimizden, yani tek bir kişinin içinden seslenen sesi dinlediğimizde mi?

 

Hatalarımızı ve yanlışlarımızı, neden doğrularımız kadar sevemiyoruz?... Kusur ki, en çok yakışandır insana… İnsan en çok o zaman insan… Değil mi?...

 

Kendimize, yaşamın koca bir yanılsamadan ibaret olmadığını kanıtlamak için, ürettiğimiz sorular ve cevaplarla tükettiğimiz koca bir ömür var. Çoğu zaman yanıt basit ve tektir;  bazen aşktır, bazen düşler… Elbette, tüm bunları yazarken, yaşamla bir kavgası, derdi olan, varolduğunu önce kendine kanıtlama çabası içinde olan insanlar sözkonusu olan. Yoksa sabah sekiz akşam beş, bir ev bir araba oldu mu, gerisi tamam diyen, akşamları tv dizileri izleyerek varoluş terapisini tamamlayan, duyarlılığını ekran karşısındaki gözyaşları ile tatmin eden insanlar konumuz dışında. Onlar yaşamın anlamını buluvermişler bile, biz kendi işimize bakalım…

 

Bazen de omuzlarımıza yığılan sorular altında eziliyoruz, zihnimiz ve algılarımız tıkanıveriyor, duruyoruz. Tutunacak birşeyler arıyoruz. Sadece ve sadece sağlam bir şeylere tutunmak istiyoruz. İşte böyle zamanlardan birinde; “Fotoğraf yaşamdan daha gerçektir, aksini kim iddia edebilir ki! Ve insan ancak, gerçeğin ne kadarına katlanabilirse o kadarını yaşar!” diyerek fotoğrafa tutunduğumda, hiç tereddütsüz inandığım fotoğrafın gücünü sözcüklerin hamuruna katıp, sonsuz bir gevezeliğin içinde buluvermiştim kendimi. Fotoğrafın gölgesinde kalan sözcüklerin yanına ilişip, sözcükler gibi fotoğrafa sığındım.

 

Benim sığındığım fotoğrafın kuralları yok. Tanımını belirleyen uzman ve otorite de yok. İyi-kötü, usta-amatör, bilgili-cahil kavramları yok. Fotoğrafla ilgili çoğunluğun ağzından düşürmediği “etik” sözcüğü benim sığındığım fotoğrafın sınırlarından içeri giremiyor, çünkü sınırları da olmayan bir fotoğrafa sığındım ben. O kadar sınırsız, o kadar özgür!... Fotoğrafa dair ne varsa, ancak o fotoğrafa baktığınızda görebilir ve anlayabilirsiniz, çünkü herşey sadece o fotoğrafa dair. Saldırısı ve savunması içinde. O kadar kendinden emin, o kadar tavizsiz, o kadar umarsız!…

 

Fakat ben sanmıştım ki;

Fotoğrafın gücü herşeyin üstündedir, fotoğrafçısını da izleyicisini de korur, kollar…

Fotoğraf bir duadır, Tanrı en çok fotoğrafın dualarını dinler…

Fotoğraf bağırır, herkes olmasa da, birileri muhakkak duyar, gelir…

Fotoğraf bir suskudur,  ruhunu yaşamın kirinden pasından arındırmak isteyenler bu suskuya sığınır, arınır…

Fotoğraf inatçıdır, ne kadar üstüne gidersen git asla geri adım atmaz…

Fotoğraf hümanisttir, tepki verir, taraf tutar, ama kimseye el kaldırmaz…

 

İyi ama, ne kadar çok kirlenmişiz, ne kadar çok!... Sanatın ve fotoğrafın olmadığı bir coğrafyada boğazımıza kadar kirlenmişiz. Siz, bu coğrafyada sanatın ve fotoğrafın varolduğuna mı inanıyorsunuz? Hangi sanat! Hangi fotoğraf! Durun durun, “evet inanıyorum!” demekle olmuyor bu işler, önce bana bu coğrafyayı anlatın. Hepimizin tutkuyla sevdiği bu “yalnız ve güzel” ülkeyi anlatın bana. Ondan sonra fotoğrafa gelelim.

