Arşivimizden  - From Our Archives

 

Birgül Erken

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Ali İhsan Ökten

Atakan Dürüst

Aydan Çınar

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

Hülya Yeltepe

İmren Doğan

Levent Yıldız

Mehmet Uçkun

Pınar Dağ

Şebnem Aykol

Şebnem Evren

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

ETKİNLİKLER - ACTIVITIES

 

 FR Duyurular - FR News

 

 


Etkinlikler - Activities

4. Sami Güner Kupası Ödül Töreni ve Gösterileri

 

Uğur Günay Fotoğraf Sergisi

 

Yusuf Tuvi Fotoğraf Sergisi Dünyanın Renkleri, İzmir'de

 

Özlem Kadakoğlu 40x40 Fotoğraf Sergisi İstanbul'da

 

2010  FIAP Doğa Bienali Başvuruları

 

Tersane-i Amire Fotoğraf Sergisi

  

5 Usta / 5 Atölye Fotoğraf Sergisi

  

Dask Dogay 2010'da Şanlıurfa'da

  


Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > KASIM 2007 SAYISI > Tekin Ertuğ ile Sanatın Kıyısından: Eser Adı İsimsiz
Tekin Ertuğ ile Sanatın Kıyısından: Eser Adı İsimsiz

Tekin ERTUĞ : SANATIN KIYISINDAN



ESER ADI : İSİMSİZ


“Guernica” dır eserin adı, yahut “Mona Lisa” dır.

 

“Batı Yakasının Hikayesi” dir, “Kaplumbağa Terbiyecisidir”.

 

“Rüzgar Gibi Geçti” ya da “Doktor Jivago” dur.

 

“Gazap Üzümleri” dir…, “Anna Karenina” dır…, “Savaş ve Barış” tır.

 

“Ullyses” tir…, “Budala”, “Hamlet”…, ya da başka bir şeydir.

 

Bunların her biri birer şaheserdir kendi alanlarında. Dünya çapında bilinirler ve isimleriyle dillendirilirler. Her birinin adı geçtiğinde de, o eserin kime ait olduğu hatırlanır ve fazlasını söylemeye de gerek kalmaz.

 

Sanatçılar ve eleştirmenler arasında geçen herhangi bir sohbette ya da söyleşide   rastlamışızdır çoğumuz ; sanatçının adıyla birlikte o sanatçının bir eserinden söz edilir ve o eser, sözü edildiği andan itibaren dinleyen insanın gözünde canlanır. Böylece, söyleşenler ve/veya dinleyenler hangi eserden söz edildiğini bilirler ve sohbete bu bilgiler ışığında katılırlar.

 

Yazılı metinlerde de ; bir sanatçının herhangi bir eserinin adı telaffuz edilir ve buna ilişkin görüş iletilir ya da iddiaya referans olarak gösterilir. Bazen bir eserin adı geçtiğinde, bir çok insan o eserin yaratıcısını hatırlar, nasıl bir şeyden söz edildiğini bilir, o yüzden sanatçının adını söylemeye bile gerek kalmayabilir. Bazen de, herhangi bir sanatçıdan söz edildiğinde, o sanatçının en çok bilinen eserlerinden biri ya da bir kaçı o dakika anımsanır. 

 

Böyle eserlerin isimleri olmasaydı eğer…, neyi, nasıl hatırlayacak ve önümüzde de eser yokken, üzerinde nasıl konuşacaktık ?

 

Örneğin ;

 

Bir ressamın herhangi bir tablosundan söz ederken ; o tablonun içinde bulunan “şey” leri (renkleri, tonları, çizgileri…vs) tarif ederek mi veya (bize göre) içeriğini söyleyerek mi, diğer insanlara hangi eserden söz ettiğimizi ifade edecektik ?    

 

Biliriz ki ;

 

Sanatçı için “eser”, çocuğu gibidir.

 

Ona gönül bağıyla (duygusal bağla) bağlıdır. Yarattığı şeydir…, kendi ruhunu taşımaktadır…!

 

Yüreğinden bir şeyler vardır eserde… Düşlerinden bir şeyler taşır o !

 

Sanatçı ;

 

Umutlarını, kaygılarını, sancılarını kazımıştır esere. O, var etmiştir ortaya koyduğu “şey” i. Bir baba ile annenin çocuklarının üzerine titremesi gibi, O da titrer eserinin üzerine.

 

O nedenle “isim” koyar belki de eserine.

