Bu projeye başlarken bu kadar uzun süreceğini düşünmemiştim. Başlangıçtaki amacım şiirlerini, romanlarını, öykülerini ve denemelerini okuduğum güzel insanlara bir şekilde teşekkür etmek, sevgimi ifade edebilmekti. O zaman düşündüğüm sayı çok çok azdı; ama Sema Kaygusuz, Ömer Ayhan'ı, İnan Çetin Karin Karakaşlı'yı çağırdı, böylece kitaptan kitaba, yazardan yazara uzanan, mekanik bir saatin uyumlu parçaları gibi düşündüğüm yazarlarımı, şairlerimi fotoğraflamaya başladım. Saatin tamamlanması ne kadar sürer bilemiyorum.
Okuduğum metnin, şiirin verdiği hazzı, belirsizliği, hatıraları, kırıklığı veya acıyı, işte bütün bunları bazen sadece benim için özel olan, bazen herkes için aynı şeyleri anımsatan yazılamayanı/anlatılamayanı göstermek, daha doğrusu işaret etmek istedim sadece.

Bir de şu sorun var: Bu güzel insanların bir kısmı artık yaşamıyor, yine de ölüm hayatın bir gerçeği olduğundan, bunu kabullenerek, kendimce unutulmadıklarını göstermek de istedim. Ayrıca sevdiğim yazarların bir kısmına tanıdım, sofralarında oturdum, onlarla birlikte yemek yedim, kahve içtim, kiminin elini öptüm, kimine sarıldım ve tahmin edileceği üzere çok mutlu oldum, ancak bir okuru asıl mutlu eden şey bunlar değil; onların şiirleri, romanları, denemeleri okuru asıl mutlu eden şey budur.
Denebilir ki bu fotoğrafların yazarı/şairi gösterdiğini nasıl/neden anlıyorsun? Veya neden bu fotoğraflar da diğerleri değil? Yanıtım şöle: Aslında birden fazla fotoğraf var. Yani bir tane Turgut Uyar yok, bir tane Mahmud Derviş yok. Sürekli değişen durumlar oluyor. Yıllar sonra aynı kitabı okuyan insan nasıl aynı insan değilse her metinde aynı yazar olmuyor. Aslında tüm soruları birlikte yanıtlamam istenirse: Bütün bu fotoğrafların, okumaya övgü olduğunu söylemek isterim.
Proje sürerken ilginç şeyler de yaşadım: Bazen yardım bazen de şikayet postaları aldım, insanlara bu fotoğrafların (bazıları portre çünkü), isimlerini taşıdıkları kişiler olmadıklarını anlatmak zorunda kaldım, kimi zaman da hem fotoğraftan hem de edebiyattan yola çıkarak yeni arkadaşlar kazandım. Projenin güzel yanlarından bir de bu oldu.
Sumer OMAY

Adonis’i 1995 yılında Nazım Hikmet Şiir Ödülü töreninde dinlemek mutluluğuna eriştim. Arapça bilmediğim halde şiiri anladığımı hissettim. Parçalı, kimi yerde kırık, kimi yerde coşkuya kapılan, kimi zaman nereye gideceğini bilemeyen, çaresiz bir şiirdi bu. Şaşırmıştım. İşte Arap şiirinin kanıma karışması böyle oldu.

Andre Breton’un çok etkilendiğim derin bir kitabı var. Adı Nadja. İsmail Yerguz dilimize çevirmiş, mitos yayınlarından çıkmış. (bendeki 1992 baskısı). Her fotoğrafçının evinde olmalı bence.
Zaman zaman canım sıkılıyor bu kitaptaki fotoğraflar (çok önemli çünkü, kitabı anlamak için) daha kaliteli basılmalı ve daha bir özen gösterilmeliydi diye düşünüyorum -Man Ray var, Henri Manuel var, Andre Bouin var aralarında- ama sonra kitaba dalıp (bizde niye phaidon gibi aperture gibi bir yayınevi yok?) bu dünyayı unutuyorum ve 1928 yılına gidiyorum...
"gözyaşlarıyla ıslanan bir parmağımla huzura dokunmak istiyorum ben." (Nadja, s.103)