 

Şimdi elimde grenleri bol siyah beyaz bir fotoğraf, kara kara düşünüyorum. Sihirli aynalardan medet uman masal kahramanları gibi, omuzlarım çökük, bir umut fotoğrafa bakıyorum. Fotoğraf bana bakıyor. Herkesin düştüğü yanılgıya ben de düşüyorum: bütün sorumluluğu ve beklentimi fotoğrafa yüklüyorum. Fotoğraf “yapma!” diyor… Yapma!

 

D.H. Lawrence “Toplumun iğdiş edilmiş duyarlılığını sarsmayan hiçbir resim yapmam!” dediğinde ve toplumun iğdiş edilmiş duyarlılığını sarstığında başına neler geldi bilmiyorum. Benim de tutkuyla sevdiğim bu coğrafyada ise, o duyarlılığa dokunma cüreti gösterildiğinde neler olduğunu biliyorum.

 

Gölgesine sığındığım, yaşamın uçurumlarında düşmemek için tutunduğum fotoğraf bugün can çekişiyor. Sığınmışlığım; üzgün ve çaresiz, bu yüzden öfkeli ve isyan ediyor…

 

Şule TÜZÜL

Temmuz, 2008


* Şiir: Yalnız bir Opera, Kitap: Yaz Geçer, Murathan Mungan 
 



Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 11 yorum, 1-11 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Sevgili Şule yazdıklarını sanıyorum ki benim kadar iyi kimse anlayamaz...
Yazdıklarını, duygularını...
Şule biliyor musun fotoğraf tertemiz duruyor, biz fotoğrafı kirletmek için o kadar çabalıyoruz ki?
Umarım başaramayız...
Ellerine sağlık...
Tahir ÖZGÜR eklemiş - adds | 01 Ağustos 2008 Saat - Time 13:26
Merhaba Fotoğraf Dostu Şule Hanım.
Yanılmak ve düş kırıklığı içinde bir fotoğraf dostumun yazısını okudum.Kimi zaman bu dertleri çektiğimde hisettiklerimi yazmışsınız.Anladınız di mi gerçek dostlarınızın kimler olduğunu.Önce kendiniz ve aklınızın gerçek dost olduğunu.Sonra da üç beş yakınınızın.Ve sizi şaşırttı di mi hiç beklemediğiniz bazı kimseler beni şaşırttığı gibi...Necip Fazıl çok güzel dizelemiş bu durumu ; Kime yaklaşssam uzaklık ve kırgınlık,Anladım yok Allah tan başkasıyla yakınlık... Yahu derdimi hepimizin derdini yansıtan ironimsi fotoğraf üretiyorum fotoiz de sergiliyorum destek istiyorum umduklarımdan değil ummadıklarımdan destek geliyor o da gayet cılız...Ah ah görüşelim Şule Hanım anlatacak çok şey var Erdal Beye de geçmiş olsun çok üzüldüm çok..kzaim@hotmail.com
Kâzım ZAİM eklemiş - adds | 01 Ağustos 2008 Saat - Time 13:28
Harika bir fotografin altinda harika bir yazi. Bence kayip insan can cekisiyor ve tüm bu çürümüslügün altindan gercek insan doguyor. Bu kadar iyimserim insan ve fotograf adina...
Tum yuregimle tesekkur ediyorum:-)
Hatice.
hatice kapudere eklemiş - adds | 01 Ağustos 2008 Saat - Time 13:35
Fotoğraf özgürlük anlamında düşüncenin çok çok gerisindedir kanımca. Bir kere vizörden baktığınızı kayıda geçirdiğinizde müdahale başlıyor demektir: Örneğin portre, çekim için izin almış olasınız bile onun kullanım yerleri sınırlıdır, her bir kullanım yeri için ayrı ayrı rızanın alınması gerekir. Ya da doğada, makine olarak fotoğraf gereçleri doğanın parçası değildir, doğaya her çıktığınızda ufak veya büyük bir müdahalede bulunursunuz, deklanşör sesi bile doğadaki ahengi bozmaya yetebilir. Demek istediğim fotoğrafçının çekim konusunda sınırsız bir özgürlüğü olmadığı ve olmaması gerektiğidir.
oguz altun eklemiş - adds | 01 Ağustos 2008 Saat - Time 14:16

