Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > EKİM 2008 SAYISI - OCTOBER 2008 ISSUE > Tekin Ertuğ ile Sanatın Kıyısından : Dikiş Makinesiyle Fotoğraf Çekmek
Tekin Ertuğ ile Sanatın Kıyısından : Dikiş Makinesiyle Fotoğraf Çekmek

DİKİŞ MAKİNESİYLE FOTOGRAF ÇEKMEK

 

Fotografçı olup da usta fotografçı Ara Güler’i tanımayan yok gibidir.  Yüz yüze görüşmemiş, sohbet etmemiş, herhangi bir söyleşisini yakından izlememiş olsa bile, hemen bütün fotografçılar, O’ nun çalışmalarından örnekler görmüş, hakkında söylenen olumlu şeylerle birlikte adını duymuştur mutlaka. 

 

“Japonya’ da bile herhangi bir fotografçının önüne Ara Güler’ in çalışmalarını koysanız, hemen o dakika; Bunlar Ara Güler fotografları, der size”…, şeklinde bir ifade çok kez duyulmuştur ustalardan, özellikle de bir üslup geliştirmiş olmanın, kendine özgü eserler ortaya koymanın, ustanın adıyla anılacak bir tarz oluşturmanın önemi konuşulurken ya da uluslararası alanda en tanınmış fotografçımızdan söz edilirken.

 

Acemi iken ya da ömrünün önemli bir kısmını fotograf uğraşısına adamış olsa bile yeter ölçüde olgunluk kazanamamış ise fotografçı, izlediği bir sergi ya da başka bir fotograf sunumunun sonunda, yahut fotografta popüler bir isimle karşılaştığında öylesine doğal sorar ki “hangi makineyle çektiniz bunları?” diye. Verecek yanıt bulamaz şaşkınlıktan, bazen de sinirleri bozulur Ara Güler gibi, böyle itici ve rahatsız edici ölçüde yakışıksız sorularla çok sık karşılaştığında, sorulara muhatap olan kişi.

 

Benzer şekilde, nü fotograflardan oluşan bir sergide, “model kim?“, sorusu kadar sığ bir soruyla karşılaşmanın da ondan kalır yanı yoktur ve hatta çok daha can sıkıcıdır, rahatsız edicidir!

 

Bakın, onlarca kez aynı soruyla karşılaşmanın, Ara Güler’ in üzerinde yarattığı rahatsızlığa ve reaksiyonuna ilişkin anısını gazetedeki köşesinde yakın dostu Ülkü Tamer ne kadar güzel aktarıyor
(*http://www.sabah.com.tr/2008/03/03/haber,C032EAED8C114B528F1B2F80CAE92966.html);    

    

Yayınevi yöneticiliği yaptığım dönemde bir gün alı al moru mor geldi. “Hayrola” dedim. “Ne adamlar var… İyi fotoğraf çekiyormuşum… Soruyorlar, fotoğraf makinen ne marka diye!... Yahu makineyle ne ilgisi var bunun! Şimdi en iyi daktiloyu alsam en iyi romanları ben mi yazarım? Fotograf, makineyle çekilmez, kafayla, yürekle çekilir…” Bir kahkaha attı. “Ben” dedi, “Singer dikiş makinesiyle de fotograf çekerim.” Sonra, “fotoğraf, makineyle çekilir sanıyorlar,” diye ekledi. “Atlıyorlar arabaya, düşüyorlar Anadolu yollarına… Bir çoban mı gördüler, “Aman dur, şunun fotoğrafını çekeyim…”, “İki şipşak, tamam. Ben fotoğrafını çekeceksem, hiç olmazsa iki gün o çobanla beraber yaşamalıyım, çadırında uyumalıyım, yemeğini yemeliyim, suyunu içmeliyim. Ondan sonra bir resmini belki çekebilirim.

