Arşivimizden  - From Our Archives

 

Salih Güler

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Celal Kılıç

Ergün Karadağ

Evren Şar

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

İmren Doğan

İnci İşler

Levent Yıldız

Pınar Dağ

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

FR DUYURULAR - FR NEWS
ETKİNLİKLER - ACTIVITIES
Ana Sayfa - Main Page > TEMMUZ 2008 SAYISI - JULY 2008 ISSUE > Tekin Ertuğ ile Sanatın Kıyısından : Fotoğraf Atölyeleri
Tekin Ertuğ ile Sanatın Kıyısından : Fotoğraf Atölyeleri


Fotograf Atölyeleri, yaklaşık 10 -15 yıldır, daha çok Fotograf Derneklerinin bünyelerinde deneyimli-usta fotografçıların üstlenmeleriyle amatör çerçevede yürütülse de, o tarihlerden önce açılmış, kapatılmış veya devam eden, fotograf derneklerinin içinde ve dışında oluşturulan başka amatör ve profesyonel atölyelere de rastlamak olasıdır.

 

“Amerikalı eleştirmen Suzi Gablik,… Modern bürokratik toplumlarda insanlar tek düze yolları izlemek için eğitilmişlerdir. Bütün yaşamı ancak birkaç görevi yinelemekle geçen bir insanın ruhu mekanikleşir… eleştirme yetileri ve algılamaları… tek düzelik sonucu felce uğrar” (1) diye son derece isabetli bir analiz yaparak; yeterli ya da yetersiz, eksik ya da hatalı, fotograf atölyelerinin ya da başka sanat dallarındaki atölyelerin varlığının, kentli insanın yaşamını felç eden tekdüzeliği bertaraf etmede ne kadar önemli rolü bulunduğunu gösterir.


Mavi - Kırmızı 1, Tekin Ertuğ - 1992

 

Ancak “atölye” gerçeğinin geçmişi, bu kadar yakın bir tarihle sınırlı değildir. Yüzyıllar öncesinin ekol haline dönüşen, okullaşmanın / akademileşmenin - disiplin yaratmanın temellerini atan atölyeler (bu atölyelerin ustaları ya da oralardan yetişenlerin kimi zaman fiilen söz konusu okulları kurdukları da düşünülmelidir) dahi, geçmişi antik döneme uzanan bir serüvenden (adı konmamış atölyelerden) beslenmişlerdir.

 

Geçmiş zamanda ya da bu gün; atölye, ilgili sanat dalının temel öğretisinin yanı sıra, ileri seviyede kuramsal ve pratik eğitimlerin de gerçekleştirildiği, atölye üyelerinin beceri geliştirdiği ve aynı zamanda  “eser” verdiği mekânlardır.


Mavi - Kırmızı 2, Tekin Ertuğ - 1992

 

Her atölye, üyelerine bilgi ve beceri kazandıran, yapıt verilmesine yol açan ya da bir takım etkinliklerin gerçekleştirilmesini sağlayan çabalar bütünü olmakla birlikte ( her zaman arzu edilen sonuçlara varılamasa da ), gelecekte oluşturulacak daha etkin atölyelere aktaracaklarıyla, bir deneyimdir de aynı zamanda.

 

“Harikulade olanın ölçüsü biziz. Genel bir ölçü arayacak olsaydı, harikuladelik ortadan kalkar, her şey aynı boyda olurdu (2). O nedenle, mevcut fotograf atölyelerine ilişkin bir “mükemmel” lik arayışı, çok doğru gözükmemektedir. Eksikleri ve yanlışlarıyla bu günün amatör ve profesyonel anlayışlı fotograf atölyelerinin (çok ender sayılabilecek olumsuz örnekleri dışarıda tutarsak), her öğrencinin bilgi dağarcığına ve becerilerine farklı ölçülerde olmak üzere, muhakkak olumlu katkıları vardır.           


Mavi - Kırmızı 3, Tekin Ertuğ - 1992
 

Bununla birlikte atölyeler (fotograf dışındaki sanat dallarında daha da belirgin olarak görüleceği üzere), “usta” ların üsluplarının da hayat bulduğu, devamlarının sağlandığı yerlerdir.