Sanat her zaman bilimin, teknolojinin, gelenek ve göreneklerin, toplumsal kuralların, kanunların
ve benzeri kavramların bir adım önündedir. Bütün dünyada geçerli olan bir '' sanatsal özgürlük''
kavramı vardır.

Diğer sanat dallarında olduğu gibi, fotoğraf sanatıda en büyük darbeyi yine fotoğrafçıdan yemektedir. Sanatın ''sınırsızlığını'' kavrayamamış olan, esnaf zihniyetiyle üreten ( dikkatinizi çekerim, yaratan demiyorum ), yaptığı işe getirilen her türlü yasaklamaya, kısıtlamaya kayıtsız-şartsız eyvallah diyen,sınırlar hayranı olan ( genellikle sanatsal yetenek ve birikimleride sınırlı tiplerdir ) fotoğrafçılardır bunlar.

Bu tipler '' Bekçi Murtaza '' olmaya pek yatkındırlar.

En küçük fırsatta, Bekçi Murtaza ses ve görüntü verir.

Ve fotoğraf kirlenmeye başlar.
Ulaş Devrim Karasungur eklemiş - adds | 02 Ağustos 2008 Saat - Time 20:23
Sayın Ulaş Devrim Karasungur'a cevaptır;Sayın Tüzül'ün yukarıdaki yazısına atfen yaptığınız yorumda fotoğrafçıarı fotoğraf sanatına darbe vuran,sanatın sınırsızlığını anlamayan,esnaf zihniyetiyle üreten(yaratmayan),hertürlü yasağa eyvallah diyen,sanatsal yetenekleri ve birikimleri sınırlı kişiler olarak tanımlamışsınız,ben de tanımladığınız insanlardan biriyim ,fotoğrafhanem var,bu işi usta yanında öğrendim,40 yıldır yaparım, yazınızda birşeyi gözardı ediyorsunuz ,bizler zenaatkarız ,müşterilerimiz bize fotoğraflarının çekilmesi talebiyle gelir(vesikalık ,düğün,nişan vs)biz de onların istediği fotoğrafları çeker ,hazırlarız bunların fiyatı da esnaf odaları tarafından listeyle ilan edilir yani biz fotoğrafçıların sanat adına yaptığımız birşey yoktur,sanatçı değiliz ama Türkiye'de hala sanat-zenaat ve sanatçı-zenaatkar kavramları birbirine karıştırılmaktadır,bizlerin kendi aramızda meslektaşlarımızdan biraz daha güzel ve farklı fotoğraf üretmek adına kaygılarımız ve gayretlerimiz vardır ama tabii ki bunların fotoğraf sanatına olumlu olumsuz bir etkisi yoktur ,olsa olsa kişilerin o andaki durumlarını belgeler nitelikte fotoğraflarımız vardır yani kısaca fotoğraf sanatına olumsuz bir etkimiz yoktur
Yaşar Uğur eklemiş - adds | 03 Ağustos 2008 Saat - Time 18:43
Şule hanım merhaba,
yazınızı ilgiyle okudum,ama niye sadece fotoğraf sanatıyla ilgili kaldığınızı anlayamadım,yaşamdaki tüm güzellikler,çirkinlikler doğru bir açıdan bakıldığında ve estetik kaygılar yüklendiğinde sanat olmuyormu,yine bir çelişki kimse mutluluk kareleri çekmiyor yoksa bunları estetik bulmuyormuyuz ? hep gelişelim diyoruz ama yoksulluğun fotoğraflarında gizli bir haz arıyoruz,Manzara ve belgesel karelerinden bir beyeni kaygısı duymuyoruz,bir mekan içi çalışmaktan dahamı kolay üçbin dörbin metrelere çıkarak veya 10 bin kilometre yol yaparak elde edilen çalışma,niye kendi beyenilerimiz üstünde başka beyeniler tanımıyoruz,size katılamıyorum Fotoğraf can çekişmiyor bence hızla gelişiyor,sadece taraflı düşüncelerimiz biz yoruyor ,basit yaşamı sevmek düşüncelerimiz can çekişiyor,taraflı dostluk kaygılarımız acı veriyor,sahiplenme güdülerimiz yaşamımızı yoruyor,kediyi sevdiğimiz, kadar fareyi sevmiyoruz sonra yaşanası dünyamız diyoruz, ama yakın dostlarımızdan başka dost kabul etmiyoruz,bence sanat yaşamımızdan haz almamızı sağlayan ve bizi olgunlaştıran bir eğitmendir, belkide bizi gerçekten çevresiyle yaşayan canlılar yapandır diye düşünüyorum,mutlaka sevip saygı duyduğumuz insanların incilmesine kayıtsız kalamayız üzülürüz ama yaşamında olmazsa olmazlarından diye yorumluyorum ve çirkinlikler olmasa güzellikleri farkedemeyiz diye düşünüyorum, umarım yaşam sevinciniz ve mücadele ruhunuz sizi istediğiniz güzelliklere taşır saygı ve selamlarımla
Mustafa Gündaş...
mustafa Gündaş eklemiş - adds | 04 Ağustos 2008 Saat - Time 12:32
“Toplumun iğdiş edilmiş duyarlılığını sarsmayan hiçbir resim yapmam!”