 

Bununla birlikte “olmazsa olmaz” bir koşul da değildir isimlendirmek. Eserini isimlendirmek kadar, isim koymamak hakkı da vardır sanatçının. Kimi zaman böyle bir sunumu (bilinçli bir şekilde) özellikle tercih etmiş olabilir. “Siz koyun adını” diyerek, bu hakkı izleyicisine bırakmış da olabilir.

 

Hatta, değişik bir perspektiften bakılmasını sağlayabilmeyi umarak, çok şaşırtıcı kişisel yaklaşımlarıyla, çözümü zor şifreler iliştirebilirler sanatçılar yapıtlarına.

 

Bütün bunlar çok özel tercihler ve ender hallerdir.   

 

Ama genel anlamda, sanatçılarda bir “isimlendirme” eğiliminin hakim olduğunu biliriz, sanat yapıtları için. 

 

Resimde, Heykelde, Sinema ve Tiyatroda, Müzikte ve Edebiyatta…,eser adı söylendiğinde o eserin yaratıcısı olan sanatçıyı nasıl hatırlayabiliyorsak…,ya da sanatçının adı geçtiğinde, o sanatçının önemli eserlerini hatırlayabiliyorsak; aynı bağlamda, fotografçı adı söylendiğinde, o fotografçıya ait önemli bazı eserleri veya bir fotograf adı söylendiğinde de o fotografı yapan fotografçıyı hatırlar duruma gelmemiz, bir ütopya olarak mı kalmalı…? 

 

Masanın üzerine herhangi bir Ara Güler, Man Ray, Ansel Adams ya da Salgado fotografı konduğunda, fotografın yukarıda adı geçen fotografçılardan hangisine ait olduğunu çok düşük bir yanılma payıyla biliriz. Çünkü, bu fotografçıların her biri kendilerine has birer üslup oluşturmuşlardır. Ve o üslup da hemen bütün fotograflarına yansır, o sanatçıların.

 

Durum böyle iken ; görsel belleğimiz, söz konusu fotografçıya ait herhangi bir fotografı kolayca teşhis etmemize yardımcı olur elbette.       

 

“Kendisine özel” üslubu olan bir fotografçı (bu durumda O’nun eserlerini diğer fotografçıların eserlerinden ayıran belirgin bazı özellikler vardır), neden ayrıca her fotografına bir de “isim” belirlesin…?, gibi bir soru ile karşılaşabiliriz.

 

Bunun yanı sıra; kendisine has bir üslup oluşturamamış, bu haliyle de sıradanlığı pek aşamamış, bazı plastik ögeleri iyi / doğru kullanmaktan öte kayda değer bir yapıt sunamamış bir fotografçının, her fotografına mutlaka bir isim veriyor olmasının önemi bulunup bulunmadığı da, yanıt aranması gereken bir soru olarak karşımızda duracaktır.   

 

Fabrika otomasyon üretim sürecindeki hız kadar etkili bir şekilde her gün on binlerce fotograf yapıldığı (özellikle bu noktada,“çekildiği” demek belki daha doğru bir ifade olacaktır) için midir, her fotografa isim bulunmasını zorlaştıran…,yoksa izleyiciye, “adını sen koy“ mesajımıdır (bunu ayırmak hiç kolay değil)…, gibi, diğer bir soru da yanıt bekleyecektir.

 

Fotografın nicelik avantajı, eseri isimlendirememek gibi bir dezavantaja mı yol açıyor acaba…!?, diye düşünülebilir. Teknolojinin sağladığı kolaylıklar, “sanat eseri” sunma kaygılarını ortadan kaldırıyor mu…, ya da bu kaygıyı taşıyan az sayıdaki insanın çabalarını gölgede mi bırakıyor…? ve benzeri, daha bir çok soru sıralanabilir. 

 

Bu sorulara ilişkin veri elde etmek üzere yakın geçmişe bir göz atalım;

 

Fotografçılardan bazıları yaptıkları sergilerde her fotografa ilişkin çok miktarda bilgi aktarırlardı. Hangi film kullanılmış, kullanılan film kaç asa imiş, hangi diyafram ve enstantane aralığı kullanılmış, hangi objektif ve hangi gövde (kamera) kullanılmış,…gibi, fotografın paspartusuna ya da altında başka bir yere bu gibi bilgilerin hepsini yazarlardı.

