Sanırsınız, Michelangelo gibi “Sistina Şapelinin Tavanı” ya da “Davut Heykeli” kadar tarihte yeri doldurulamayacak bir eser vermiş.
Öyle mağrur, öyle edalı…! Öyle tepeden, bakışları…!
Salvador Dali’ yi tahtından ettiğine inanmasına da, Marcel Duchamp ölçüsünde mevcut her şeyi altüst edecek görüşler taşıdığından emin haline de şaşmamalısınız (!)
Meğer ki, küçük çaplı bir yarışmada bir fotografı sergilemeye değer görülsün, bilemediniz bir fotografı “birinci” likle ödüllendirilmiş olsun.
Bu ölçüdeki başarı, başka yarışmalarda da tekrar eder ve özellikle de çapı biraz daha büyük olan “Uluslararası” bir yarışmanın jürisi tarafından teyit edilirse, adına “tevazu” dediğimiz, insan donanımı, bilgi ve birikimleriyle ilişkilendirilen önemli erdemlerden biri tedavülden kaldırılabilir kolayca.
Varsın öyle davransın…! Adını sanat tarihine altın harflerle yazdırdığını düşünsün. Varsın başkalarına en tepeden bakmaya zorlasın kendisini. Büyüklensin, ahkâm kessin, iltifat beklesin, bastığı yerin titrediğini düşünsün…, tadını çıkartsın varsın. Kendisine küçük bir krallık kurduğunu düşünsün.
Dilediği şeyi düşlesin…! Hoş eylesin gönlünü, kime ne zararı var.
Fotograf Yarışmalarının, amatör için, profesyonelin tasavvur bile edemeyeceği ölçüde önemli bir heyecan kaynağı, ödül almanın ya da sergileme elde etmenin de aynı ölçüde keyif kaynağı olmasından daha doğal ne olabilir !?
Amatör Fotografçının yarışmadan aldığı plaketi, madalya ya da heykelciği evinin bir köşesine iliştirmesi, bültenlerde, gazete ve dergilerde çıkan haberi dostlarına, arkadaşlarına göstermesi, hiç olmazsa ruhen O’nun yaşam kalitesini artırıcı bir etkiye yol açabilir.
Bir amatörün yarışmalardan beklentisi daha çok bu minvalde manevi bir tatmin duygusudur.
Ödülü maddi olan fotograf yarışmalarını kazanmayı hedefleyen profesyonel sayılabilecek yaklaşım, söylediklerimin istisnasıdır.
Yarışmamak…!?
Gerek alenen, gerek üstü örtülü, hiçbir şey için hiç kimseyle yarışmamak…!?
Yarışma mantığından, ya da diğer bir deyişle, rekabet dürtüsünden uzaklaşmak, çağın sosyo-ekonomik ve kültürel koşullarında “bilge” lik mertebesine ermiş olmayı gerektirir, dense yeridir.
Herkesin ve her şeyin, mevcut koşulların tümünün, elbirliğiyle insanı rekabete zorladığı, hatta mecbur ettiği, hırslı olunması için baskı kurduğu koşullarda yarışmayı reddetmek, ödülü elinin tersiyle itmek, boyutu bu denli yüksek olan bir tevazu örneği gösterebilmek..,“bireyin, zihniyle ve yüreğiyle zirvede olması” demek değildir de, nedir !?
O noktaya doğuştan erişmek pek mümkün olmasa gerek. Öylesi varsa bile, enderdir.
Ancak bunun tersi için de benzer şeyler söylenebileceğini belirtmeliyiz. Aşırı hırs ya da başka nedenlerle kazanma arzusu…, en önde olma, herkesten daha yukarılarda gezinme, daha etkili olma…, daha iyisini ve daha iyisini…, daha fazlasını ve daha fazlasını…, daha niteliklisini ve daha niteliklisini…, yapma çabası ve çıtayı sürekli yukarı çekme kaygısı da, dikkate değer bir “erdem” değil midir !?
O nedenle amatörlerin (özellikle de fotografa yeni başlayanların), yarışmalara katılma arzusu, fotograflarının kabul görmesi ve beğeni toplaması istemi yadırganmamalı ve yargılanmamalı. Tümüyle bireyi ilgilendiren, bu ve benzeri konularda özgür bırakılmalı fotografçılar. Özgür kılmalı fotografçılar da kendilerini. Kendi istemleri doğrultusunda tercihlerini yapmalılar ve ustalardan icazet ister gibi bir tutum içinde olmaları gerekmediğini unutmamalılar.
