Doğal çevre, bizim dışımızda olan ve insan tarafından yapılmamış; insan tarafından değişikliğe uğratılmamış olan şeylerin tamamıdır. Daha açık bir anlatımla, etrafımızdaki hava, akarsular, göller, denizler, buzullar, dağlar, tepeler, kanyonlar, vadiler, ormanlar, çalılıklar, çayırlar, bozkırlar, sazlıklar; hepsi doğal çevremizi oluşturan fiziksel ve biyolojik yapılardır.
Buna karşılık köyler, kentler, bağlar bahçeler, yollar, limanlar, tarlalar, traktörler, kamyonlar, otomobiller, trenler, vapurlar, uçaklar, insan tarafından yapılmıştır ve yapay çevremizi oluştururlar.
Dünyadaki kentleşme, sanayileşme ve hızlı nüfus artışı yüzünden doğal ortamları kirlettiğimizi, doğal kaynakları tükettiğimizi ve bunların sonuçlarının ülkeler sınırlarını aşıp küresel sorunlar haline geldiğini biliyoruz. Aslında su, hava, gibi fiziksel doğal kaynaklarla, ormanlar, çayırlar, sazlıklar, yabani hayvanlar, gibi biyolojik varlıkların kendini yenileyebilme yetenekleri vardır. İnsanlar, Yirminci yüzıla gelinceye kadar, asırlar boyu bu kaynakları kullanmışlar, dünya üzerinde bu kaynakların geleceği konusunda kaygı duymadan yaşamışlar, hatta bunların sorun olabileceğini akıllarına bile getirmemişlerdir. Yirminci yüzyılda dünyamızda havanın, suyun kirlenmesi, ormanların, yabani hayvanların azalması, yenilenebilen doğal kaynakların bu yeteneklerini kaybetmiş olmalarından değil, bu kaynakların kaldıramıyacakları miktarda kirliliğin ve tüketimin, çok kısa bir zaman diliminde gerçekleşmesinden ileri gelmektedir.
Doğal çevrenin karşılaştığı insan kaynaklı etkiler yüzünden sorunlar yaşadığı ve bu nedenle de dikkat ve özen gösterilmesi gerektiği bilinen bir gerçektir. İşte bu noktada fotoğraf da işin içine girmekte ve doğal çevrenin korunması ve kurtarılması için yapılan çalışmalarda yer almakta ve değerli katkılar koymaktadır. Bugün ülkemizde fotoğrafla uğraşanların önemli bir kısmı doğa fotoğrafçılığı ile ilgilenmektedir. Bunlar arasında öncelikle doğa fotoğrafçılığı ile uğraşanlar olduğu gibi, doğa fotoğrafçılığının özel bir alanına odaklanmış olanlar da vardır. Bu gerçekten sevindirici bir durumdur ve iyi ve doğru değerlendirilmesi halinde Türkiye’nin değerli doğal varlıklarının korunup yaşatılması için yaşamsal ölçüde destek olabilirler.
Fotoğraf sanatçısının ve fotoğrafların doğal varlıkların korunmasında ne denli etkili olabileceğinin en somut örneği kuşkusuz Ansel Adams’dır. Hepimiz O’nu siyah beyazın ustası, zone sisteminin yapımcısı ve üstad bir doğa fotoğrafçısı olarak bilir ve anımsarız. Bu niteliklerinin yanısra Ansel Adams, aynı zamanda iyi bir doğa savaşçısıdır. Fotoğrafını çektiği konuların korunup yaşatılması için, açtığı segilerde koruma hedefini özellikle vurgulamış, ilkokul çocuklarından cumhurbaşkanlarına varıncaya kadar herkesle görüşmüş, davasına destek bulmak için binden fazla mektup yazmıştır. Bugün ABD’de milli park doğa koruma sisteminin, toplum tarafından benimsenmesinde ve yaşamlarında önemli bir yer tutmasında Adams’ın rolü büyük olmuştur.
