Bookmark and Share
TOÇEV : Yüzüm Umuttur

“YÜZÜM UMUTTUR”


 

YAŞASIN OKULUMUZ kampanyası, Türkiye’de eğitim-öğretim için yeterli altyapıya, çağdaş ve sağlıklı koşullara sahip olmayan ilköğretim okullarının onarımını sağlamak için 2005 yılında TOÇEV, SHOW TV ve Milli Eğitim Bakanlığı işbirliği ile hayata geçirildi. Bu proje, Türkiye’de STK-Medya-Devlet birimleri-Halk desteği gibi dört ana unsurun birlikte çalışma ve üretme başarısını gösterebildiği çok önemli bir örnek oldu.


 

YAŞASIN OKULUMUZ kampanyası kapsamında bugüne kadar 200 köy okulu onarılarak çağdaş şartlara kavuşturuldu ve yeniden eğitime açıldı. Bu süreçte yaklaşık 16.500 çocuğa ulaşıldı ve hayatlarında çağdaş eğitim adına bir fark yaratıldı.


 

Köy okullarının yenilenmesinde beşinci yılına giren YAŞASIN OKULUMUZ öyküsü; yollar, köy okulları ve Anadolu’nun yüzü aydınlık geleceklerine dönmüş, gözleri umutla parlayan çocukları ile örülmüştü. Bu zengin ve renkli tabloyu, kampanyanın vizyonu ve misyonu ile birlikte toplumla ‘farklı gözler aracılığıyla’ paylaşmak için yeni bir proje doğdu:                                   


 

YÜZÜM UMUTTUR

 

Köy okullarının geleceğe koşan çocukları fotoğraflarda konuşuyor…

 

YÜZÜM UMUTTUR adlı bu fotoğraf projesinde, Türkiye’nin prestijli altı fotoğrafçısı, Yaşasın Okulumuz kampanyası dahilinde onarılma planına alınan köy okulları ve bu okulların çocukları ile buluştu.

 

YÜZÜM UMUTTUR projesinde gönüllü olarak yer alan altı özel fotoğrafçının objektifin ardındaki farklı gözleri ve duyguları anlatıyor köy okullarını ve köy çocuklarını…



Bennu Gerede, Nihat Odabaşı, Okan Bayülgen, Serdar Bilgili, Tahsin Aydoğmuş ve Tamer Yılmaz: Gönüllü altı fotoğrafçı, yenilenmeyi bekleyen okulların eski, yetersiz koşullarını görmek, bu okulların çocuklarının içlerinde taşıdıkları umudu aktarmak için Yaşasın Okulumuz ailesiyle birlikte yola çıktılar. En uzak köylere gittiler, en yoksun okulların çocuklarıyla dertleştiler. Şimdi bu çocuklar, YÜZÜM  UMUTTUR’ projesine eşsiz desteğini veren fotoğrafçılarımızın karelerinde konuşuyor…

 

‘Yüzümüz umuttur, yüzlerimizi unutmayın’ diyen çocuklarımız için…

 

TOÇEV 
 


Bennu Gerede



Böyle mi olmalı hayatımızın başlangıcı?

 

Bekliyoruz. Neyi?

 

Ben kimim?

 

Ama suyumuz yok. Nasıl söndüreceğiz yangını?

 

Beni fark ettin mi?

 

Pencere mi? Nedir o?

 

Gidersen beni de götürür müsün?

 

Prensim bir gün beni gelip çok uzaklara götürecek mi?

 

Bennu Gerede

 


 

Bennu hanım, bu proje ile ilgili ilk teklif aldığınızda neler hissettiniz, daha evvelden Yaşasın Okulumuz projesi hakkında bilginiz var mıydı?

 

İlk teklif aldığımda çok heyecanlandım, kişisel olarak sosyal sorumluluk projesine katılmak bana haz veriyor... Hele de çocuklar ile ilgiliyse…

 

Daha evvelki çalışmalarınızda çocuk portreleri çalışmaları yapıyordunuz. Tanımadığınız çocukların portelerini çalışmak nasıldı? İki farklı ortamda çocuk portreleri arasında neler farklı idi?

 

Diğer projelerimde çektiğim çocuk fotoğraflarında da tanımadığım çocuklar vardı. Çocuklarla çalışmak her açıdan çok keyifli oluyor. Onlar masumlar ve onlardan her şekilde duyguyu, ifadeyi alabiliyorsunuz… Kirlenmemişler…


 

Bu projedeki fotoğraf çekimlerinizde, farklı bir teknikle çalışmışsınız. Bazen çocuklar, bazen de mekanlar silikleşiyorlar. Bu tarzı kullanmak bu projenin sizdeki etkileşiminden mi kaynaklandı?