 

Özellikle amatör ve yeni başlayan fotograf meraklılarına unutulmayacak bir ders var “anı” niteliğindeki bu anlatımda. “En iyi daktiloyu alsam, en iyi romanları ben mi yazarım?” dediğinde, 8-10 sayfalık makaleyi tek cümle ile özetlemiştir Ara Güler.

 

Kıssa” dan “hisse” diyelim biz buna ve bakın yazısının devamında, ustanın bitmek tükenmek bilmeyen fotograf aşkını, heyecanını ne kadar hoş bir üslupla aktarıyor Ülkü Tamer ;

 

Yine bir gün heyecanla daldı odama. “Bir fotoğraf albümü hazırladım,” dedi. “Basacaksın. Bir milyon satacağız.” “Ara“ dedim, “sen delirdin mi? Günlük gazeteler bile bir milyon satmıyor.” Bir an düşündü. “Öyleyse” dedi, “on bin garanti!

 

Ara Güler’in İstanbul’un arka sokaklarında yaşayan insanı aktaran fotograflarından birçoğu, yüzlerce sayfa ile aktarılabilecek hikâyeleri tek karede anlatırlar aslında. Birçok öykü derlemiştir Ara Güler, İstanbul’ un gözden uzak sokaklarından. Çokça şiir yazmıştır, onlarca roman kaleme almıştır bu fotografların yüzeyindeki görüntülerle.

 

Doğrudan Fotograf” la bunun yapılamayacağını söylemek, sadece Ara Güler’ e değil, Salgado ve diğer ustalara da haksızlık olur.

 

Fotograf sanatında belirleyici olan, yüksek teknoloji ürünü çok gelişmiş harikalar harikası fotograf makinaları olsa idi, yıllar yılı kimsenin ilgisini çekmeyen, daha çok gelir düzeyi düşük olan fotografçıların, özellikle de amatörlerin zorunluluktan kullandıkları hantal ve eski teknoloji ürünü olarak kabul edilen fotograf makinalarıyla, Rus (**) fotografçılar önemli hiçbir eser veremezlerdi.

 

Oysa, fotograf tarihine meraklı fotografçılar bilirler ki genel olarak dünya fotografı konuşulurken, bir “Hint Fotografı” ndan söz edildiği gibi, üslup yarattıkları, ekol oldukları ve dünya çapında beğeni topladıkları için, “Rus Fotografı” ndan da söz edilir.

 

İğne deliği” gibi, teknolojiden bile sayılamayacak yöntemlerle, dileyen her fotografçı, zihninde yüklü anlamları rahatlıkla görüntüye dönüştürebilir.

 

Fotograf yaparken, önem atfedilen şey, makine ve ekipmanlarda kullanılan teknolojinin seviyesi, gelişmişliği ve pahalılığı değil, fotografçının bilgi ve deneyimleriyle elde ettiği donanımı, yetenekleri, sezgileri, duyarlılığı..vb. yeterlilikleri ya da seviyesi olsa gerektir.

 

İleri teknoloji ürünü ekipmanlar, sadece kolaylık sağlar fotografçıya. 

 

Aslolan fotografçı” dır.

 

O nedenledir ki; boynuna bir fotograf makinası takabilen hemen herkesin kendisini “sanatçı” olarak empoze etme çabalarına ya da bu durumdaki herkesin “sanatçı” diye telkin edilmesine veya böyle toz duman bir ortam yaratılmış olmasına belki de, tepki gösteren ve “ben sanatçı falan değilim, ben fotografçıyım kardeşim…” diyen Ara Güler, dikiş makinesiyle bile fotograf çeker.

 

Ara Güler ustanın fotografları için söylenebilecek olumlu sözler bunlarla sınırlı değildir elbette. Ancak bu önemli örneği başka yazıların konusu olarak yeniden ele almak üzere bir kenara bırakıp, aynı örnekten yola çıkarak, çoğu kez gözden kaçan bir başka pencereyi aralamak, doğrudan fotograf dışındaki fotograf kulvarında yer alan “kurgu” denemelerini, irdelemek dileğindeyiz.