 

TDK (Türk Dil Kurumu)“Güncel Türkçe Sözlük” te atölye; “zenaatçıların veya resim, heykel sanatlarıyla uğraşanların çalıştığı yer, işlik.” olarak tanımlanmıştır (3)

 

TDK “Batı Kökenli Kelimeler Sözlüğü”nde ise (4) ;  


atelye  Fr. atelier


Atölye: § “Evinin atelye şekline soktuğu bir odasında çalışır.” -Reşat Nuri Güntekin, Eski Hastalık, 55. § “Arazi, para, banka, fabrika ve atelye her şey Avrupa kapitalistlerinin elindedir.” -Peyami Safa, Biz İnsanlar, 140. § “Her biri belli başlı iki atelye gibi.” -Ahmet Hamdi Tanpınar, Mahur Beste, 22. § “-Valla bilmem, dedi, işi olsa da atelyede çalıştırsalar sanki kaç para verecekler.”-s Aziz Nesin, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, 1


atölye  Fr. atelier


Zanaatçıların veya resim, heykel sanatlarıyla uğraşanların çalıştığı yer, işlik: § “Ne atölyem, ne fırçam, ne paletim var.” -Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Bir Sürgün, 171. § “Çatı katındaki atölyesinde kil yoğurarak beklerken durmadan saatine bakan sevgiliye.” -Adalet Ağaoğlu, Ruh Üşümesi, 14. § “Kitap odasıdır, bahçedir, tarladır, atölyedir.” -Peyami Safa, Eğitim-Gençlik-Üniversite, 104. § “Fotoğraf atölyesini oldukça beceriksiz, fakat işinin ehli olan bir arkadaşı idare ediyordu.” -Ahmet Hamdi Tanpınar, Sahnenin Dışındakiler, 236. § “Son tablolarından bahsetti. Fakat atölyesini görememiş.” -Ruşen Eşref Ünaydın, C. IV, 13. § “İşte sana bir atölye, bir sehpa, bir tuval, işte sana boyalar, fırçalar.” -Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Bir Sürgün, 174. § “…resim dersliği (atölye) açan…” -Ahmet Rasim, Tarih ve Muharrir, 72. § “Büyük atölyelerde işçiler, makinaları başında arı gibi çalışıyorlardı.” -Yavuz Bülent Bakiler, Üsküp’ten Kosova’ya, 174. § “Dükkânımsı bir yerde taştan putlar yapıp satan babasının atölyesine giriyor.” -Necip Fazıl Kısakürek, İhtilal, 12. § “Neter elbisesiyle ustanın fabrika atölyesine ilk girişi.” -Nazım Hikmet Ran, Kan Konuşmaz, 125. § “Alistair John Taylor’un o neşeli, haşarı, kızlarla şakalaşmaya bayılan, ailesine düşkün, ileride bir marangoz atölyesi ve aile kurmak hayalleri olan suretini, Wellington sokaklarında yürürken ya da babamın çiftliğinde ata binerken düşünemiyorum bile.” -Buket Uzuner, Uzun Beyaz Bulut (Gelibolu), 143. § “Tam sanatçı atölyelerinde olduğu gibi!” -Orhan Pamuk, Cevdet Bey ve Oğulları, 559. § “…ama atölyeler pis, üretim düşük, kalite fena, rüşvet almış yürümüş, önüne gelen torpil yapıyor.” -Attila İlhan, Aydınlar Savaşı, 32. § “Aynı zamanda Yunus Usta’nın atölyesinde çalışmaktayım.”-Sevinç Çokum, Zor, 34. § “Musa Efendi’nin verilmiş sözünü hatırlayıp, Hıfzı’yla birlikte doğruca o derme çatma çömlek atölyesine koştular.”-Sevinç Çokum, Ağustos Başağı, 359 . § “Zübür amca’nın öldüğü gün, cer atölyesinin kazanı patlamıştı.”-Aziz Nesin, Adamı Zorla Deli Ederler, 94. § “… Şimdi bir Amerikalı hanım, bir el işleri atölyesi açacakmış, ama İstanbul’da!” -Memduh Şevket Esendal, Ayaşlı ile Kiracıları, 156.

