O’na…

“Dönüp ardıma bakıyorum
Yoksun sen
Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren…” *
Fotoğrafa dair her ne varsa yalnızlık. Fotoğraf, fotoğrafçı, izleyici. Binlerce izleyicinin bir fotoğrafa hayranlık konusunda buluşması, ne fotoğrafın ne de fotoğrafçının yalnızlığını değiştiriyor. İzleyiciler… Onlar… Bir fotoğrafta kendileri ile karşılaşma ihtimalinin hazzının peşinde koşarak yalnızlıktan sıyrılmayı umut eden yalnızlar ordusu…
Doğru nedir? Siyah mı, beyaz mı? Bizi acıtanlar mı, sevindirenler mi? Bulutların üstüne çıkartan mı, yerin dibine indiren mi? Suskumuz mu, sözcüklerimiz mi? Gördüklerimiz mi? Ya görmediklerimiz, duymadıklarımız, hissetmediklerimiz? Ya hissedemediklerimiz!... Kalabalıkların peşinde koştuğunun, biz de peşine takıldığımızda mı ulaşacağız ulvi doğruya, sadece bizim içimizden, yani tek bir kişinin içinden seslenen sesi dinlediğimizde mi?
Hatalarımızı ve yanlışlarımızı, neden doğrularımız kadar sevemiyoruz?... Kusur ki, en çok yakışandır insana… İnsan en çok o zaman insan… Değil mi?...
Kendimize, yaşamın koca bir yanılsamadan ibaret olmadığını kanıtlamak için, ürettiğimiz sorular ve cevaplarla tükettiğimiz koca bir ömür var. Çoğu zaman yanıt basit ve tektir; bazen aşktır, bazen düşler… Elbette, tüm bunları yazarken, yaşamla bir kavgası, derdi olan, varolduğunu önce kendine kanıtlama çabası içinde olan insanlar sözkonusu olan. Yoksa sabah sekiz akşam beş, bir ev bir araba oldu mu, gerisi tamam diyen, akşamları tv dizileri izleyerek varoluş terapisini tamamlayan, duyarlılığını ekran karşısındaki gözyaşları ile tatmin eden insanlar konumuz dışında. Onlar yaşamın anlamını buluvermişler bile, biz kendi işimize bakalım…
Bazen de omuzlarımıza yığılan sorular altında eziliyoruz, zihnimiz ve algılarımız tıkanıveriyor, duruyoruz. Tutunacak birşeyler arıyoruz. Sadece ve sadece sağlam bir şeylere tutunmak istiyoruz. İşte böyle zamanlardan birinde; “Fotoğraf yaşamdan daha gerçektir, aksini kim iddia edebilir ki! Ve insan ancak, gerçeğin ne kadarına katlanabilirse o kadarını yaşar!” diyerek fotoğrafa tutunduğumda, hiç tereddütsüz inandığım fotoğrafın gücünü sözcüklerin hamuruna katıp, sonsuz bir gevezeliğin içinde buluvermiştim kendimi. Fotoğrafın gölgesinde kalan sözcüklerin yanına ilişip, sözcükler gibi fotoğrafa sığındım.
Benim sığındığım fotoğrafın kuralları yok. Tanımını belirleyen uzman ve otorite de yok. İyi-kötü, usta-amatör, bilgili-cahil kavramları yok. Fotoğrafla ilgili çoğunluğun ağzından düşürmediği “etik” sözcüğü benim sığındığım fotoğrafın sınırlarından içeri giremiyor, çünkü sınırları da olmayan bir fotoğrafa sığındım ben. O kadar sınırsız, o kadar özgür!... Fotoğrafa dair ne varsa, ancak o fotoğrafa baktığınızda görebilir ve anlayabilirsiniz, çünkü herşey sadece o fotoğrafa dair. Saldırısı ve savunması içinde. O kadar kendinden emin, o kadar tavizsiz, o kadar umarsız!…
Fakat ben sanmıştım ki;
Fotoğrafın gücü herşeyin üstündedir, fotoğrafçısını da izleyicisini de korur, kollar…
Fotoğraf bir duadır, Tanrı en çok fotoğrafın dualarını dinler…
Fotoğraf bağırır, herkes olmasa da, birileri muhakkak duyar, gelir…
Fotoğraf bir suskudur, ruhunu yaşamın kirinden pasından arındırmak isteyenler bu suskuya sığınır, arınır…
Fotoğraf inatçıdır, ne kadar üstüne gidersen git asla geri adım atmaz…
Fotoğraf hümanisttir, tepki verir, taraf tutar, ama kimseye el kaldırmaz…
İyi ama, ne kadar çok kirlenmişiz, ne kadar çok!... Sanatın ve fotoğrafın olmadığı bir coğrafyada boğazımıza kadar kirlenmişiz. Siz, bu coğrafyada sanatın ve fotoğrafın varolduğuna mı inanıyorsunuz? Hangi sanat! Hangi fotoğraf! Durun durun, “evet inanıyorum!” demekle olmuyor bu işler, önce bana bu coğrafyayı anlatın. Hepimizin tutkuyla sevdiği bu “yalnız ve güzel” ülkeyi anlatın bana. Ondan sonra fotoğrafa gelelim.
Şimdi elimde grenleri bol siyah beyaz bir fotoğraf, kara kara düşünüyorum. Sihirli aynalardan medet uman masal kahramanları gibi, omuzlarım çökük, bir umut fotoğrafa bakıyorum. Fotoğraf bana bakıyor. Herkesin düştüğü yanılgıya ben de düşüyorum: bütün sorumluluğu ve beklentimi fotoğrafa yüklüyorum. Fotoğraf “yapma!” diyor… Yapma!
D.H. Lawrence “Toplumun iğdiş edilmiş duyarlılığını sarsmayan hiçbir resim yapmam!” dediğinde ve toplumun iğdiş edilmiş duyarlılığını sarstığında başına neler geldi bilmiyorum. Benim de tutkuyla sevdiğim bu coğrafyada ise, o duyarlılığa dokunma cüreti gösterildiğinde neler olduğunu biliyorum.
Gölgesine sığındığım, yaşamın uçurumlarında düşmemek için tutunduğum fotoğraf bugün can çekişiyor. Sığınmışlığım; üzgün ve çaresiz, bu yüzden öfkeli ve isyan ediyor…
Şule TÜZÜL
Temmuz, 2008
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
* Şiir: Yalnız bir Opera, Kitap: Yaz Geçer, Murathan Mungan
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"