Soru : Günümüzde fotografçılık dendiğinde, popüler oluşu nedeniyle haber fotografçılığı akla gelmektedir. Neden ?
Yanıt : Herhangi bir şeyin popüler olmasını sağlayacak tek etkili araç var günümüzde, “kitle iletişim araçları“. Haber fotografçıları bu araçlarla bağlantı içinde çalışmaktadırlar. Yaptıkları fotograflar, kitle iletişim araçları içindir. Gazete, dergi, televizyon (şimdilerde internet). Haber fotografçısı, hayatını yaptığı fotograflardan kazanan profesyonel fotografçıdır. Fotografları yayınlayacak olan da bu iletişim araçlarıdır. Her şey kamera ile saptanır ve iletişim araçlarıyla yayınlanarak topluma iletilir. Toplumun çok önemli bir çoğunluğu fotografı, haber ve aktüalite fotografçılığıyla, vesikalık çeken dükkanlardan ibaret sanır. Böyle sanılması da son derece doğaldır. Sadece ülkemizde değil, dünyanın önemli bir kısmında durum bundan daha kayda değer değildir.
İnsanların başlangıçta imrendikleri şey; bireye dair olağanüstü çarpıcı bir durumu, çok etkileyici sansasyonel bir görüntüyü ya da kendisinden başka hiç kimseye nasip olmayacak bir doğa olayını saptayıp kısa sürede isim sahibi olmaktır. İnsanları özendiren, güdüleyen şey tanınmış ve itibarı yüksek biri olmak, sevilen - sayılan bir insan olmak arzusudur ve bunun en kestirme yolunun da haber değeri yüksek fotograf yapmaktan geçtiğini düşünmektedirler.
Haber fotografçılığının, öyle uzaktan uzağa sanıldığı gibi eğlenceli, bir eli yağda bir eli balda bir meslek olmadığını, düşünülenin çok ötesinde güçlükleri ve göze alınması bir hayli zor riskleri bulunduğunu unutmamalı. Çok ciddi zorlukları ve riskleri göğüsleyerek, bireye ve topluma yaptıkları katkıların tartışılamayacak kadar yüksek olduğunu da teslim etmek gerekir.
Soru : Sizce fotografçının sorumlulukları nelerdir ?
Yanıt : Öncelikle sokaktaki herhangi bir insan gibi bireye ve topluma karşı sorumlulukları (sosyal sorumlulukları) vardır. Sosyal anlamda fotografçının diğer insanlardan en küçük bir ayrıcalığı olmadığını unutmamak gerekir. Gazetecilerin şu çok önemli deyişini bir kez daha hatırlatmalıyım ; “önce insanım, sonra gazeteci“. Herkes bunu kendisine, kendi durumuna uyarlayabilir. “Önce insanım, sonra fotografçı“.
Fotografçılar arasında bitmek bilmeyen tartışmalardan biri de; insanların izni (rızası) olmaksızın fotograflarının çekilmesidir. Savaş koşulları, doğal afet koşulları…vb. olağanüstü koşullar hariç, söz konusu şey insan fotografı ise, izin istenmesi önerilir. Model olan kişi gönüllü olmalıdır. Hiç kimse isteksiz ve zoraki kamera karşısında durmamalıdır. Hatta bazen gönüllü olsalar bile, yeterince bilgi sahibi olmadıkları için kameranın büyüsüne kapıldıklarını düşünmek bile olasıdır. Hangi koşulda olursa olsun bireyi herhangi bir eşyaymış gibi önemsiz kılacak bir fotograf anlayışı kabul görmemelidir.
Yeni ve amatör bir fotografçı, usta bir fotografçının çalışmalarından ve üslubundan etkilenebilir, ona öykünebilir ve benzer çalışmalar yapmak için emek verebilir. Bunda yadırganacak hiçbir şey yoktur. Bir ustanın üslubunun yaygınlaşması, o ustanın çizgisinin güçlü olduğunun bir kanıtı olarak görülmelidir. Bu durum ustayı rahatsız etmeyeceği gibi, O’ nun için keyif vesilesi sayılabilir. Bir ustanın eseri taklit edilirken, birebir kopyası gibi yapılmaya çalışılmış da olabilir. Kimi zaman bu çok yadırganır ve kızdırabilir insanları. Ama kimi insan da işin bu yönü üzerinde durmak yerine, bir reprödüksiyon kadar benzer duran bu çalışmanın teknik olarak başarılı olunup olunamadığıyla ilgilenir. Asıl mesele, bu çalışmayı yapan kişinin, bir başka eserden esinlendiğini ya da aynısını yaptığını söyleyecek nezaketi göstermesindedir.