Doğal çevrenin korunmasında fotoğrafın yaptığı en önemli şey tanıştırmaktır. Bir tarafta insan, diğer tarafta doğal çevrenin bir varlığı. Fotoğrafta görülen fotoğrafa bakan tarafından tanınmıyorsa, o yere, ya da o canlıya ait yardımcı bilgilerin de verilmesiyle o insanda yeni bir bilgi ve kavram oluşur. Bu yeni bilgi o kişide ilgi uyandırmışsa devamı gelir; bilgilendirmenin ilerlemesi ile sevgi de oluşabilir, ve tabii ki onun gerekleri de.
Fotoğraf, büyük halk ozanı ve düşünürü Yunus Emre’nin “gelin tanış olalım, işi kolay kılalım” sözünde özlü biçimde ifade edildiği gibi, insanlara tanımadıkları, bilmedikleri şeyleri tanıtabilmekte, ya da bildiği şeylerin farklı yönlerini göstermekte, kısacası tanıştırmakta ve işi kolay kılmaktadır. Görmeden, bilmeden, tanımadan sevebilirmiyiz; koruyup yaşatmak için çaba harcıyabilirmiyiz?
Aşağıdaki fotoğrafta bir saka kuşu (Carduelis carduelis) görülüyor. Geçen kış Bolu – Seben yolunda çektim. Her yerin karla kaplı olduğu çok soğuk bir kış günü fesçitarağı (Dipsacus laciniatus) adı verilen bitkinin dikenlerini gagası ile tek tek koparıp dibindeki tohumları yiyordu. Çok zor bir işti yaptığı, ama hayatta kalabilmek için o çetin kış koşullarında fazla seçeneği yoktu. Dondurucu soğuğa dayanabilmek için beslenmesi gerekiyordu ve uzun boyu ile karların üstünde kalmış olan fesçitarağı dikeni, ortalıktaki az sayıda besin kaynaklarından biriydi. Bu yüzden benim varlığıma pek aldırmadı. Gerçi ben de onu rahatsız etmemek ve fotoğraflayabilmek için elimden geldiğince sakin, yavaş ve telaşsız hareket ediyordum ama bu kareyi çektiğimde aramızda dört metre kadar bir mesafe kalmıştı ki ülkemiz şartlarında bu uzaklık olağan sayılmazdı.
Sanırım saka kuşu Fotoritim okurlarının çoğu tarafından tanınan bir türdür. Güzel görünüşünden dolayı yasadışı olarak yakalanıp (Ötücü kuşların doğadan yakalanıp satılması yasaktır) kafes kuşu olarak satıldığından ötürü şehirlerde de görülür. Ben 1950 li yıllarda Samsun Ondokuzmayıs Lisesinde okurken özellikle kış aylarında okul çıkışında birileri içinde saka, ispinoz, florya, iskete gibi ötücü kuşların bulunduğu kafeslerle boy gösterirler ve kuşları tanesi beş kuruşa satarlardı. Kritik bir sınavdan başarıyla çıkmak ya da zor derslerden iyi not almak bir kuşu azad etmek, yani özgürlüğüne kavuşturmak için yeterli sebepti. Kafesten bir kuş alır, incitmemeye dikkat ederek ağaçların olduğu tarafa doğru uçururduk. Ve nedense kendimizi kuş gibi hafif hissederdik.
Saka kuşlarına doğada, ağaçlıklar ve çalılıkların bulunduğu açık alanlar, orman içi ve çevresindeki açıklıklarla, bağlık bahçelik yerlerde rastlanır. Türkiye’de yaşama isteklerine uyan hemen her yerde bulunur. Kısacası yaygın bir türdür. Fotoğrafta da görüldüğü gibi dikenli bitkilerin tohumlarını severek yerler.