 

Türk Dil Kurumu’ nun internet sitesinde bulunan bu bilgilere ilişkin TDK’ nun açıklamasına bakalım.

 

(Aşağıdaki üç paragraf da TDK’ nun internet sitesinden olduğu gibi alınmıştır)

 

 

Taranan Eserler

 

Türk kültür ve edebiyat tarihinde Tanzimat’tan sonra gelişen “Yeni Türk Edebiyatı” döneminin eserleri, başlangıç noktamız olmuştur. Çalışmamızın bu noktasına kadar, genellikle edebî eserlerden taramalar yapılmıştır. Şu ana kadar 46 yazarımızın (Adalet Ağaoğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Midhat Efendi, Ahmet Rasim, Ahmet Vefik Paşa, Atilla İlhan, Buket Uzuner, Cemil Meriç, Elif Şafak, Enis Batur, Ferit Edgü, Fethi Naci, Füruzan, Haldun Taner, Halikarnas Balıkçısı, Hilmi Yavuz, Hilmi Ziya Ülken, Kemal Tahir, Kerime Nadir, Memduh Şevket Esendal, Mina Urgan, Nazım Hikmet Ran, Necati Cumalı, Necip Fazıl Kısakürek, Nezihe Meriç, Nurullah Ataç, Oğuz Özdaş, Orhan Pamuk, Peyami Safa, Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Ruşen Eşref Ünaydın, Sabahattin Ali, Sami Paşazade Sezai, Selah Birsel, Selim İleri, Semih Gümüş, Sevinç Çokum, Sezai Karakoç, Tahsin Yücel, Tarık Buğra, Tomris Uyar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yaşar Kemal, Yavuz Bülent Bakiler, Ziya Gökalp)  248 eseri fişlenmiştir.Bunlardan 26 yazarımızın (Adalet Ağaoğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Midhat Efendi, Ahmet Rasim, Ahmet Vefik Paşa, Ali Seydi, Atilla İlhan, Buket Uzuner, Cemil Meriç, Elif Şafak, Nazım Hikmet Ran, Necip Fazıl Kısakürek, Nurullah Ataç, Orhan Pamuk, Peyami Safa, Reşat Nuri Güntekin, Ruşen Eşref Ünaydın, Sami Paşazade Sezai, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ziya Gökalp, Memduh Şevket Esendal, Halikarnas Balıkçısı, Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Sevinç Çokum) 171 eserinin denetim işleri tamamlanmış ve  sözlüğümüz oluşmuştur.Henüz taraması yapılmamış olan yazarlarımızın eserlerinin taranmasına devam edilecek ve denetimleri yapılanlar sözlüğe eklenecektir (5).


Mavi - Kırmızı 4, Tekin Ertuğ - 1992
 


Bu sözlükte yazı dilimizde kullanılan Batı kökenli 3.969 söz bulunmaktadır.  Sözlük veri tabanı bütünüyle edebî metinlere dayalı olarak oluşturulmuştur. Çalışma süresince 171 edebî eserin taranmasıyla 14.648 örnek cümle elde edilmiştir.

 

Bu sözlük, Prof. Dr. Şükrü Halûk AKALIN'ın başkanlığında, Prof. Dr. Recep TOPARLI,  Prof. Dr. Gürer GÜLSEVİN, Prof. Dr. Mustafa ÖNER, Doç. Dr. Erdoğan BOZ,  Yrd. Doç.Dr. Özkan ÖZTEKTEN, Yrd. Doç. Dr. Hatice Şirin USER, Mehmet Yasin KAYA ve Özgür AY' dan oluşan Türkçede Batı Kökenli Yabancı Kelimeler Sözlüğü Çalışma Grubu tarafından hazırlanmış, Bilim ve Sanat Terimleri Ana Sözlüğü Çalışma Grubu tarafından ağ ortamına aktarılmıştır.


Atölye kelimesine ilişkin olarak TDK’ nun tespit ettiği örneklerden anlaşılacağı üzere, bazı yazarlar “atelye”, bazıları ise “atölye” olarak kullanmışlardır kelimeyi.