Herhangi bir ustanın yaptığı deneysel çalışmaların sonunda ortaya çıkan yeni bir teknik deneme, daha sonra başka fotografçılar tarafından kullanılabilir. Bunu da engellemek yerine, onaylamak doğru bir tutumdur. Bütün deneysel çabaların sonunda ortaya konmuş teknik yenilikler, diğer fotografçılarla ve herkesle paylaşılır. Ancak bu durum gerçekleşebildiğinde, söz konusu deneysel çabanın bir anlamı olacaktır. Bu deneysel çalışmayı bir başkasının sahiplenmesi de kabul görmeyecektir.
Olağandışı koşullarla karşılaşan bir fotografçı, o koşullarda yardıma gereksinimi olan bir insan ya da başka bir canlıya (yardım elini uzatmış kimsenin bulunmadığı durumda) yardım etmek ya da fotograf çekmek gibi iki seçenekle karşı karşıya kaldığında, tercihini yardım etmekten yana kullanmak gibi bir sorumluluğu olduğunu unutmamalıdır.
Eleştiri - özeleştiri kavramları sadece sanat alanında değil, hayatın bütününde son derece önemlidir. Hem bireysel gelişmede hem de toplumsal ilerlemede çok önemli olan bu kavramların yerinin doldurulması imkansız gibidir. Eleştiri çok konuşulur ama özeleştiri üzerinde fazla durulmaz. Oysa belki eleştiriden de önce gelir özeleştiri. Bireyin kendi içinde (kendi kendine) cesurca, sakınmadan kendisine yönelteceği eleştiri, bireysel gelişmesi için birincil derecede gereklidir. Başka bireylerin eleştirmesi yahut başka bireyleri eleştirme konusunda ise; eleştiri mekanizmasının gereği gibi, doğru tanımlanarak yapılması çok önemlidir. Dozu iyi ayarlanmamış bir eleştiri, eleştiri olmaktan çıkıp saldırıya dönüşebilir. Eleştiriden beklenen şey, bireysel ve toplumsal yaşamın daha doğru bir zemine oturması, daha doğru bir mecraya taşınması, gelişme ve ilerlemeye katkı vermesidir. Kötü kullanılmış bir eleştiri hakkı (karalama), beklenen pozitif etkiyi yapmak yerine, kaosa yol açacaktır.
Soru : Fotograf, nesnesini sıradanlaştırması bakımından bir tüketim midir, yoksa nesnesine yeni anlamlar yükleyip yeniden ortaya koyması bakımından üretim midir ?
Yanıt : Bu soruya iki farklı cepheden bakarak yanıtlamaz isek, belki şimdi yanıtlayacağımız bölümü sizin sorunuza karşılık gelse bile, diğer bölümü eksik kalacak ve aynı soru yinelenerek cevapları aranacaktır. O nedenle şu iki farklı durum için yanıtlamak daha tatmin edici olacaktır.
Amatörlerin her gün binlerce kez deklanşöre basarak nesneleri kaydetmeleri eylemi için, “fotografın nesnesini sıradanlaştırması” ından söz eder çoğu kimse. Bu yargının doğru olduğunu varsaysanız bile, bir sanat eserinin nesnesi olarak kaydedildiğinde o nesnenin sıradanlaştığını söyleyemez, aksine “sıradışı” laştırılmış olduğunu söylemek zorunda kalırsınız. Bir sanat eserine konu olmuş her nesne, bir başka derin ifade için orada yer almıştır. Yüceltilmiş, olduğundan başka bir şeyi temsil eder hale getirilmiş, kendisi dışında başka ve daha yüksek değerlere göndermenin köprüsü olmuştur.
Kaldı ki ; her gün binlerce kez aynı nesnenin görüntüsü alınsa ve bu görüntüler, görüntü kirliliği yaratan nesnelerin kapsamında gösterilseler bile, fotografa konu olan nesne kendi özelliklerinden hiç bir şey yitirmeyecektir. Sıradanlaşan şey, fotografın içinde konu olarak yer alan nesne değil, o konuda yapılmış olan ama ilgiye değer olmayan, büyüsünü yitirmiş fotografın kendisidir.
Önemli ya da önemsiz sayılabilecek her ne varsa, fotografı yapılıp masanın üzerine konduğunda ya da çerçevelenip duvara asıldığında veya bununla da yetinilmeyip binlerce baskısı yapılıp dağıtıldığında ; içinde gizemli bir şey barındırsa da, önemli bir fikir taşısa da, tılsımı çok yüksek olsa da, masanın üzerine konan “kart” veya çerçevelenerek duvara asılmış adı fotograf olan o “nesne” ya da binlercesi basılıp dağıtılmış olan “şey”, (bir nesne olarak ele alındığında) elbette ki sıradan bir nesnedir.