 

Belki de “fotograf sanatçısının” aradığı şey (durum, olgu, hal, …),  insan hali, her zaman ve her durumda tam da yanıbaşında ya da karşısında durmaktadır.

 

Fotografçı; gördüğü, derinden etkilendiği insani durumun, yaşam kesitinin, şiirini fotografla yazacaktır. Öyküsünü, romanını fotografla yazacaktır. Sinema filmini fotografla yapacak, tiyatro oyununu fotografla sahneye koyacak, heykelini fotografla yontacaktır. Şair tanık olduğu duruma enfes bir dörtlük döşeyebilir, yazın insanı ironik bir öykü kaleme alabilir. Sahneye konabilir, sinemaya aktarılabilir, aynı şeyler.

 

Görüneni çırılçıplak aktarabilecekleri gibi (eğer görünen, insanı yeterince sarsıyor ve üzerinde söylenecek söz bırakmıyorsa), bundan daha fazla da görünenin gerisindekilere, görünmeyenlere yönelecek, onları örten perdeyi aralamaya çalışacaktır “sanat insanları”.


Fotoğraf : Ebru Tekerek ERTUĞ, 2006
 


Hiroşima Belediye Başkanı Tadatoshi Akiba, dünyanın ilk atom bombası saldırısının 62. yıl dönümünde yapılan törende, şehrin barış bildirgesini açıkladı… “ O tarihi yaz günü, saat 08:15. Bir B-29’ un gürültüsü sabahın sessizliğini bozar. Mavi gökyüzünde bir paraşüt açılır. Sonra aniden bir ışık, inanılmaz bir patlama – sessizlik – ve cehennem dünyaya indi. Paraşütün inişini izleyen genç kızların gözleri eridi. Yüzleri dev kömür parçalarına dönüştü.  İnsanların derileri tırnaklarından sarkıyordu.  Saçları yok olmuştu; kıyafetleri incecik şeritler haline gelmişti. İnsanlar patlamadan yıkılmış evlerinde canlı canlı yanmışlardı. Kimisi göz bebekleri ve iç organları vücutlarından çıktığında öldüler. Hiroşima bir şekilde kurtulanların, ölenleri kıskandığı bir cehennemdi. O yıl 140.000 insan öldü. Ölümden kurtulanlar hâlâ lösemi, troid kanseri ve daha birçok hastalıkla boğuşuyorlar…” (***)

 

Bu “cehennemin dünyaya inişi” ni konu alan öyküler, romanlar, şiirler yazıldı ve o günü, o günün yıkıntılarını, paramparça oluşları gösteren fotograflar çekildi.

 

Bu gün Hiroşima ve Nagazaki’ de yaşananları anlatamaz mı romancı? “Paraşütün inişini izleyen genç kızların gözleri eridi” cümlesi şiir yazdırtmaz mı? “Hiroşima, bir şekilde kurtulanların ölenleri kıskandığı bir cehennemdi” ifadesi, fotograf yaptırmaz mı?

 

Pablo Picasso’ nun “Guernica” sına baktığımızda, bu soruların yanıtını önemli ölçüde buluruz aslında.

 

Kafa patlatır gördükleri, duydukları, hissettikleri üzerine. Kurar bozar, çizer siler, tasarlar revize eder, … rahatı bozulur, uyku düzeni kalmaz, sinirleri yıpranır !? Ama gene de iyi bir eser oluşturamayabilir, fotografçı.

 

Kolay değildir, olgular, kavramlar üzerine oluşturulmuş, çeşitli anlamlar yüklenmiş eserler ortaya koyabilmek.

 

Gerçekleşeni/gördüklerini, esaslı bir ışık, kurallara uygun bir kompozisyon, temiz bir baskı, … ile sunmanın ötesinde (genel kabul görmüş teknik yeterlilik kriterlerinin dışında) arayışların varlığına dair ipuçlarını ileten fotograflar oluşturması, yahut izleyen insanı sarsacak nitelikte eserler ortaya koyması hiç kolay değildir, fotografçının.