 

Böyle bilgilerin aktarılmasını kimi insan çok abartılı ve gereksiz bulurdu, kimi insan da bu gibi verilerin izleyicilere (özellikle amatör fotografçılara) fotograf makinası ve film teknolojisini tanıyabilmeleri ve değişik açılı  (geniş açı, normal, tele…, gibi) objektiflerin kendine has özelliklerinden yararlanabilmeleri konusunda yardımcı olacağını düşünürdü.

 

Öte yandan ; bazı fotografçılar, ısrarlı bir şekilde fotograflarına özenle seçilmiş isimler koyarken, bazı fotografçılar bunun üzerinde pek durmazlardı.

 

Ama buna mukabil sergi ya da dia gösterisi yapmak söz konusu ise, buna hemen herkes bir isim koyma gereği duyardı. Bu gün de benzer bir tutum sürmekte.

 

Soru şu ; sergi ya da dia (bu gün onun yerini “dijital gösterim / dijital sunum” almıştır) gösterisi iken söz konusu olan, buna mutlaka isim verme gereği doğuyorken, tek başına bir eser söz konusu olduğunda, isim vermek hususunda aynı titizlik gösterilmemekte…, Neden ?

 

Oysa her fotograf aslında yağlıboya bir tablo ve bir heykel kadar tek başınalık gösterir. Her ne kadar belli bir konu etrafında oluşturulmuş, benzerlik gösteren, bütünlük içeren, birbirini tamamlayan ya da destekleyen nitelikteki çalışmalar için, fotografların her birini tek başına ele almak yerine bütününü bir arada görmek gerektiği konusunda herkes hemfikir olsa ve bu görüş açısıyla sadece sergiye (ya da gösteriye / gösterime) isim vermenin yeterli olacağı düşünülse de, bu ve benzeri hiç bir koşul, her fotografın “tek başına” lığını, “tek başına olmak” durumunu ortadan kaldırmaz / kaldırmamalıdır.       

 

Dijital sistemin yaygınlaşmasıyla birlikte, fotograf çekimleri sırasında kullanılan enstrumanların kaydedilmesi, sergilenen fotografların biryerlerine bu verilerin iliştirilmesi yaklaşımının hemen bütünüyle terk edildiğini görüyoruz. Böyle olması da son derece doğaldı. “Film” li - “Kart” lı geleneksel sistem hızla tarihe karışırken, dijital sistemle birlikte yeni ufuklar açıldı fotografçılar için.

 

Ancak dijital sistem aynı zamanda, fotograf yapım sürecinin hızını geleneksel sisteme göre onlarca kez daha katladı. Film ve kart kullanılan, kısacası analog fotograf makinası kullanıldığı dönemlerde bile “yapılan fotografların sayı olarak çokluğu, sanat yapıtı vermeyi güçleştiriyor, negatif etkiye yol açıyor…”gibi söylemler ciddi olarak gündemde iken, “dijital sistemin getirdiği olağanüstü hız ve buna bağlı olarak artan fotograf sayısı nasıl bir etkiye yol açıyor acaba…? ”       

 

Her şey üst üste konup düşünüldüğünde sınırsız sayıda soru ışıldıyor insan zihninde ve hepsi de yanıtlanmayı bekliyor.

 

Aslolan, sürekli yeni sorulara yelken açmak ve bunların yanıtlarını bulma arayışı içinde olmak değil midir…? “Doğa” yı ve “Yaşam” ı ancak bu yolla anlamlandırabileceğimizi, çıkmazlarımızı ancak bu yolla çözümleyebileceğimizi  biliyorsak, her soru bizim için çok önemli olmalı.

 

Fotografçıları Fotograf Yarışmalarına katılmaya davet eden formlarda yer alan bilgilerden biri “Eser Adı” hanesidir. Eser adı hanesine bazılarımız (bundan kendimi muaf tutmuyorum) zaman zaman “isimsiz” diye yazmışızdır. Ama belki de her yazışta, tekrar tekrar üzerinde düşünmüş, böyle yazmanın doğru olup olmadığını kendi içimizde ölçüp tartmışızdır.      

 

Bu kez daha hep birlikte düşünelim…, ya da her birimiz tek başına yeniden düşünelim, eserlerimize isim vermenin kayda değer olup olmadığını.

      

Şiir, Roman, Öykü…,“çeviri” gerektirirler. Çünkü yaratıcıları ana lisanlarıyla yazmışlardır eserlerini. Her çeviri (çevirmenliğin ne denli önemli olduğunu ve hangi ölçüde donanımlı olmayı gerektirdiğini hatırlamakta yarar var), bir bakıma “yeniden yazmak” tır ve hatta “yeni bir şey yazmak” tır.

