1000 YILLIK GELENEĞİN SON TEMSİLCİLERİ
SARIKEÇİLİLER: YARINSIZLIĞA GÖÇ
Kafasından çıkardığı kasketi iki eliyle tutmuş, iki elini göbeğinin altında buluşturmuş, kareli yünlü gömleğinin son düğmesini bile iliklemiş, yanında küçük bir kız çocuğuyla içeri girdi...
Baştan aşağıya süzdüm adamı...
Kahverengi ayakkabılarının bilmem kaç yıllık olduğunu anlamak için insanın kendini zorlamasına gerek yoktu... Pantolonun dizleri erimişti... Ceket ise ceket olma özelliğini çoktan yitirmişti... Dirsek yerleri artık kirden parlıyordu...
Bütün bunları düşünürken adamın hemen arkasında duran kızı gördüm...
Mavi bir kazak vardı üzerinde...
Adamın bir adım gerisinde...
Çelimsiz, zayıf, ürkek...
Başında kırmızı desenleri olan bir eşarp vardı...
Yere bakıyordu... Kafasını hiç kaldırmadan...
"Kızım" diyerek söze başladı adam...
Devam etti, " Kızım kuru kuru öksürüyor... Sürekli öksürüyor ve hırlıyor".
Bir cumartesi öğleden sonrasıydı...
Doktor arkadaşım, "Çıkmak üzereyiz. Pazartesi gelebilir misiniz? Cihazı da kapattık" dedi...
Adam boynunu büktü...
"Mümkünü yok beyim. Biz dağlardayız. Sabah yola çıktık. Bizim Adem sizi söylediydi. Adresini ondan aldık... Anca geldik..."
Arkadaşım ile birbirimize bakarken devam etti:
"Biz Göçer'iz... Göç yolundayız... Yola çıktık artık... Kızım dün akşam sabaha kadar öksürünce gelmeye karar verdik. Bugün yeniden yol gideceğiz... Yarın göç var"
Ben söze girdim, " Ne göçü nereye göçüyorsunuz? Yaylalara mı?"
Adam: "Yok beyim, biz Sarıkeçili Göçerleriz. Artık göçme vaktidir. Karaman'a gidiyoruz. Yola çıktık".
İşte böyle gördüm ben ilk Sarıkeçili Göçer'i...
İlk o doktor arkadaşımın yanında rastladım onlara ve orada karar verdim göçlerini fotoğraflamaya... Onlarla dağlarda olmaya, onları fotoğraflarla anlatmaya...
SARIKEÇİLİLER KİMDİR? NEREDEN GELDİLER?
Türklerin Anadolu’ya girişleri çok eskilere uzanır. Roma ve Bizans dönemlerinde Macar ovaları ile Basarabya yöresinden Anadolu’ya ‘lejyoner’ olarak getirilen Peçenek, Kuman-Kıpçak ve Saka Türk boylarından sonra, Orta Asya’nın bozkırlarından Anadolu’ya gelen Kayı, Kınık, Kızık, Bayındır, Çavundur, Bayat, Alka-Evli, Kara-Evli, Yüreğir, Çepni, Yazır, Döğer, Dodurga, Yaparlı, Avşar, Beğ-Dili, Karkın, Peçenek, Salur, Eymür, Ala-Yundlu, İğdir, Büğdüz, Yıva adlı Oğuz boyları da vardı. Bu Oğuz boylarının ‘boy, soy, oymak, oba, aşiret’ gibi alt boyları oldukça fazla idi. Türk tarihi içinde ön adında KOYUN, KEÇİ, AT (YUND) gibi sıfatlar bulunan Karakoyunlular, Akkoyunlular, Karakeçililer, Sarıkeçililer, Alayundlular Anadolu’nun muhtelif yörelerinde yurt tuttular ve günümüze kadar ulaştılar. SARI-KEÇİLİLER, bugün özellikle Toroslar’da yaylayıp, Mersin (İçel) yöresinde kışlayan önemli bir Oğuz boyunun alt oymağıdır.
FOTOĞRAFLAR VE ÖYKÜLER 
100 YILLIK GELENEK
Sarıkeçililer'in öyküsü aslında tam 1000 yıllık bir geleneğin öyküsüdür... Orta Asya'dan gelip Anadolu'nun sıra dağlarına yazılan bir öykü... Uzun bir öykü bu... İçinde acıları, yarınsızlığı ve yarınları aramayı barındırır...

GÖÇER MEHMET'İN DAĞINIK YARINLARI
Göç dağıtır Sarıkeçililerin yarınlarını. Çocukları büyürler analarının kucağında darmadağınık yarınlara koşarak. Gözler boş bakmaz, ama baktığı yerde de yaşamı göremez hiç bir zaman... Aynı Mehmet gibi...

DAĞLARDA SIRALANAN HAYATLAR
Sarıkeçililer hayvanları için yaşarlar... Keçileri ve koyunları için... Yaşamdır kuzuları onlar için... Hayvanları yaşarsa yaşarlar, hayvanları doyarsa doyarlar... Dağlar sıralanır onların önünde hayvanları için...

GÖBEK BAĞINA TAŞ VURMAK
Bir Sarıkeçili anlatmıştı günün birinde, " Sarıkeçili ana doğumu yapar, bulduğu bir taş ile göbek bağını keser, bebesini sırtına vurur ve göçe devam eder" Anlamamıştım... Sonra anladım... Sarıkeçili çocuk olmanın ne demek olduğunu...