 

İlk bakışta böyle arayışların varlığına delalet ediyormuş gibi görünse bile; insanın yüz ifadesi (mimikleri) ni, insan bedeninin hareketlerini, kendisine has ya da fantastik öğeler oluşturma gayretinin bir göstergesi olarak “model” in özel bazı duruşlarını, çeşitli ışık efektlerini, olağandışı imiş gibi görünen kılık kıyafet ile modeli bezeme, makyaj marifetiyle deforme etme uğraşıları, çoğu kez işe yaramaz. Farkında olunarak ya da olunmadan moda fotografının etkisine girip, onun vasatı (ortalamayı) aşamayan, sıradan ürünlerini ortaya koymaktan öteye geçilemez. Moda fotografının çok etkili yaratıcı örneklerinin yanında oldukça da sönük kalınır.     

 

Sahnelenen tiyatro eserleri ve mim gösterilerinden ya da o eserler prova edilirlerken izin alarak çekilecek fotograflardan, çok farklı görünmeyecek olan bu gibi denemeleri (hatta sahne fotografları, birbirinin tekrarı gibi duran böyle fotograflardan çoğu kez daha etkili ve anlamlıdır) yere göğe sığdıramamak, avangart (****) mış gibi kabul edilmesine neden olmak; ışığı ve gölgeleri mükemmel kullanmış, kostümü ve insanın yüz ifadesiyle hareketlerinin her biri üzerine ince hesaplar yaparak incelemeye değer kılmış, kullanılan aksesuarlarla, o aksesuarların üzerine düşen ışığın (kimi zaman da gölgelerin), giysilerde bulunan motiflerle, giysi renklerinin tümünü ayrı ayrı çözüm gerektiren şifreler içerir halde sunmuş olan Rembrandt’ ın “Gece Devriyesi”(ya da “Gece Nöbeti”) adlı eserine (*****) haksızlık etmek olurdu herhalde.

 

Arşivimizden çıkartıp sunduğumuz ve çoğunluğu günlük yaşamı temsil eden insan görüntülerinden yahut doğa ve manzara görüntülerinden oluşan kendi fotograflarımızın önemli bir kısmının, bu bağlamda, çok da kayda değer fotograflar olmadıklarını bilmekteyiz.

 

Öyküsü yazılır, romanı yazılır… , demiştik hemen her şeyin. Fotografı da yapılabilir hiç şüphe yok ki aynı şeylerin. Sanat insanlarını bu bağlamda sınırlayacak hiçbir şeyden söz edilemez.       

 

Fotografçısıyla olup bitmekte “sanat yapıtı” denebilecek her fotograf!  Ne çok gelişmiş ekipman ve aksesuarlarda ne de yaşamın içinde ve geri planında olup bitenlerde düğümlenmektedir, sanat yapıtlarının sihri.  

 

Tanık olunan (görülen) ya da başkalarınca aktarılan ne varsa; irdeleyen, üzerinde düşünüp analiz etmeye çalışan ve yorumlayan fotografçı, dilediği ve olanaklarının elverdiği her atmosferde özgün yapıtlarını oluşturabileceği gibi; okuduklarından, yani beslendiği basılı eserlerden yola çıkarak da oluşturabilir eserlerini, şüphesiz.   

 

Bir fotograftan yola çıkarak, şiir yazılabilir mi?

 

Bir şiirden yola çıkarak, fotograf yapılabilir mi?

 

Gerçek bir hayat hikayesinden yola çıkılarak, roman yazılabilir mi?

 

Bir romandan yola çıkılarak, sinema filmi yapılabilir mi?

 

Bir öyküden yola çıkılarak, fotograf yapılabilir mi? ...........

      

Hepsi ve daha fazlası yapılabilir”.

  

Asıl mucize sanatçının yaratıcılığında gizlidir.