 

Üzerinde çalıştığım ve yarıladığım yeni bir projem var; töre cinayetleri ile ilgili. Yine bundaki tarzım ile aynı. Bu proje teklifi bana geldiğinde direkt olarak o makineyi kullanmayı düşündüm. Çok zor ve kullanabilmek için iyi bilinmesi gereken bir makine. Oradaki çekimlerimle de çok örtüştü. Kurguya yönelik bir çalışma gerçekleştirdim. Çocukların dünyasını o şekilde aktarmak istedim…

 

Fotoğraf sanatının sosyal projelere aracılık etmesi, fotoğraf sanatçılarının bunlarda aktif görev alması hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

 

Fotoğraf sanatını bu tür sosyal projeler için araç olarak kullanmak muazzam bir şans, bizler için. Hem fotoğrafçı olup, hem sanat icra etmek hem de bunu sosyal sorumluluk projesi ile birleştirmek, neticesinde de bunu insanlar paylaşabilmek çok güzel bir duygu. Ve tüm fotoğrafçılara bunu kesinlikle öneririm.


 

"Yüzüm, umuttur" sloganı yaşadıklarınızdan, tanıklıklarınızdan ve fotoğraf çalışmalarınızdan sonra sizin için şu an ne anlam ifade ediyor?

 

Her çocuğumuzun yüzünde umut vardır. Bu açıdan projenin sloganı kesinlikle çok örtüştü ve çok uygundu bence. Gittiğimiz okul henüz yardıma yeni başlanacak bir okuldu ve bana Gaziantep düşmüştü.  Ben de buradaki çocuklarımızın umutlarını aktarmak için oraya gittim.

 

Proje; sergi, kitap gibi aşamalarla devam ediyor. Bundan sonrası için sizin de içinde olacağınız başka faaliyetler, çalışmalar olacak mı?

 

Sergi şu an Ankara’da devam ediyor daha sonra İstanbul’da hava limanında olacak. Projenin insanlarla buluşturulması açısında güzel bir süreç gerçekleştiriliyor.

 

Devam etmekte olan yeni bir projenizden bahsettiniz. O konuda da biraz bilgi verebilir misiniz?

 

Aşağı yukarı yarısına geldiğim bir proje üzerinde çalışıyorum: Töre Cinayetleri. 13 tane kareden (hikayeden) oluşuyor. Daha evvelden eski sergimin gittiği Diyarbakır’da araştırmalar yapmıştım, kadın derneğinde özellikle. Bu araştırdığım hikayelerden etkilendiklerimle ortaya çıkacak bir sergi bu.











Nihat Odabaşı



Hayalindeki okulu çiz bana...

 

7 Ağustos 2008

Sabah 07:15    

Siverek'e gidiyorum...

Doğup büyüdüğüm topraklara...

Karmakarışık içim; biraz huzunlu biraz gergin...

Biraz da heyecanlı ama herşeyin ötesinde mutlu....

Çocukluğumla buluşmaya gidiyorum,

                    yeni yeni çocuklarla tanışmaya.... 


 

Güneş tam tepede. Yol uzun ve taşlı. Yavaş yavaş ilerleyebiliyoruz. Alabildiğine tarla ve toprak var uzanan iki yanda. Bazen bir kaç ağaç. Kendi çocukluğumun çekilmemiş kareleri geliyor gözümün önüne zaman zaman. Gülümsetiyor ama burkuyor da... Varıyoruz o boşluktaki, sonsuzluğun içindeki köye. Revşanlı.

 

Çevremiz meraklı gözleri kocaman açılmış çocuklarla kuşatılıyor. Hepsi ışık ışık bakıyorlar. Pırıl pırıl. Tıpkı her çocuk gibi... Samiha, Meryem, Ali, Derya, Ahmet, Medine, Fatih ve bir de Dilan...

 

Onları fotoğraflayacağım. Hayatlarını, gülümsemelerini ve bir de hayallerini... Kararlıyım ; ne hüzün olacak ne de acıma hissi bu karelerde. Sadece onlar olacak. Tıpkı her çocuk gibi bakacaklar objektifime.

 

Tek bir şey ‘eksik’ olacak bu karelerde, onu da tamamlamak bizlere kalacak...  

 

 

Aklıma ‘Ünzile’nin sözleri geliyor; "Korkar durur gitmez köyün en son çitine, inanır o sınırda dünyanın bittiğine...". Kağıtlar ve boyalı kalemleri veriyoruz ellerine hayallerini çizsinler diye. Hayallerindeki okulu... Bu büyük sonsuzluktaki küçücük köyde her biri rengarenk boyuyor yeni okullarını. Ağaçlar, renkli çiçekler, oyun parklarıyla donatıyorlar. Her duvarda Atatürk resmi...


 

Resimlerini bitirince gülümsüyorlar bana kendi mekanlarında; evlerinde, yollarında, topraklarında, kuzularının yanında... "Beni de çek, beni de çek" diyorlar hayalleri ellerinde, gururlu, utangaç ama hevesli. Aceleleri de var ama... Biri "koyuna gideceğim" diyor, diğeri ise anneye yardıma. Bence ne şanslılar ne şanssız. Kendi topraklarında, kendi dünyalarında yaşıyorlar. Sadece bir eksikleri var diğer çocuklardan. O da rengarenk boyadıkları kağıtlarda...

 

Çektiğim her bir kare, onların küçük hayatlarındaki büyük hayallerine adanmıştır.

