İnsanoğlunun görüntüye olan bağlılığı, henüz Paleolitik çağda Altamira Mağarası'ndaki av resimlerinin büyüsüne kapılmasıyla başlar. Aslında bu, günümüze değin sürecek olan doğayı yansıtma çabalarının da başlangıcı olacaktır. Binlerce yıl sürecek olan bu tasvir tutkusu, kimi zaman sembollerle yazıya dönüşecek, Myken seramiklerinin üzerinde mitolojik öyküler olarak işlenecek, kimi zaman da mezar lahitlerinin üzerlerinde savaşın en can alıcı anları olarak karşımıza çıkacaktı.
M.Ö. 4 yüzyılda bir iğne deliği yardımıyla elde edilebilecek görüntünün oluşumunu açıklamaya yönelik ilk düşünceler Aristotales ile birlikte ortaya çıkar. Onun çağdaşı Platon ise, mağaradaki gölgelerden yola çıkarak, imge simülasyonuyla gerçekliğe gönderme yapar.
James Watt'ın 1776'da buhar makinasıyla enerji üretmeyi başarmasıyla ivme kazanan sanayi Devrimi, yalnızca birkaç yüzyıl içerisinde baş döndürücü bir hıza erişerek Dünya'nın yapılanma sürecine yeni bir boyut getirecekti.
1827 yılında Niepce, helograf adını verdiği ilk fotografik görüntüyü elde etmeyi başarıyordu. Bu aynı zamanda, pozitivizm ve sosyolojinin de emekleme dönemini geride bırakacağının habercisi gibiydi.
Artık, pozitivistler dünya ile, dünyanın doğasıyla ve içiçeliğiyle ilgili doğruları anlamada fotoğrafı ayrıcalıklı bir araç olarak kabul edeceklerdi.(2) Bu benimseyiş, fotoğrafın doğru ve güvenilir olmasıyla ilgili önemli bir referans değeri bulacaktır. Artık fotoğraf, “iki gözümle gördüm” diyen insanın tanıklığıyla eş değer tutulacaktı.
Gerçeğe sadakatının bir sonucu olarak da aynı yıllarda Kırım Savaşı, Amerika Meksika Savaşı ve Roma'nın Kuşatılması gibi tarihi olaylarda tanıklık görevini yerine getirir.
İlerleyen dönemde, Photo-Secession ve Yeni Gerçeklik akımları fotoğrafın sanat kimliğini geliştirme konusunda önemli katkılar sağlayacaklardır. 1930'lu yıllara doğru, kusursuz aydınlatma, iyi düzenleme, görüntüde açık seçiklik ve netlik, baskı kalitesi fotoğrafın yeni sanatsal standartları olarak anılıyordu.
Kolonileşme süreciyle başlayan sömürgecilik emperyalist ülkelerde sermaye birikimine yol açar. Teknolojik buluşlar ve geliştirme çalışmaları sermayenin denetimine geçer ve süreç daha da hızlanır. Bu sayede, kameraların gelişimi ve maliyetlerin ucuzlaması elit kesimden gelen fotoğraf çektirmeye olan talebi daha düşük gelirli kesime doğru kaydırmıştır.
Bu talep patlaması, fotoğrafçı ressamların yanısıra bir fotoğrafçı mesleğinin oluşumuna da yol açar ve fotoğraf bulunuşundan oldukça kısa bir süre içinde ticari ürüne dönüşür. Endüstri ülkelerinde gitgide toplumsal bir törene dönüşen ve bir teknolojik sanayi ürünü olan fotoğraf gelişimini Kapitalizmin gelişimine koşut olarak sürdürürken, kutu makinaların geliştirilmesi ve renkli fotoğrafın da bulunmasıyla birlikte, döneminin aile yapısı içindeki zevk ve eğlencenin bir aracı haline gelir. Bu yeni araç, bugün sanayi toplumunun en belirleyici özelliği sayılan “kitlesel üretim” olgusunun da habercisi gibidir.