Öyle sanıyorum ki şu verdiğim kısa bilgi ve tek bir fotoğraf bile, bu yazıyı okuyupta saka kuşlarıyla daha önce ilgilenmiş okurlardan bazılarının dikkatini çekecek ve ileride onlara ilgi göstermelerine vesile teşkil edecek, özetle fotoğraf, doğal çevre konusunda tanıştırma işlevini yerine getirmiş olacaktır.
Fotoğrafın tanıştırma ve yüzleştirme işlevi zaman zaman çok etkili olabilmektedir. Bazı yazarlar ve tarihçiler Vietnam savaşını fotoğrafların sonlandırdığını belirtirler. Bu düşünce fotoğrafın kamu oyu oluşturmadaki gücünün bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Doğa fotoğrafları tanıdık olmayanları tanıştırdığı gibi tanış olanları da bigilendirmekte çok değerli bir kaynaktır. Doğa fotoğrafına bakan eğer jeolog, botanikçi, zoolog, ekolog ve benzeri dallara ait bir doğa bilimci, ya da bu dallara ait disiplinlerin mühendisleri ise, baktığı fotoğrafın içeriğine göre uzmanlık alanı dahilinde farklı bilgilere ulaşabilir.
Aşağıdaki fotoğraf sonbaharda bir orman dokusu görülmektedir. Fotoğrafla ilgisi olmayanlar için bu renkli bir orman görüntüsüdür. Fotoğrafçılar için doğru zamanda çekilmiş bir sonbahar karesidir.
Doğa fotoğrafçısı için ormanlarda sonbahar renklenmesinin optimumda olduğu bir dönemde, liken salkımlarının üzerinde bulunduğu ağaçla belirgin bir kontrast oluşturduğu, çeşitlililik bakımından zengin bir fotoğraftır.
Bir ormancı için, bakısı kuzey olan bir yamaçta, optimum koşullarda yetişmiş olgun bir kayın meşceresidir.
Bir ekolog için, doğal yapısı hiç bozulmamış, harikulade bir ormandır.
Bir botanik genetikçisi için, fotoğrafdaki bütün ağaçların, (üstteki küçük bir çam gurubu hariç) renklenmeleri birbirlerinden çok farklı olsa bile, sadece kayın ağaçlarından ibaret olması nedeniyle, biyolojik çeşitliliğin yapı taşlarından biri olan genetik çeşitliliğin görsel bir anlatımıdır.
Bir bitki fizyoloğu için birbirine komşu, aynı tür ağaçlarda, aynı zaman dilimi içinde, klorofil, ksantofil ve antosiyanin oluşumlarının bütün evrelerinin birarada izlenebildiği ilginç bir doğa olayıdır.
Kısacası her uzmanlık dalı fotoğrafı kendi bakış açısı ile değerlendirir ve tabii ki hepsinin yargısı da doğru ve geçerlidir.
Edebiyat ve felsefe ile uğraşanla da bu fotoğrafta gördükleri için birşeyler düşüneceklerdir ve muhtemelen onlar daha da kapsamlı yorumlar getirebileceklerdir.
Siz değerli okurlar, bu noktadan sonra, elinizde orman fotoğrafları varsa (ki çoğunuzda bulunduğunu tahmin ediyorum) onlara tekrar ve daha dikkatli bakıp çekim anında farketmediğiniz özelliklere sahip olup olmadıklarını anlamaya çalışacaksınız.
Bu yazıya orman ekosistemi ve bu ekosistemde bulunan bazı türlerden örneklere yer veren birkaç fotoğraf da ekledim. Tahmin edeceğiniz gibi, fotoğraflar Karadeniz bölgesine ait.