Verilen örneklere yeterince dikkat edildiğinde; Reşat Nuri Güntekin, Peyami Safa ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ ın kelime içerisinde her iki harfe de - hem “ö” hem de “e” harfine - yer verdikleri, yani cümle içerisinde hem “atölye” hem de “atelye”  kelimesini kullandıkları görülecektir.


Her iki kelimeye dair örnekler (yakın bir geçmişe kadar “örnek” yerine “misal” kullanılırdı ve eski zaman sözlüklerinde de doğal olarak –“doğal” yerine de “tabii” kullanılırdı- “örnek” kelimesi bulunmaz, “misal” kelimesi bulunurdu) vermesini mukabil TDK’ nun, belki de Fransızca kökenli bu kelimenin yarattığı Fransızca baskısını (“etkisini” demek daha isabetli olabilir, “baskı” kelimesi, zor kullanarak dayatma gibi sert bir çağrışıma yol açarken, “etki” kelimesi belli ölçülerde gönüllü, belli ölçülerde istem dışı ama dolaylı yolla benimsetme şeklinde daha yumuşak bir çağrışıma neden olmaktadır) etkisiz hale getirebilmek için “atölye” kelimesini benimsediği ve o nedenle de yukarıdaki örnekte görüldüğü üzere “atelye” başlığının altına “atölye” kelimesi ile açıklama yazıldığı düşünülebilir.

 

(Yukarıdaki paragrafta söylediğimiz şey bir varsayımdan ibarettir. Yanılıyor da olabiliriz).

 

Uzun yılların verdiği alışkanlıkla biz de, “atölye” kelimesini kullanmaktayız.

 

Ancak onun dahi yerine “işlik” demeyi ve işlik kelimesinin yaygınlaşmış olmasını, yahut eğer “işlik” kelimesinin sanat faaliyetini değil, daha çok zenaat faaliyetini çağrıştırdığı düşünülerek ( ki bizim kanaatimiz de bu yöndedir – “biz” derken de bütünüyle kişisel bir tutum gereği “ben” i kastettiğimin, şahsıma ait yazılı metinlerde bulunmasını düşündüğüm bir adap ve nezaket ölçüsü olarak “ben” yerine “biz” kelimesini kullandığımın bilinmesini isterim - ) itiraz edilirse, “işlik” kelimesi gibi Türkçe kökten üremiş bir başka kelimeyi kullanmayı yeğlerdik.

 

Türkçe kelimeleri yeğ tutuşumuzun nedeni, böylesi önemli ayrıntıları kısmen de olsa irdeleme gereği duyabilen ve sanatın yakınlarında bulunmaya çabalayan bir insanın duruşuna hiç de uygun düşmeyen “olduğu yerde çakılı kalmakla eşdeğer ölçüde sabit fikirli olma ve dar bir aralıktan bakma, küçük ve sığ düşünme, ufku sınırlı olma, sadece yerel ölçeklerle değerlendirme, tutucu olma,…vb” nitelik eksiği olmadığı gibi, tam tersine “daha iyi düşünme ve tasarlama, daha etkili bir anlatım kazanma, niteliği yüksek özgün üslup geliştirme, geniş ufuklu olma, evrensel ölçeklerle daha sağlıklı değerlendirmelerde bulunma…vb” şeyler için insan yaşamını anlamlı kılan ve kolaylaştıran temel ögelerden “dil” gerçeğinin irdelenmesi ve “dil” in bir yandan zenginleşmesi, diğer yandan da onu anlayabilmek için birbirinden farklı dillerden hazırlanmış bir düzine sözlük gerektirmemesi, ya da daha doğru bir deyimle, daha az sözlüğe ihtiyaç göstermesi noktasındaki düşüncemizdir.

     

Kuramsal (**) kısmı başka bir yazının konusu yapmak üzere bir kenara bırakarak, fotograf atölyelerinin günümüzdeki durumunu kısmen irdeleyen bir düzleme geçelim şimdi.

 

Mavi - Kırmızı 5, Tekin Ertuğ - 1992

        

Fotograf Derneklerinde buluşmuş proje gruplarıyla / atölyelerle, bunların çalışmaları ve sunumlarına ilişkin haberleri, fotografçıların önemli bir kısmı izliyordur muhakkak.