"Modern türk edebiyatının babalarından. Om mani padme hum, Cüneyd, İbrahim, Mara gibi şiirleri unutulmazdır. Şiirleri tasavvuf, içses, psikanalitik, psikoloji kokar. Tadından yenmez. bütün şiirleri kitabı başucu kitapları arasındadır. bir de bütündüzyazılarıvardır ki, hiç sormayın.." demiş sevdiğim bir ekşisözlük yazarı, ben de öyle düşünmekteyim:

Bejan Matur için "doksanlı yılların sonunda en sıkı şiir okurları için bile anlaşılması imkansız hale gelmiş türk şiiri içinde sadeliğiyle ve kendine özgü sesiyle dikkat çekmiş şair. bejan matur'un şiirinde aslolan atmosferdir. sözcüklerden kendine bir aura kurar ve onun içinde sakin sakin hareket eder" demiş Sudaki Duman

Edip Cansever deyince, Turgut Uyar'ı, Tomris Uyar'ı, Cemal Süreya'yı düşünmemek elde değil.
Edip Cansever’in şiirleri genellikle uzun ve yoğun şiirler. Bazen bir kaç kez okumak gerekiyor dibine inmek için. Bazıları sevmez onun şiirlerini, çünkü yüzeyden bakınce diğer sıradan şiirlere benzer gibi durur, numarası yoktur, göz boyamaz, heyecanlandırmaz insanı. Ama dil ve kâlp bir kere alışınca bırakılmaz olur bu şiirler.
"Kirli Ağustos" kitabı, hele hele "Bezik oynayan kadınlar" kitabı benim kişisel tarihimde unutamadığım ve unutamayacağım şiirleri barındıran muhteşem yapıtlardır.
"Bezik oynayan kadınlar" kitabı bana vefalı bir arkadaş da kazandırdı. 1990 senesinde lise sıralarında bu kitapla başlayan arkadaşlığımız Edip Cansever in şiirleri gibi uzun ve derinlikli bir dostluğun da başlangıcı oldu. Kötü günlerimiz de oldu. Arkadaşım bu süre içinde babasını kaybetti, ben de bir babamı onunla birlikte kaybetmenin acısını yaşadım ve ağladım, sonra sonra yine Edip Cansever okudum/okuduk, hayatın sürdüğünü öğrendik, acımızı ve sevincimizi hep yanımızda taşıdık...
Edebiyatın hiç bir türü şiir kadar hayatımızın içinde olamaz bence.

"Paslı bir geçmişin izini okumaktan geliyor İnan Çetin. Görünmez bir adamın kederinden akan gizli yazıları çeviriyor. Dönüp dolaşıp aynı yere gelen doğuyu, insanın doğusunu anlatıyor."

Calvino yu "Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu" kitabıyla tanıdım. Seneler geçti aradan ama ne zaman Calvino dese birisi edebiyat tarihinin unutulmaz eserlerinden biri diye mimlediğim bu kitabı hatırlarım. Ayrıca "Varolmayan Şövalye" ve "Jaguar güneş altında" yapıtları da benzersizdir.

Ders kitaplarında Borges'in bir öyküsü olsaydı çoğu çocuk zihninde birden fazla ülke ve zaman taşıyor olacaktı diye düşünmekteyim. Gerçi ders kitaplarımız modern edebiyatımızı bile anlatmaktan uzak... Çünkü Borges sadece bir kütüphane müdürü veya bir dünya yazarı değildi, aynı zamanda iyi bir okurdu. Gözleri görmemesine rağmen başkalarına okuttuğu hikâyaleri zihninde gezdiriyordu. Sen çok yaşa Borges, gölgelerin büyük yazarı!

İlk kez "Başka dillerin şarkısı" isimli kitabını okuduydum. O zamanlardan beri (1999-2000 yıllarında) dönüp dönüp yeniden okurum bu güzel kitabı. Sonra Agos gazetesindeki köşesini okumaya başladım. 19 Ocak 2007'den sonra, eskisinden daha da kederli yazıyor şimdi.