Öte yandan ; amatör fotografçıların unutmaması gereken çok önemli bir şey de “ödülün her şey olmadığı” dır. Her ne kadar yarışmalara yollanmış fotograflar arasında niteliği en yüksek olanlarının seçildiği varsayılsa bile, yarışmalardan elde edilecek derece ve sergilemelerin, alınacak ödüllerin, sanat yaşamında belirleyici olmadığını ve hatta çoğu kez fotografların niteliğini saptayıcı rolü bulunmadığını en başından bilmelidirler.
Fotografları dünyanın en önemli müzelerine kabul edilen, dünyanın en prestijli sanat galerileri ve yayınevlerince sergi ve albümleri yapılan fotografçıların çoğunun yarışmalara katılmak şurada dursun, yarışmalarla hiç ilgilenmediklerini, her yıl onlarcası yapılan yarışmalardan haberli bile olmadıklarını gözden uzak tutmamalıdırlar.
Söylediklerimizin ne anlama geldiğinin daha net anlaşılır olabilmesi için, yukarıda iletilenlere bağlanabilecek çok daha etkili, yeter sayıda örnek bulmak mümkündür. Her ne kadar bir genelleme yapmaya uygun örnekler olmasa (istisna sayılabilecek durumlarsa) da, amatörlerin katıldığı yarışmaların hacmiyle kıyas bile kabul etmeyecek yarışmalardan elde edilen dünya çapındaki ödülleri reddedebilecek kadar ekstrem örnekler bulunduğunu (Boris Pasternak ve Jean Paul Sartre Nobel Edebiyat Ödülünü, George C. Scott ve Marlon Brando Oscar ödülünü reddetmişlerdir) belirtmek gerekir.
Bu bağlamda; (daha çok amatör fotografçılaradır sözümüz) yarışmalardan elde edilecek ödül ve sergilemelerle, onların puanlanmaları sonunda elde edilecek ünvanları en belirleyici hedef olarak görmek ve kabul etmek zaafına düşmemek oldukça önemlidir. Ama böyle bir zaafa düşmemek uğruna yarışmaları yadsımak, çok sert ve kırılmaz bir karşı duruş sergilemek gibi bir zaaf göstermek de aynı ölçüde uyarı gerektirir.
Özetle; amatör fotografçılara, yarışmalardan alınacak sergileme ve ödüllerin kendilerini erişilmez bir seviyeye taşımayacağını peşinen bilmeleri ve bu bağlamda tevazuyu elden bırakmamaları önerilirken, buna mukabil yarışmalara karşı durma eğilimindeki fotografçıların da yarışmalara katılma isteği taşıyan fotografçılara, çok olumsuz bir şey yapıyorlarmış gibi hiddetlenmelerinin pek doğru gözükmediği hatırlatılmaktadır.
Kime ve neye göre, yarışmalara katılmak-katılmamak doğru ya da yanlış? Hangi kriterler, ne gibi ölçüler belirleyecek bunu ?
Çok tutarlı ve doğru gibi görünen savlar, haklı oldukları ölçüde, bireyin kişisel istemleriyle örtüşmediğinde haksız duruma da düşebilirler.
Konuşulmalıdır elbette bu konu da diğerleri gibi…, tartışılmalıdır. Görüşler iletilmeli, fikirler beyan edilmelidir, dileyen herkesçe. Ama bunlar yapılırken ; çağdaş toplumun görece gelişmiş değerleri içinde kalınarak, merkezinde sanatın da yer aldığı üst seviye insani boyutun öngördüğü olgun, naif ve gürültüsüz atmosfer oluşturulmalıdır ki söz konusu “sav” lar dikkate değer hale gelebilsinler.
“Yarışma”yı reddeden, “yarışma fikrini - yarışmacı mantığı” doğru bulmayan, yarışmalara uzak duran fotografçıların bu yaklaşımını da, yarışmaları yadsımayıp ilgi gösteren, katılan fotografçıların, aynı olgun / ağırbaşlı tutum içinde kalıp saygıyla karşılamaları gerektiğine ilişkin bir kez daha söz söylemek anlamsızdır.
Yarışmalara katılarak elde edilen ödül, nişan ve payeler sanat bağlamında herhangi bir yeterliliğin su götürmez göstergesi olarak herkesçe kabul edilemeyeceği gibi, başka hiçbir gösterge olmaksızın yarışmalara katılmayı reddeder görünen bir duruş sergilemek de, aynı bağlamda bir yeterliliğin reddedilemez belirtisi olarak herkesçe kabul edilmeyebilir.
Yarışmacı ya da yarışma karşıtı…,her iki yaklaşımın birbiriyle yarışır hale gelmesi gerekmez. Çünkü, hiç birinin diğerinden önce varması gereken bir bitiş çizgisi olmayacaktır.
Her zaman ve her durumda, esas alınacak tek şey, ortaya konan eserler olacaktır.
TEKİN ERTUĞ
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"