 

Profesyonel ya da amatör, Fotograf Derneklerinin bünyesinde ya da bunların dışında çalışmalarını sürdüren mevcut atölyelerin hepsinin (ender durumlar dışında) fotografçıların yaşamına her hâl ve koşulda, az ya da çok katkı verdiği söylenebilir.

 

Bu atölyelerden kimi, yaptığı sergi ve diğer sunumlarla, kimi de başka etkinliklere imza atarak adını fotograf kamuoyuna duyurmaktadır. Her etkinliğin özünde, adı konmamış olsa dahi bir atölye vardır. Bir sunum gerçekleştirmeyi ya da bir etkinlik kotarmayı umarak yola çıkılan sanat faaliyetlerinin özünde barındırdığı grup çabalarının tümü için birer atölye çalışmasıdır demek, çok da yanlış olmasa gerektir.

 

Atölye dendiğinde ortalama bir insanın aklına ilk gelecek, ilk çağrışacak şey ; “ayakkabı / kundura atölyesi”, “çanta, kemer / deri işleri atölyesi”, “sıcak demir / kaynak atölyesi”, “dülger / marangoz atölyesi”, “cam işleri atölyesi”,”halı-kilim-dokuma atölyesi” ….gibi, zenaat çabalarının gerçekleştirildiği fiziki koşullar olacaktır daha ziyade.

 

“Heykel Atölyesi”, “Seramik Atölyesi”, “Resim Atölyesi”…gibi sanat etkinliklerinden söz ederken bile akla gelen şey, bu çabaların gerçekleştiği fiziki koşullar, yani “mekân” dır. TDK’ nun “iş” lik tanımı da algılamanın bu yönde gerçekleştiğini göstermektedir.

 

Nitekim TDK’ nun, yukarıda isimleri belirtilen yazarlarımızın eserlerinin taranmasından elde ettiği verilerden yola çıkarak oluşturduğu tanım da, zenaat faaliyetlerinin yanına sadece resim ve heykel sanatlarını koyma şeklinde tecelli etmiştir.

 

Belki gelecek yıllar da / on yıllar da, aynı yazarlarımızın yeni eserlerinde (ya da listeye eklenecek yeni yazarlarımızın eserlerinde) “Şiir Atölyesi”, “Fotograf Atölyesi”, “Sinema Atölyesi”, “Politika Atölyesi”,”Dil Atölyesi”, “Yazı Atölyesi”,…gibi,yeni dönem atölyelerinden söz ederlerse, doğal olarak TDK’ da önceki atölye tanımının sınırlarını genişletecek veya tamamen yenileyecektir.      

 

“Fotograf Atölyesi” dendiğinde de hiç şüphesiz fiziki koşullara ait somut veriler, yani stüdyo ve karanlık oda gibi mekâna ilişkin görünümler üşüşecektir insan zihnine.

 

Böyle olması da yanlış değildir. Çünkü yakın zamana kadar geleneksel fotograf için ustalığa giden yolda (ki halâ belli ölçülerde devam etmektedir) böyle bir fiziki ortam gerekli ve zorunlu idi.

 

Bu koşulların kısmen ortadan kalkmış olması, “aydınlık oda” diye de tanımlanan teknolojik gelişmelerin taşıdığı yeni bir evreye geçilmiş olması, “fotograf atölyesi olur mu ?” gibi bir şüpheye yol açsa da, buradaki atölye fikrinin mekân ve fiziki koşullardan öte bir tanımlamayla bağlantılı olduğunu belirtmek isteriz.


Mavi - Kırmızı 6, Tekin Ertuğ - 1992

 

“Şiir Atölyesi”, “Yazı Atölyesi”, “Felsefe Atölyesi”…nden, …rahatlıkla söz edilebildiğine göre, fotografın o bildik geleneksel zenaat boyutunun ağır basmadığı atölyelerden söz edebilmemiz kolaylaşacaktır.

 

Bununla birlikte, her ne kadar geleneksel karanlık oda koşulları büyük ölçüde yerini yeni koşullara terketmiş gibi görünse de, geleneksel karanlık odayı sürdüren ve sonuna kadar sürdürmekte kararlı görünen ustaların ve bunlarla birlikte yeni kuşak fotografçıların olduğunu, dahası “aydınlık oda” nın da kendine özgü bir zenaat boyutu bulunduğunu unutmamak gerekir.