Şiir okumaya başladığım yıllarda önceleri pek ısınamadığım bir şairdi. kelime oyunlarına fazlaca yüklendiğini düşünüyordum. sonraları en sevdiğim şairlerden biri oldu, çünkü Türkçe onun elinde farklılaşıyor. Türkçe yazılan şiirin en güzel/sıkı örneklerini o veriyor. en azından bir şiir heyecanı var. ölü değil, canlı bir şiir yazıyor.

Müstehzi bakışlı yazar. Şimdilerde Meksika İngiltere arasında geziniyor. Öyküleri hemen içine almaz insanı, yavaş yavaş ele geçirir.

Raymond Carver denemeleri ve şiirleri de olsa öykü yazarı olarak daha çok bilinir. Kendisi 2 Ağustos 1988’de akciğer kanserinden ölmüş. Öyküleri kısa ve durgundur. Şair Osman Çakmakçı, Carver ile ilgili bir yazısında onu şöyle tanımlıyor: “Carver okumak, Tom Waits’in amansız kentli ağıtlarını dinlemeye benziyor.”
Yine de buraya o nefis ve insanın zihnine usulca yerleşen öykülerinden birini alamayacağıma göre çok sevdiğim fotoğraflı bir şiirini yazayım bari:
BABAMIN YİRMİ İKİ YAŞINDAKİ FOTOĞRAFI
Ekim. Burada bu nemli, yabancı mutfakta
babamın utangaç delikanlı yüzünü inceliyorum.
Endişeli bir gülümseyişle bir eliyle tele geçirilmiş
kılçıklı, sarı levrekleri, ötekiyle
bir şişe Carlsbad birasını tutuyor.
Blue-jean gömleği ve pantalonu içinde
34 model bir Ford’un ön çamurluğuna yaslı duruyor.
Torunlarına kabadayı ve yürekli görünmek isterdi,
eski şapkasını kulağının üstüne devirirdi.
Bütün hayatı boyunca gözüpek olmak istemişti babam.
Fakat gözleri ele veriyor onu, bir de uysalca
ölü balık teliyle bira şişesini uzatan elleri.
Baba, seni seviyorum, ama nasıl teşekkür edebilirim sana,
Ben ki daha ne içki kadehini tutabiliyorum
ne de balık avlayacak yerleri biliyorum.
Raymond Carver, Çev. Zafer Aracakök, Ateşler, Adam yay., Kasım 1990.

Sait Faik in "hişt hişt" isimli öyküsünü okudunuz mu bir daha unutamazsınız. Diğer öykülerini de okudunuz diyelim, bazen onları unuttuğunuzu zannedebilirsiniz, ama hayır onlar da unutulmamıştır, unutmak Sait Faik söz konusu olduğunda bir yanılsamadır sadece: İnsan ve doğa sevgisinin bir tohumu usul usul içinizde büyümeye başlamıştır çoktan.
Mükemmel öyküleri, mükemmel edebi yapıtları hiç sevmem. Sait Faik in yazdığı gibi alıp başını giden öyküleri severim ben. Havada kalan, geriye kalan kısmını okurun tamamladığı öyküleri, şiirleri daha bir severim. Sait Faik de işte tam budur, size de bir dilim hikaye bırakır.

Sema Kaygusuz has yazardır, iyi yazardır, derin yazardır. Güzelim öykülerinin yanında bir de romanı var şimdi.