Fotoğrafın anlatım ve bilgilendirme yeteneği zaman zaman sözle anlatımın ilerisine geçebilmektedir. “Bir fotoğraf bin kelimeye bedeldir” özdeyişi bu özelliği net bir şekilde tanımlamaktadır. Bugün, yıllar öncesine ait anılarımı yorumladığımda bu sözlerin doğruluğunu yeniden teslim ediyorum. 1960 Yıllarda, henüz televizyon ve tabii belgeseller mevcut değilken Türkiye’de flamingoların, pelikanların var olduklarını sadece sulak alanların çevresinde yaşayanlar bilirdi; toplumun büyük çoğunluğunun bunlardan haberi yoktu. Fırsat düştükçe, yeri geldikçe yaptığım slayt gösterilerinde ülkemizin doğal varlıkları arasında bu kuşları da gösterdiğimde izleyicilerin şaşkınlıkla başlayan coşkuları büyük bir sevinç halini alırdı. Daha çok tropikal bölgelerde yaşadıklarını düşündükleri kuşların Türkiye’nin ortasındaki, Tuz gölünde, Sultansazlığında, Yumurtalık lagününde ve hatta bütün tuzlu ve sodalı göllerimizde bulunduğunu öğrenmek hayret ve coşkularını büsbütün artırırdı.
Kısacası değerli okurlar, hepinizin bildiği bir şeyi, yeri geldiği için burada yinelemek istiyorum. Teknik olarak yeterli, iyi bir kompozisyona sahip, anlamlı bir içeriği bulunan fotoğraflar iyi birer iletitişim aracı olabilirler. Konumuz doğa fotoğrafçılığı ve doğa fotoğrafları gereken mesajları, öncelikle duyarlı insanlar olmak üzere toplumun her kesimine taşıyor. Ama fotoğraf bunu diğer konularda da yapıyor. Spor, aktualite, moda, haber, mimari,... aklınıza ne gelirse. Bu da fotoğrafın evrensel yapısını kanıtlıyor.
Hoşçakalın.
Tansu GÜRPINAR
-Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi 1964 mezunu. (Botanik, Zooloji, Jeoloji
-Yedeksubay olarak askerlik hizmeti, (İstanbul, Hakkari ) 1964 – 1966.
-Orman Genel Müdürlüğü, Milli Parklar ve Yabanhayatı birimlerinde doğabilimci ve kuş uzmanı sıfatıyla çeşitli görevler. (Munzur Dağları Milli Parkı tesisi çalışması, Yedigöller Milli Parkı Yabanhayatı Geliştirilmesi Çalışması, Dilek Yarımadası Milli Parkı, Uludağ Milli Parkı nesli tehlikede olan türlerin korunması çalışmaları, Konya Bozdağ Yabankoyunu Koruma Projesi, Antalya ve Adana Alageyik Koruma ve Geliştirme Projeleri, Halikarnas Tasarı Milli Parkı Karasal ve Denizel Fauna Çalışması; Batı ve Orta Toroslar ile Hakkari dağlık yöresinde yabankeçilerinin korunmaları amacıyla rezerv alanlarının ayrılması çalışmaları, Doğu Akdeniz Bölgesinde yıllık sukuşları envanteri çalışmaları, Kuşcenneti Milli parkının yıllık “Yönetim Raporu”nun hazırlanması ve uygulanması, başta Sultansazlığı olmak ülkenin önemli sulak alanlarının incelenmesi ve koruma önerilerinin belirlenmesi) 1966 – 1974
-Yırtıcı kuşların bütün ülkede koruma altına alınmaları için gerekçelerin hazırlanması ve onaylattırılması. 1970
-Sultansazlığının drene edilmesi için Develi Projesini hazırlayan DSİ’nin projeyi değiştirmesi için amacıyla yapılan çalışmalar. 1974 – 1978
-Kuşcenneti Milli Parkı Yöneticiliği, doğal varlıklarının geliştirilmesi, Milli Parkın Avrupa Diploması için Avrupa Konseyine başvuru ve A Sınıfı Avrupa Diploması ile ödüllendirilme.1969 – 1974