 

Oluşturulma koşullarının hatalı ve yetersiz olduğu, eğitim-öğretim alt yapısı ile fiziki koşullarının uygun olmadığı düşünülse de, fiili durumu (varlıklarını) görmezden gelmek mümkün değildir. Eğer çok temel şeyleri bile bilmediği halde, bir insan “usta” olduğunu düşünerek atölye açıyor ve henüz işin başında olan diğer insanlar da yanılıp o atölyeye katılıyorlarsa (çok düşük bir olasılık), olumsuz pek çok şey söylemek mümkündür.

 

Ancak rüştünü ispat etmiş, gerek teknik donanımları (ekipman değil, teknik bilgi ve beceri) ve gerekse entelektüel düzeyleri “usta” olmalarına, atölye açmalarına elveren insanların atölyelerini açmak üzere kolları sıvamaları halinde, ekipman ve fiziki koşullarda eksikler bulunsa da, bu atölyelere destek olmak düşünülmüyorsa bile, olumlu karşılanmaları gerektiğini düşünmekteyiz.

 

“Her usta, atölyesinde kendi üslubunu dayatır ya da öğrenci o üslubun kalıpları içine sıkışır kalır”, şeklindeki eleştirel bakış, elbette ki haklılık payı olan, dikkate alınması gereken bir bakıştır.

 

Ancak öğrenci için olmazsa olmaz koşul, “öğrenme” dir. Öğrenmenin, bilgilenmenin en temel yolu da o konunun ehlinden / ustasından ders almaktan geçer. Her ne kadar, öğrenci ustasının üslubuyla sınırlı kalır, endişesi geçerliliğini korusa da ; “Bertolt Brecht, …sanat bilgiyi gereksinir ”(5) ifadesiyle, bir bakıma ustanın bilgi ve deneyim kaynağı olarak öğrenci için vazgeçilmezliğini teyit etmiştir.   

 

Ne var ki, çok sayıda usta birbirinden ayrı kulvarlarda atölyelerini açmışlarsa eğer, öğrenci konumunda bulunacak insanlara tercihleri konusunda farklı seçenekler sunulmuş demektir. Bundan dolayı, öğrencinin arzu etmediği halde, seçeneksizlik yüzünden herhangi bir atölyeye sıkışması durumu kısmen ortadan kalkacaktır. Ayrıca, değişik zamanlarda, farklı atölyelere, üslupları (“üslup / tarz” kavramını mevcut atölyeler üzerinden kullanmak çok sağlıklı olmayabilir) ya da fotografik bağlamda çalışma alanları birbirinden ayrı olan ustaların atölyelerine katılma şansının bulunması da bir başka avantajdır.

 

Dahası, hiç kimse bütünüyle herhangi bir ustanın kontrolüne girmek durumunda olmadığı gibi, bu günün teknolojik koşullarının sağladığı olanaklar zaten büyük ölçüde buna engeldir. İnternet’ in sağladığı yeni koşullar, herkesin her an bütün ustaların çalışmalarına ve yazılı metinlerine ulaşmalarını çeyrek asır önce tahmin bile edilemeyecek ölçüde kolaylaştırmıştır.

 

Bir kuşak öncesinin insanına göre akıl almaz olan bu olanaklardan yararlanmak üzere, böylesi uçsuz bucaksız verili ortamı olumlu şekilde kullanmayı başarabilen fotografçılar, mevcut her şeyin üzerine kendi dünyalarını ve yaratıcılıklarını koyarak olağanüstü başarılı eserler sunabilirler. Ancak bunu başaracak kadar emek vermeyen, entelektüel donanımları buna elvermeyen ve ancak bu eksiklerini tamamlamak yerine daha çok teknik yeniliklerin peşinde koşarak zamanlarını heba eden fotografçılar, aynı olanaklardan yararlanmaya çalışırken habire kötü taklitler ortaya koyar, bulanık suda dolaşır durur ve asla kendilerine özgü eser sunamazlar.                 

 

Atölyeler sadece fotografın sanat – felsefe,…boyutuyla ilgili olmak durumunda da değildir.