Kapitalizmle birlikte parçalanan gerçeklik içerisinde bizi zamana bağımlılığın dışına çıkararak bir anı yakalama (carpe diem) serüvenine sürükleyen fotografik imge hızla belleğimizin yerini almaya başladı. Belleğin yerine konulan fotoğraf ise, zamanı belirsiz bir yerinden keserek gerçekliği geçmişinden ve geleceğinden koparıp önümüze koyar. Gerçekliğin yeniden üretimi yoluyla bize sunulan yalnızca “o an” ve sonrasında belirsiz, yoruma açık gerçekliği ile “anılan” dır. Pozitivistlerin ve sosyologların ayrıcalıklı bir yere koydukları fotoğrafın da gerçeği örtebileceği olasılığı açıktır artık. Ayrıca çoğaltılabilir özelliğiyle fotoğraf, geleneksel estetik anlayışı da değişime zorlayarak onun üstyapısal bir çekim noktası olma niteliğini de sarsar. Sanatın toplumsal bilinci yükseltme özelliği gitgide yitmektedir.
Bu dönemde, sanat mallaşmakla kalmamış, özerkliğinden de vazgeçerek diğer tüketim nesneleri içindeki yerini alarak onlarla kaynaşmıştır. Oysa sanat, toplumsallığı içinde bulunduğu toplumu yansıtarak değil, onun içinde özerkliğini koruyarak ve sorgulama potansiyelini canlı tutarak kazanır. (3)
Böyle bir yapı içerisinde kültür teknolojidir, teknoloji siyasettir, siyaset de kültürdür. Bu paradoks içerisinde fotoğrafın da bir imge durumunda dönüşmeye başlamasıyla fotografik gerçeklik çok daha tartışılır duruma gelir. Bu da imgenin okus-pokus yanına anlamlı bir katkı sağlar ve onu bir gösteri aracına dönüştürerek sistemin hizmetine sokar. Aslında, imgenin içi hızla boşalmaktadır. Görsellikteki bu patlama gitgide imge fetişizmine dönüşür.
Estetik değerlerdeki bu değişim, ancak, kültür endüstrisine ve onun çocuğu olan kitle kültürüne hizmet eder. Özellikle fotoğrafın sanatsal imge tarafıyla reklamlarda kullanılması ve giderek daha çok tüketilebilir olması gerçeklik kavramını içinden çıkılmaz bir duruma getirir. Mutlu olmanın giderek daha olanaksız kılındığı bu sistem içerisinde küçük hazlar duyabilmek için bile gerçekliği sorgulamamak gerekmektedir. Tek gerçek, hızla birey olmaktan uzaklaşarak kimliksizleşen kişinin daha çok tüketmesidir.
Günümüzde yalnızca tüketim nesnesi durumuna konulan modern insan, kitle kültürünün, birey de dahil her şeyi tek boyuta indirgeyen tavrı karşısında, kendisine “gerçeklik” olarak sunulan “yalan” imge girdabı karşısında direnme gücünü de günden güne yitirmektedir.
Yine bu yıllarda, Sherrie Levine'ın, Walker Evans'ın Edward Weston'ın baş yapıtlarının fotoğraflarını çekerek kendi yapıtları olarak yeniden sunmasıyla başlayacak olan bir klonlama dönemi Barbara Kreuger, Cindy Sherman gibi önemli fotoğrafçılarla sürecekti. Bu bakış açısının altında, tam olarak karşılanmamakla birlikte, “sanatsal imge olarak” fotoğrafın yeniden sunulabileceği görüşü yatsa da etik sorunsalını da beraberinde getiriyordu. Kuşkusuz, sanat üzerine sanat kavramı postmodernizmle birlikte gelen ve yeni bir önerme içermeyen tutumdur. Benzeri bir başka tutum da fotoğrafın sayısallaşma süreciyle birlikte, başını Pedro Meyer gibi belgesel çalışan foto-röportörlerin çektiği bir grubun, “fotografik gerçekliği ve estetik yapıyı güçlendirmek” amacıyla belgesel fotoğrafın montaj, kolaj vb. süreçlerden geçirilebileceğini meşru görmeleriyle devam edecektir.