 

Fotograf çeviriyi gereksinmez. Resim gibi, heykel gibi, müzik gibi, fotograf da evrensel bir lisana sahiptir. Fotografı yapan kişinin hangi lisanı konuştuğunun  (fotografçının “üslubu”, bu anlamda “dil” i değildir burada kastedilen) bir önemi yoktur. O sessizdir…,ama bağırarak anlatabilir. Yazılı bir metin değildir…,ama binlerce sayfaya sığmayabilir.

 

Bununla birlikte dört bir yandan onu saran yığınla soru vardır. Soru sormak ve sorulan sorulara yanıt aramak durumunda olan da, bu evrensel lisanı kullanan, bu lisana hakim, kendi yaşamını ondan ayrı tutmayan fotografçılardır.  

 

Herkesi yukarıda irdelenen bir çok soru ile baş başa bırakırken, ben de bu metnin altına konacak fotografa isim koyarak tamamlamak istiyorum. 



Fotoğraf : Tekin ERTUĞ, 1994
Eser Adı : Mahrem

 

TEKİN ERTUĞ



Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 2 yorum, 1-2 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Her ne kadar cektigim fotografa bir isim vermeden gecmeyenlerdensem de, zaman zaman verdigim isimin, icerigini tek bir sozlu anlama kitledigini ve fotografin kendi dilini engelledigini de dusunmuyor degilim. Hangi durumda isimli ya da isimsiz fotografin tek bir ``dogru`` okumasi/yorumu olabilir?

Sizin de belirttiginiz gibi fotografi diger (yazim) sanat yapitlarindan ayiran bir unsur var... Lisani ya da gorselligi... Ben buna bir de kendi icindeki kategorizasyonunu da eklemek isterim... Yani; belgesel, kurgusal, haber, deneysel, soyut, ani, an vs... gibi. Bu kategorizasyonun bazilari her hangi bir isimlendirmeye gerek bile duymadan icerigini ve tek bir dogru oku(n)masini/yorumu -genelde- bize zahmetsizce verirken (haber, belgesel) geri kalan kategorizasyonlara giren fotograflarin, tek bir degil, izleyenin ruh haline, zaman, mekan iliskisine gore bir cok oku(n)masi/yorumu olabilir... Saptamadan gecemeyecegim bir diger unsur da ceken ile izleyenin benzes sanatsal, felsefik, kulturel birikimi! Bunlar bir fotografi ``dogru`` okumayi /yorumlamayi yani isimlendirmeyi etkileyen/ ya da isimlendirme ile etkilenen unsurlar degil midir?

...
..
.

Neticesinde oyle ya da boyle bir fotografa isim vermek ya da vermemek fotografcisinin tercihinde kaldigi surece... Soz konusu ``akilda kalmak/ eseri ile anilmak/ gorunce animsanmak`` acisindan izleyici bellegine destek olsun diye -ISIMLENDIRMEME hakkimi baki tutarak- ISIMLENDIRMENIN katkisini es gecemiyorum...

ve lafimi Ara Guler Usta` nin dedigi bir cumle ile bitiriyim : ``İnsan hayatında 100 fotoğraf çekse, çok büyük fotoğrafçı sayılmalıdır. Bir fotoğrafçıdan geriye 100 fotoğraf kalması, çok büyük bir şeydir. Bir romancı için de böyledir. Hugo’dan geriye ne kalmıştır? Cervantes sadece bir roman mı yazmıştır, ama sadece Don Kişot kalmıştır. Ben 20-30 fotoğrafla insanların akıllarında kalırsam kendimi büyük bir iş yapmış sayarım...``

ISIMLI ya da ISIMSIZ...

Sevgi ve saygilarimla...
Faika Berat Pehlivan eklemiş - adds | 07 Kasım 2007 Saat - Time 08:53
fotoğrafı beğendim. Bence çok can alıcı bir noktayı yakalmış.
akil vatan eklemiş - adds | 09 Mayıs 2008 Saat - Time 21:36
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

Fotoritim e-Panel "Fotoğraf Eleştirmenliği"


 

 

TFSF Onaylı Yarışmalar

Photo Contests Under TFSF Patronage

 DEVAM EDEN ONAYLI YARIŞMALAR 

 

 


M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

Türkiye Sanal Fotoğraf Müzesi

Anadolu Fotoğraf Dergisi

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.