Üzerinde herhangi bir görüntü bulunan, şu ya da bu marka bir karttan ibarettir. O nedenle de sıradan bir nesnedir.
Gelgelelim; eserin kendisi, yani o nesnenin (o sıradan şeyin) yüzeyine sıvanmış olan görüntünün içinde barındırdığı ruh, giz, tılsım, fikir, yaratım,….her ne ise…, işte o, kendinden hiçbir şey kaybetmeyecektir.
Eğer o sıradışı ise, milyonlarca adet çoğaltsanız da sıradışıdır. Ama eğer o sıradan ise, bir ikincisini asla yapmazsanız da, bir başına kalsa da, o gene de sıradandır.
Tüketilen şey, fotograflar ve milyonlarca değişik versiyonu yapılan görüntüler, bunların yapılabilmesi için kullanılan kartlar, bunları üretebilmek için kullanılan ekipmanlar…vb olabilir. Eğer tüketimden söz ediyorsak, ekonomik bir değer ihtiva eden nesneler ile bunların yolunu açan fikir ve aktivitelerin toplamı ele alınmalıdır.
Ama bir sanat yapıtından söz ediyorsak, zaten bir istisnadır sözünü ettiğimiz şey. Ender bir şeydir o. Kendine has ve tek’ tir. Onun tüketilmesi gibi eylemden söz etmek imkansızdır. O sadece geliştirilmeye ve üzerine yeni bir şeyler konmaya elverişli olabilir. Üzerine yeni bir şeyler konarak farklı bir şey ortaya konduğunda bile, o “ tek” liğini korur. Ortaya konan yeni şey de, kendi başına yeni bir şeydir ve “biricik” tir.
Soru : Sizce sanatçı bağlamında toplumumuzun fotografa bakışı nedir ?
Yanıt : Genel kabul görmüş belirlenimlerin, yargıların ve söylemlerin aksine, toplumumuzun fotografa bakışı, resim ya da heykele bakışından, onlara ilişkin değerlendirmelerinden hiç de farklı değildir. Belki bir miktar “bu da neymiş, ben de yaparım bunu“ söylemini, diğerlerine kıyasla fotograf için biraz daha çekincesiz ifade edebilir. Hepsi bu.
Toplumun kültürel anlamda üst kesimleri, zaten hepsi için yeterli birikime sahiptirler. Orta kesimlerin önemli bir kısmı fotografı da diğerleri kadar önemsemektedir. Diğer kesimleri ise çok sesli müziğe, operaya, baleye, caz’ a, hatta tiyatroya nasıl bakıyorsa, fotografa da öyle bakıyordur muhtemelen. Bunda yadırganacak bir şey yok.
Resim, heykel ya da fotograf, kimi insan için fayda sağladıkları ölçüde önemlidir. Fotograf, vesikalık ya da hatıra olarak önem arzetmektedir bazı insanlar için. Resim, halı ve kilimlerin üzerindeki desenler kadar dikkate değerdir çok kişi için. Değişik kesimlerin birbirinden farklı bakış açıları neden yadırganır, beklenmedik bir şeymiş gibi ?
Her sosyal kesim kendi birikimleri ile kültürel alt yapısını oluşturur. Bireyler için durum ender olarak değişse de, toplumun genelinde her şey birbirine benzemektedir. Dolayısıyla, toplumun her kesiminin fotografa bakışı birbirinden farklı olduğu gibi, fotograf ustalarına ya da sanatçılara bakışı da farklıdır. Bazı kesimler için dikkate değer olmayan bir şey, bir başka kesim için çok önemli olabilmektedir. Çok sesli bir besteyi dinlemek bazı insanlar için ızdırap olabiliyorsa, fotografçı da sıradan bir zenaatçı olarak görülebilir.
Herkesin elinde bir kamera bulunmasının da yarattığı rahatlık sonucu, fotografın sıradan bir şeymiş gibi görülmesinden endişe duyulmamalıdır.
Sanat eseri yapılamadığı, özgün yapıtlar ortaya konamadığı taktirde fotografın da, diğer her şey gibi sıra dışı olması, ayrı bir yerde durması beklenmemelidir. Eğer ortaya bir “sanat yapıtı” konamamışsa, usta işi bir fotograf bile, sadece usta işi bir fotograf olarak kalır. O fotografı, sıradan bir kişinin yaptığı fotograftan ayıran şey, sadece teknik yeterliliği olacaktır.
Hal böyle iken; toplumumuzun fotografa bakmasını istediğimiz biçimde bakmamasından, fotografçıları sanatçı kimliğiyle donatıp yüceltmemesinden rahatsız olmak boşunadır.
Soru : Bir ustanın, fotografa yeni başlayanlara söyleyeceği ne gibi sözleri olur ?