Ne kadar da doğru ve nicelikli bir söz.

İzleyene (?) 'ni uyandırabildiğin kadar yaratıcı , yaratıcılığın kadar sanatçı sıfatına layık olabilirsin.

Yazılarını okumak, karıncaya su içirmeye benziyor.

Sevgiler, selamlarımla...
EMRAH İÇTEN eklemiş - adds | 05 Ağustos 2008 Saat - Time 01:15
var olunuz
mehmet öztürk eklemiş - adds | 16 Ağustos 2008 Saat - Time 09:10
aslında olay gecenin karanlığındaki yanlızğa inat uzun kiprikleri ıslak der şair.aslında kimin ne dediğinin veya ne yaptığının hiç önemi yok..birileri yapar birileri bozar birileri eleştirir birilri de yargilar işte bir başka birileri vardir ki anlaşılmayı hiç istemez kimsedende beklemez denklanşöre her bastığında kalbindeki milyonlarca hücreyi harekete geçiren hazlar vardır..o hazlarla tatmin olur.işte grenli fotoğraflara baktığınızda hipo kokusunuda algılılayabilmelidir yaşam dedikleri her şey aslında gözlerinızi kapadığınızda hipo kokusu duyuyo olabilmektir...ne demek istedim .....ne bilim ben bir fotoğraf meraklısı denklanşörü yürekten hissedebilenlerden...
yılmaz topçu eklemiş - adds | 17 Ağustos 2008 Saat - Time 20:12
"Hatalarımızı ve yanlışlarımızı, neden doğrularımız kadar sevemiyoruz?... Kusur ki, en çok yakışandır insana… İnsan en çok o zaman insan… Değil mi?..."

Evet, hepsini birlikte yapabilsek Kamil-i İnsan olacağız.
Bence insan hissedebildiği kadardır. ne eksik ne fazla..

Dostlukla..
Fatih KISA eklemiş - adds | 04 Eylül 2008 Saat - Time 12:05
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

 

 

 

TFSF Onaylı Yarışmalar

Photo Contests Under TFSF Patronage

28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"

06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.