GÖZLERDE IŞIK AMA...
Göçer Kızı Aysel diyor ki: Hayatımda hiç bir şeyi istemedim okuyabilmeyi istediğim kadar... Ama olmadı... Yarınlarımı görebilmek için neler vermezdim ki... Ama görebildiğim hep sınırlı kaldı...

VEYSEL'İN DEDİĞİNCE
Sarıkeçililer yürür durmadan... Veysel'in dediğince, " Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece" Ozan'ı en iyi onlar anlarlar... Onlar dinlerler, onlar yaşarlar... Çünkü yaşamları uzun ince bir yoldur...

BAKABİLMEK AMA NE GÖREBİLMEK
Sarıkeçililer 1000 yıldır göremezler aydınlığı, geremez yarınları... Bakmazlar mı? Bakarlar bakmasına ama baktıkları yerden gördükleri yine kendi yaşamlarıdır. Develeridir, ovalardır, vadilerdir, dağlardır...

KOYUNLARIN ARASINDA CAN OLABİLMEK
Koyunlarıdır gelecek... Gidilen yere varabilmek koyunlar için, keçiler için.. İşte yaşam budur onlar için... Çok mu önemlidir? Ne kazandırır koyunlar ile göç? Kimse sorgulamaz bunu. Bu gelenektir...

KARA ÇADIRLAR ÖNÜNDE BÜYÜMEK
Okul bilinmez göçer çocuklarında onlar büyürler kara çadırların önünde... Kapı aralığından bakabilirler dışarı... Büyürler ve oracık da yine kara çadırlar önünde yaşama savaşı verirler.

PİLAV KATIĞI AYRANDIR
Şanslıdır göçer ailesi pilavın yanına ayranı katık yapabildiği zaman. Bilmez ki başkaca bir şeyler. Çocukların yüzünde gülücükler belirir pilavın katığı ayran olduğu zaman...

IŞIK OLABİLMEK YÜZLERDE
Göçer Aysel'in yüzüne vuran ışığın yüreklerine vurabilmesi, yarınlarını aydınlatabilmesidir tek dilek. Sarıkeçililer bunu dilerler, bunu umut ederler. Gelir mi aydınlık onlara? Gelememiş ki 1000 yıldır...

DAĞLAR PATİKA PATİKALAR ASFALT OLDU
Tam 1000 yıldır göç... Tam bir yıldır bu fotoğraf... Önde koyunlar akada Sarıkeçililer... Bu yollar değişti... Dağlar patika oldu, patikalar yol, yollar asfalt... Ya onların kaderi... Bir o değişmedi...

"KUMA"SAL HALLER
Sarıkeçili kadının çilesi ise bir başkadır. Çile demezler onlar ama yüreklerindeki isyanı da bastırabilirler mi? Bence bastıramazlar... Çadırlarda bir de "Kuma" sal haller yaşanır. Yürek isyanları yaşanır...

ÇAKIR GÖZLERLE BAKABİLMEK
Gözler umutsuz bakıyor aslında, yarınsız bakıyor, ama yine de çakır gözler ile bakıyor... Yorgunluk, bezginlik okunmuyor Sarıkeçili kadının yüzünden... Yarınsız da olsa bakıyor yarınlara...

SABAHIN IŞIĞIDAN ÖNCE
Sarıkeçili kadın sabahın ışığından önce uyanır çadırında. Güneş onu hiç bir zaman yatağında yakalamaz. Onun ilk ışığı her zaman odun ateşinin ışığıdır. O ışık güne hazırlığın da işaretidir aslında.

GÜLER GÖZLERİYLE ÇOCUKLAR
Çadırlar kurulmuştur artık... Bir gün daha göç bitmiştir. Sabahın ilk ışıkları ile başlayan o günün göçünde tamamlanmıştır kilometreler. Kurulmuştur çadırlar. Artık çocukların oyun belledikleri oyunları oynamanın zamanıdır.

GÖZLERDE MASALLAR
Bakın görebilir misiniz gözlerindeki masalı Sarıkeçili kadının. Öylesine çok öyküler, öylesine çok masallar anlatıyor ki gözleri... Okuyabilene aşkolsun. Okuyabilmek için, anlayabilmek için ne olmak gerek sizce?

TORUNLARA AKTARILAN YAŞAM
Kadının yüzünde çizgiler... Öylesine derin, öylesine anlamlı ki... Kol kanat gerdiği torununa aktaracak geçmişini. Değişmeyen bir kaderi aktaracak aslında minicik torununa.

ANA VE YAVRUSU
Yarına hazırlanma vaktidir. Birazdan kararacaktır hava... Kıl çadır kararacaktır. Ana derin derin düşünmelerde, çocuk ise ananın ardında... Hep böyle sürüp gidiyor Sarıkeçili yaşamı...

AİLE KARESİ
Sarıkeçililer tam 1000 yıldır çile çekiyor. Dağlarda, ovalarda yaşam savaşı veriyor... Ama yinede mutlu hissediyorlar kendilerini. Onlar kocaman bir aile. Develeriyle, koyunlarıyla bir aile. Hatıra fotoğrafını bile develeriyle çektirecek kadar mutlu...
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :
Öykülerin Fotoğrafı : Tahir Özgür
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"