 

Tekin ERTUĞ 

 

 

(*) Tamer Ülkü – Makale , “Dikiş Makinesiyle Bile Fotograf Çeker”, Sabah Gazetesi, 03.03.2008

http://www.sabah.com.tr/2008/03/03/haber,C032EAED8C114B528F1B2F80CAE92966.html

 

(**) Zenith (35 mm) ve Kiew (orta format) gibi eski makinaların yaygın olarak kullanıldığı dönem “Sovyetler Birliği” idi.

 

(***) 2007 Hiroşima Barış Deklarasyonu: Nükleer Silahsız Bir Dünya İçin; Kül öykü gazetesinin eki, “Kosmik Yumurta”, Ekim 2007, Sayı 2, Sayfa 1 

 

(****) http://tr.wikipedia.org  Avangart (Fransızca: avant-garde), Fransızca askeri bir terim olan öncü birlik sözcüğünden gelir. Gerek Fransızca'da gerek diğer dillerde kültür, sanat ve politika ile bağlantılı olarak, yenilikçi veya deneysel işler veya kişiler anlamına gelir.

 

Sanat ve siyaset alanında kullanılan avangard terimi,Rönasansın askeri teorisinden devşirilmiş bir metafordur:Battaglia,retrogard,avangard, hareket halindeki bir ordunun üç bölümünü temsil eder.Bu terimi sanat alanında kullanan ilk kişi Saint-Simon dur.Bundan sonra devrimci siyasi hareketlerin,Özellikle komünist hareketlerin jargonuna girer.

 

Avangart sanat, kültür, gerçeklik tanımları içindeki kabul edilmiş normları sarsıp sınırlarını değiştirmeyi amaç edinir. Bu normlar sosyal reformdan estetik deneyimlerin değişimine kadar çeşitlilik gösterebilir.

 

(*****) http://tr.wikipedia.org  (Geniş Bilgi için Bkz.) - Rembrandt Harmenszoon van Rijn (15 Temmuz 16064 Ekim 1669), Hollandalı ressam ve baskı ustası. Avrupa ve Hollanda sanat tarihinin en önemli ressamlarından biridir. Hollanda'nın ticaret, bilim ve sanatta atılım yaptığı "Hollanda Altın Çağı"nda yaşamıştır. "Işığın ve gölgelerin ressamı" olarak da anılır.



FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :

Tekin Ertuğ ile Sanatın Kıyısından : Genç Fotoğrafçıların "Symzonia"ları
Tekin Ertuğ ile Sanatın Kıyısından : Kapak Fotoğrafı
Tekin Ertuğ ile Sanatın Kıyısından : Fotoğraf Atölyeleri
Tekin Ertuğ ile Sanatın Kıyısından : Mayıs 2008'de Gerçekleşen İki Büyük Fotoğraf Etkinliğine Dair
Tekin Ertuğ ile Sanatın Kıyısından : Mut'da Dogay
Tekin Ertuğ ile Sanatın Kıyısından : Fotoğrafçı "Hatırat" ı
Tekin Ertuğ ile Sanatın Kıyısından : Bilgisayar Başında Sergi ve Açılış Kokteyli
Tekin Ertuğ ile Sanatın Kıyısından : Yılan Adası ya da Gül Adası
Tekin Ertuğ ile Sanatın Kıyısından : Bitiş Çizgisi
Tekin Ertuğ ile Sanatın Kıyısından: Eser Adı İsimsiz
Tekin Ertuğ ile Sanatın Kıyısından : "Roman" a Öykünen Fotoğraf

Tekin Ertuğ ile Söyleşi - 1
Tekin Ertuğ ile Söyleşi - 2
Tekin Ertuğ ile Söyleşi - 3
Tekin Ertuğ ile Söyleşi - 4

Tekin Ertuğ : Fotografla Portre Yapmak ve Fotografçının Yaratıcılığı 



Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz. No comments for this document yet, you can make comment from the form below.
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

Fotoritim Mail-Grubu

Fotoritim Mail-List

 

 

Arşivimizden  - From Our Archives

 

Jim Zuckerman

 


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

 

 

FR'yi takip et

Follow us at

 

 

 

 

 

 

  

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.