Yanıt : Söyleyecek sözü olmaz. Başlamamış olsalardı, başlamaları önerilebilirdi. Başlamışlar artık. Söylenecek söz bırakmamışlar !
Sanat kaygısıyla yola çıkmış insanlar ya da hobi olarak fotograf yapmak isteyen insanlar için belki de birbirinden ayrı şeyler söylemek gerek. Herhangi bir insan tarafından hobi olarak fotograf seçilmiş ise, bizi düşen o insanı tebrik etmek olmalıdır. İnsanın hobileri fotografla da sınırlı olmamalı. Bireyi hayata daha fazla tutunduran, günlük sıkıntılardan uzaklaştırıp dinlendiren niteliği vardır hobinin. Balık tutmaktan yamaç paraşütüne, sahaflarda eski kitap aramaktan resim yapmaya…kadar, daha pek çok amatör uğraşı edinebilir insanlar. En önemli eksiklerimizden biri hobilerimizin olmayışıdır. Akşamları mesai bitiminden sonra, hafta sonlarında, diğer tatil günlerinde ve özellikle de emeklilik yıllarında amatör bir uğraşısı (hobisi) olmayan insanların yaşamı daha sıkıcı ve gergin geçmektedir. Kentli yaşamda hobi, birey için çok büyük öneme sahiptir. Kırsal yaşamda bireyin bütün günü, günlük yaşam içerisinde değişik şeyler yaparak ve çoğunlukla açık alanlarda, bağda, bahçede, tarlada, hayvanlarla iç içe doğal ortamda geçtiği ve emeklilik gibi bir şey söz konusu olmadığı gibi, yaşlılıkta da sıkıntılı bir yaşamları olmamaktadır.
Ancak endüstri toplumunda günlük yaşam genellikle kapalı mekanlarda ve rutin şeyler yaparak geçmekte, bireyin kendi başına, kararlarını kendisi vererek yapabildiği şey sayısı önemli ölçüde azalmaktadır. Bireyin inisiyatifi diye bir şeyden söz etmek neredeyse imkansızlaşmaktadır. Böyle rutin ve negatif yükle yaşanan uzun yıllar sonunda birey yaşlandığında kendi hayatını kendi kararlarıyla düzenleyemez hale gelmektedir. Uzun yılların alışkanlığı olan, tutunacağı yerler, fikir alacağı birileri, kendisini yönlendirecek mekanizmalar olmaksızın iyice zorlaşmaktadır kentli insanın hayatı, özellikle yaşlılık yıllarında.
İşte o yüzden hobi edinmenin sayısız yararı vardır bireyin yaşamında. Fotograf da hobi olarak insanın hayatını yeterince renklendiren, meşgul eden ve keyiflendiren özelliklere sahiptir. Ekipmanı ve sonuçları bakımından da hobi düzeyinde uğraşı olarak hemen herkesin sıcak bakabileceği nitelikte olduğu içindir ki fotografı hobi olarak yapan insan sayısı diğer bütün şeylere göre oldukça fazladır. Böyle olması ise son derece olumludur (dikkat edilecek olursa, yaygın bir şekilde kullanılan “fotograf çekmek” sözcüklerini kullanmamaya çalışıyor, bunun yerine “fotograf yapmak” sözcüklerini kullanmaya özen gösteriyorum. Çok basit bir anlatımla bunun nedenini şöyle açıklayabilirim. Resim yapmak, heykel yapmak...gibi ifadeler ne kadar doğru tanımlamalarsa, fotograf yapmak da o kadar doğru tanımlamadır. “Işıkla çizmek“ ve benzeri ifadelerle de tanımlanmaya çalışılan fotograf olgusu, bazı yabancı ülkelerde “ışıkla yapılan resim” anlamına gelecek terimlerle de ifade edilmektedir). Sanat kaygısı taşıyan ve bu bağlamda fotografı teknik olarak öğrenmek isteyen insanlara ise, başarı dilemekten öte bir şey söylemeye bile gerek yok.
Sanat, insanı özgürleştirir. Sanat yapma kaygısı insanı bir başka dünyada, kendisine ait o özel dünyada yaşamaya götürür.
Söyleşi : Burcu KOÇOĞLU
Tekin Ertuğ ile Söyleşi - 2
Tekin Ertuğ ile Söyleşi - 3
Tekin Ertuğ : Fotografla Portre Yapmak ve Fotografçının Yaratıcılığı
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
04 Ekim 2008 MERSİN FOTOĞRAF DERNEĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI
06 Ekim 2008 BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"
06 Ekim 2008 ORHAN HOLDİNG 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI
11 Ekim 2008 KONYA VALİLİĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünya İnançları"
16 Ekim 2008 AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"