 

Fotografın zenaat boyutuyla ilgili atölyeler de olacaktır, olmalıdır da.

 

Karanlık oda, bilgisayar programlarının kullanımı ve ekipmana ilişkin teknik bilgi ve beceri kazandıran atölyeler ( “işlik” ler ) neden olmasın ?

 

Herhangi bir durumdan, kavramdan ya da diğer soyut düşünceden yola çıkarak oluşturulacak fotograf atölyelerinin yanı sıra; “Doğa Atölyesi”, “Portre Atölyesi”, “Nü Atölyesi”, “Haber Fotografı Atölyesi”… gibi atölyelerin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu söylemeye bile gerek yoktur.

 

Kaldı ki bunların her birinin kendi içinde barındırdığı belli özel alanlara ilişkin atölyeler neden olmasın ? Örneğin; Doğa fotografçılığı kapsamında, daha özel bir alan olarak “Kuş Gözlemciliği ve Fotografçılığı Atölyesi”, “Makro Atölye”, “sulak alanlara ilişkin atölyeler”, “dağlara - mağaralara ilişkin atölyeler,…” oluşturulabilir. Özel alanlarla ilgili atölyeler, genel kapsamlı atölyelere göre sonuçları bakımından daha da olumlu kabul edilebilirler.

 

“Sanat ve yalnız sanat, der Nietzche, gerçeğin elinden ölmemizi önleyecek bir şey varsa, o da sanattır” (7) Sanat çabalarının en pratik yolu da hiç şüphesiz, bir ustanın bilgilerini paylaşmasını ve öğretmesini, deneyimlerini aktarmasını, yol yordam göstermesini sağlayan atölyelerdir.

 

Yarım yamalak bilgilerle düşe kalka yürütülen eğitimler, parça parça, plansız programsız çabalarla, el yordamıyla edinilen bilgiler, belli belirsiz, düzensiz ve disiplinsiz kısa süreli etkinliklerle sunulan yüzeysel yöntemler yerine; ustaların kendi atölyelerini oluşturmalarının önemli ve gerekli olduğunu, özellikle de diğer bütün amatör eğitim çabalarına göre daha etkin ve verimli olacağını söylemek, tutarsız, yersiz bir belirlenim olmayacaktır. 




(*) Listedeki isimlerden Attila İlhan, tek “t” harfi ve iki “l” harfi ile “Atilla İlhan” şeklinde yazılmış. Eğer kitaplarının üzerinde yazılı olan ismi doğru hatırlıyorsak, bu isim iki tane “t” harfi ve bir tane “l” harfi ile “Attila İlhan” şeklindedir.

(**) “Kuram” kelimesi “Teori (Theory)” kelimesini, Türkçe karşılık olarak yeter ölçüde ikame etmekle birlikte, kulağa da çok hoş gelmiyor mu ?  

(1) Cemal Ahmet – Sanat Üzerine Denemeler, Can Yayınları, S.30

(2) Lıchtenberg Georg Christoph – Aforizmalar, Dost Kitabevi, Alm. Çev. Tevfik Turan, S.12

(3) www.tdk.gov.tr

(4) www.tdk.gov.tr

(5) www.tdk.gov.tr

(6) Cemal Ahmet – a.g.e., S.35

(7) Camus Albert – Sisifos Söyleni (Deneme), Çev. Tahsin Yücel, Can Yayınları, S.103

 

Tekin ERTUĞ 
 


Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 1 yorum, 1-1 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Gayet güzel bir yazı, ama bu kadar atelye içinde o dernekte o kadar da dershane olması, program yapılması gerekiyor. Fotoğraf derneklerinin bu kadar geniş imkanlara sahip olmasını biz de arzu ediyoruz.
afsad da doğa atelyesinde benzer çalışmalar yapılıyor. Öğrenci sonra ilgi alanına doğru istediği yöne kayıyor.

güzel bir yazı olmuş yalnızca ilkbölümdeki atelye işlik konusu biraz fazla uzun....
sinan vargı eklemiş - adds | 08 Temmuz 2008 Saat - Time 00:14
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

 

 

 

TFSF Onaylı Yarışmalar

Photo Contests Under TFSF Patronage

28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"

06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.