-Yabanhayatı ve Avcılık Şubesi Müdürlüğü. 1976 –1978
-Milli Parklar ve Avcılık Genel Müdürlüğünde Çevre Sorunları Dairesi Başkanlığı. 1976 – 1978
-Ülkenin kuş göç yolları üzerine o zamana dek yapılmış çalışmaların raporlanması ve haritalanması ve Orman bakanlığı kanalı ile Genelkurmay Başkanlığına sunulması. 1978
-Yeni kurulan Başbakanlık Çevre Müsteşarlığında Eğitim, Mevzuat ve Finansman Dairesi Başkanlığına atanma. Ülke çevre envanteri, Ankara hava kirliliğinin azaltılması, mevcut mevzuatın iyileştirilmesi ve yeni mevzuat hazırlığı çalışmaları. 1978 – 1983
-Çevre Genel Müdürlüğü, Genel Müdür Danışmanlığı. 1983 – 1989
-Çevre Genel Müdürlüğü, Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı. 1989 – 1991
-Çevre Bakanlığı, Çevre Koruma Genel Müdür Yardımcısı. 1991 –1996
-Emekliye ayrılış. 1996
32 Yıllık kamu hizmeti sırasında doğal çevrenin korunması alanın da hazırlanan uluslararası sözleşmelere Türkiye’nin katkı ve katılımını sağlamıştır. Bu sözleşmeler: Özellikle Sukuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme 1971 (Ramsar Sözleşmesi); Avrupa Yabanhayatı ve Doğal Yaşama Ortamlarının Korunması Sözleşmesi 1974 (Bern Sözleşmesi); Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 1992.
Çevre Bakanlığından emekli olduktan sonra kurucularından olduğu Doğal Hayatı Koruma Derneğinin Ankara Temsilciliğini açan Tansu Gürpınar Ankara Temsilcisi olarak 2004 Mayısına kadar olan hizmeti sırasında 2001 Ağustos, 2002 Kasım tarihleri arsında İstanbul’da Doğal Hayatı Koruma Derneği ile Dünya Doğayı Koruma Vakfı Türkiye’nin Genel Müdürlük görevini ifa etti.
Bir doğa fotoğrafçısı olan Tansu Gürpınar 1969 – 1974 yılları arasında Çankaya Halkevinde fotoğrafçılık kursları verdi. Fotoğraf Sanatı Kurumu ve Türkiye Fotoğraf Federasyonu kurucuları arasında yer aldı. Ankara, NewYork ve İstanbul’da kişisel sergiler açtı.
Fotoğraf ve çevre alanında yetmiş kadar ödülü olan Tansu Gürpınar, 1988 de Ülkemizin kazandığı FİAP Altın Madalyayı alan ekibin içinde yer aldı. 1999 Yılında Uluslararası Salzbourg yarışmasında Grand Prix kazandı. 1992 Yılında DHKD, 1999 Yılında Birleşmiş Milletler, Global 500 ödülünü kazandı.
Yayınlanmış üç kitabı var. “Akarsularımız”, “Yabani Bitkilermiz” ve “Renklerin Türküsü”. Avrupa Milli Parkları kitabının Türkiye bölümünü hazırladı. İmage of Turkey, Teknik Haberler Bülteni, THY magazine, Bilim Ve Teknik, Av, İlgi, Gezi, Skylife, Sealife, Çevre ve İnsan, Tabiat ve İnsan, Naturopa, Kültür ve Sanat, Beymen Magazine gibi periyodiklerde kendi fotoğraflarıyla desteklenmiş 200 ü aşkın makalesi yayınlanmıştır.
Evli ve bir oğlu vardır.
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
04 Ekim 2008 MERSİN FOTOĞRAF DERNEĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI
06 Ekim 2008 BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"
06 Ekim 2008 ORHAN HOLDİNG 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI
11 Ekim 2008 KONYA VALİLİĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünya İnançları"
16 Ekim 2008 AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"