Sevim Burak kendine özgü bir yazar. "Palyaço Ruşen" isimli dosta düşmana tavsiye ettiğim kitabını ayrı bir severim, özellikle "sanatçı elbisesi" isimli öyküsü kutsal kitap diliyle çok başkadır. grafik bir haz da duymak mümkün, onun eserlerindeki görsel öğeler de insanı şaşırtır. hurufat da önemlidir, öykü kadar önemlidir üstelik. kimi zaman büyük harfler kimi zaman küçük harfler vardır, montajcı bir yazar olduğundan bunları kırıla döküle okumak mümkündür, dağılmanız da mümkündür, toparlanmanız da...
"Ben koş
Ben yetiş
Ben git
Ben dön
Ben dur
Ben bağır
Ben kokla
Ben sus"
(Mut..., Palyaço Ruşen, s.60, nisan yay., 1993)

Freud benim için öncelikle "Hz. Musa ve tektanrıcılık" kitabının yazarıdır. "Bir kitap okudum ve hayatım değişti" demek ne kadar doğru olur bilemem ama sarsıldığımı, sallandığımı, çevre’nin ve aile’nin zihnimde kurduğu düşünce sisteminin parçalanıp kırıldığını söylemek isterim. Ben bu kitabı sadece freud’un yazdığı haliyle değil, kendimce yaptığım eklemelerle geliştirdiğimi düşünüyordum [bu geliştirme işi başkaları için değil], elbette Freud’un derdi ile benim derdim temelde örtüşmüyor olabilir, ama ’sistem analizi’ yapmak için bir yöntem önerisi olarak da okuyor ve başka durumlara/kültürlere uyguluyorum ve çok eğlenceli ama bir o kadar da dokunaklı sonuçlara varıyorum.
Bendeki kitap Kamuran Şipal’in çevirisi ve 1987 basımı (kitaplığımın "kimselere verilmeyecek kitaplar/dergiler" bölümünde duruyor). Tabii basıldığı yıl değil, birkaç yıl sonra okuyabildim. Dünyaya, dinlere ve hemen her türlü inanca olan fikirlerimi de değiştirdiği için çok seviyorum bu kitabı ve yazarını.

Şair. Şiirlerini de günlüğünü de arada sırada yeniden yeniden bıkmadan, her defasında yeni bir şeyler öğrenerek okuduğum bir isim.

Toni Morrison ABD edebiyatının en sahici isimlerinden. İlk okuduğumda çarpılmıştım. Alice Walker şiirde neyse Toni Morrison romanda odur bence.

Bilmiyorum şiir insanı kurtarır mı?
Peki fotoğraf? Belki.
Paolo Pellegrin diye bir fotoğrafçı var, Turgut Uyar’ın şiirde yaptığını onun fotoğrafta yaptığını düşünüyorum. Turgut Uyar şiirin çıkmazda olduğunu görmüştü, çıkmazın güzelliğini de görmüştü. Pellegrin de fotoğrafın çıkmazda olduğunu görmüş birisi. Fotoğrafın çıkmaz sokaktaki görüntüsünü o biliyor bence: "Örneğin, kendi adıma konuşacak olursam, bir anda bir adım geri çekilip, fotoğraf çekmekten vazgeçtiğim çok olmuştur."

Sene 1991 veya 1992 olmalı Ursula K. LeGuin’den ilk olarak Mülksüzler’i okumuştum. Şimdi ilk okuduğum kitabı biri alıp getirmediği için Metis’in 1997 basımı var (biraz küçük boyutları -Baskan boyutu diyorum bu boydaki kitaplara).
Sonra ne bulduysam okudum, Dünyaya Orman Denir, Yerdeniz serisi (bu kitaplardaki Deniz Bilgin’in resimleri unutulmazdır), Bağışlanmanın Dört Yolu içlerinde en sevdiklerim. Bir gün yine Metis yayınlarından çıkmış olan “Kadınlar Rüyalar Ejderhalar” kitabını gördüm. Bu kitapta denemeleri var. Ama müthiş yazılar var kitapta! Edebiyatı seven herkes okumalı, bana kalırsa ders kitabı olarak okutulmalı. Çünkü Bilimkurgu’yu kitapçı dükkânlarındaki izbe köşelerden saygın edebiyat raflarına çıkartan olağanüstü yazarlardan biridir Ursula K. LeGuin. Bilimkurgu sevmeyen biriyle tanıştığım vakit önce bu kitabı okumasını istiyorum. Özellikle 1974’de yazdığı “Amerikalılar Ejderhalardan Neden Korkar?” isimli deneme her derde devadır.
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"