1990'lı yılların sonuna doğru başlayan sayısal müdahale çağında el emeğini görerek yalancı ve dürüst fotoğrafın ayrımına varmak hayli güçtür. Artık daha kusursuz, gizli ve niyeti belirsiz başkalaşmış imgelerden söz edilebilir.
2000 yılından itibaren, fotoğrafın köklü ve hızlı teknik değişim sürecini dikkate alan Photo Magazine Editörü Micah Marty'nin de içinde bulunduğu bir grup Amerikalı yayıncı ve profesyonel fotoğrafçı “dürüst fotoğraf” hakkında, geçmiş dönemdeki analog örnekleri de gözeterek, fotoğrafın okura sunulmadan önceki değerlendirilmesinde ortalama bazı ilkesel değerler ortaya koyma yönünde çalışma başlatırlar. Bu değerleri de tüm fotoğrafçı ve yayıncılar için referans olarak önerirler ve bu yaklaşımlarının bir pürist fotoğraf anlayışı olarak algılanmamasını vurgulamaktadırlar.
Buna göre “dürüst fotoğraf” için basitçe 3 temel değer ortaya konulur: Fotoğrafın çekiminde bunların tamamını uygulamak fotoğrafçının dürüst fotoğraf üretmesine yetecektir.
Ayrıca, dürüst bir belgesel ya da röportaj fotoğrafı ortaya koymak için gerekli bu 3 temel değere bağlı olarak alttaki karakteristik unsurların tümünün fotoğraflarda gözetilmesi zorunlu kabul edilir:
Alttaki sayısal müdahalelerin hiçbiri kabul edilemez:
Tüm bu yaklaşımlar bir yana, vizörün ardında bir insan olduğu unutulmamalıdır. Hiç şüphe yok ki, her türlü kural ve yöntemin ötesinde niyet, vicdan ve sorumluluk duygusu taşıyan bilinçli fotoğrafçı en önemli unsurdur.
Tüm tuzaklarına karşın, elektronik ve sayısal devrimin fotoğrafın gerçek kimliğini bulmasına önemli bir katkı sağladığı bile söylenebilir. Fotoröportaj ve belge fotoğrafı hiç bir zaman olmadığından daha güçlüdür. Öte yandan, bir sanatsal imge olarak fotoğraf, görsel sanatların tümüyle olan ilişkisiyle varolan serüvenine her zamankinden daha hoyrat devam etmektedir.
Kaynaklar :
1 Fotoğrafın Küçük Tarihi, Walter Benjamin, Çev: S.12, Sanat Dünyamız, YKB Yayınları, 1992, İstanbul.
2 Büyüyen Fotoğraf Küçülen Sosyoloji, Sekan Dora. S.98, Babil yayınları, 2003, İstanbul.
3 Frankfurt okulu'nda Sanat ve Toplum, Besim F. Dellaloğlu, S.48, İstanbul
Tahir ÜN Hakkında
1960 yılında Akhisar`da doğdu. Değişik yıllarda pek çok üniversite ve özel eğitim kurumlarında fotoğraf eğitmenliği yaptı. Halen İzmir’de yaşamaktadır.
“Gizli Bir Fotoğrafın İçeriğinin Şiirsel Anlatımı” (1995) adlı bir şiir kitabi ve “Düşlenmiş Manzaralar - Değişiklik Anları” (1990) adını taşıyan bir fotoğraf albümü yayınlanmıştır. Çeşitli dergi ve gazetelerde makaleleri, çeviri yazıları ve fotoğrafları ile yer bulmuştur.
Görsel sanatların fotoğraf, videoart, yerleştirme gibi dallarında uğraş vermektedir.
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"