 

Nihat Odabaşı





















Okan Bayülgen



Tanıştınız mı Okan’ın çocuklarıyla?

 

Güzel gözlü Elif pek mutlu,

         Emrah’ın bakışları hınzır mı hınzır,

                   parlak saçlı Sedef fısır fısır…


 

Sayılar, kelimeler, fişler işleri güçleri. Ya ‘Çalışan kazanır elması’na ne demeli? Çok güldürdüler onu, çok… O neşeli yüzlerindeki ışığı, gözbebeklerinde dolaşan umut yansımasını yakalamak için amma uğraştırdılar onu! Gördünüz ama değil mi, değdi… Gerçi anlatmakla bitecek gibi değil öyküleri. Bilmem, belki düşer Okan yola yine…


 

Yeter ki gölgelenmesin bu çocukların yaşamları…

 

Okan Bayülgen






























Serdar Bilgili



“Haydi, kalk gel; uzak köylerin okullarına, zorluklarla boğuşan köy çocuklarının memleketine götüreyim seni” dedi İrep.


Gözümde, küçük, tuğla renkli okullar, içten gülüşleriyle enerjisi zapt edilemeyen çocuklar canlandı.


Gittim……



Sonra köyleri gördüm…


Doğu Anadolu’nun ırak köylerini. Haziran ayıydı.


Oysa ben, soğuğun nasıl kırık camlardan sızacağını; tuvalet demeye bin şahit isteyen yerden öğrencilerin hangi hastalıklara yakalanacağını; damdan karın nasıl da sınıfın içine yağacağını getirdim gözümün önüne.

Ve her seferinde hüzünle dokundum deklanşöre…

 

 

Umut götürmeliyiz oralara…


Seher, televizyonda şehirli yaşıtlarını özel okullarında seyrederken, sırasını tir tir titreyerek dört arkadaşıyla paylaşmasın. 


Yalçın’ın, tavanı çökmüş okulu yeniden açılabilsin.


Berfin, okulun sırtını verdiği tepeden üstlerine toprak kayacak diye korkmasın.


Emrah, ders aralarında buzlu yoldan bir koşu evine tuvalete gitmek zorunda kalmasın.


Bu çocukların yüzleri umut dolsun istedim…

 

Serdar Bilgili

 














Tahsin Aydoğmuş



EĞİTİM; öğrenmek, bilgilenmek, tanımak, iletişim kurmak, sevmek ve sevilmektir.

 

Eğitim bahis konusu olduğu zaman ilk akla gelen, eğitim mekânlarıdır. ‘Inga ınga’ bağırışları arasında dünyaya geldiğimizde sesimizi duyurarak varlığımızı çevremize kabullendiririz. Yavaş yavaş çevremizi ve yakınlarımızı gözlemleyerek tanımaya çalışırız. Ardından ilk hareketler, ilk kelimelerle toplumsal aktivitede yerimizi alırız. İlköğretimle başlayan eğitim süreci, herhangi bir konuda uzmanlaşmaya kadar devam eder. İlk adımın atıldığı eğitim mekânı çok önemlidir, bizim sosyal konumuzu belirler. Bu yüzden öğrencilerin üzerinde iz bırakacak nitelikte bir yapının varlığı, eğitimin belirleyici etkenidir. 2008 yılının 14 Nisan’ında telefonum çaldığında, karşımdaki ses TOÇEV adına aradığını söyledi. İrep Çakır kendini tanıtıp, Anadolu'nun çeşitli yörelerindeki birçok eğitim kurumunun bakımsızlığından bahsetti. TOÇEV, bu bakımsız ve onarıma muhtaç okulları onarıp durumlarını iyileştirdikten sonra eğitime kazandırıyor. Bu okulların bakım ve onarım öncesindeki durumlarının bir anlamda belgelenmesi için fotoğraflarının çekilmesine dönük teklifi kabul ettiğimde İrep çok mutlu oldu. Böylece yola çıktım…

 

2007/2008 yılı eğitim sonu olmadan; Mardin, Midyat Bağlarbaşı Köyü'ndeydim. Sabah saatlerinde okul bahçesinde çoçuklarla, teneffüste öğretmenlerle tanışıyorum. Okul, çocukların eğitimi ve öğretimi için yetersiz. Yıkık dökük durumundan bir fotoğrafçı olarak çok etkilendim.

 

Yavuz öğretmenle tavanları yıkık ve tehlike arz eden sınıflarda ders yapmanın zorluğunu konuşmaya başladığımızda öğrencilerin tamamına yakını etrafımızı sarmıştı. Şu ironiyi düşünebiliyor musunuz? Dünyada ilk kentin kurulduğu, öğrenmenin ve bilgilenmenin 'olmazsa olmaz'ı yazının bulunduğu, ilk kanunların yapıldığı, matematik, astronomi derslerinin ilk verildiği, uygarlık tarihinin birçok ‘ilk’inin yaşandığı Mezopotamya bölgesinde bir köy okulunda, eğitimin düzeyi ve mekânın olumsuzluklarını yaşıyorsunuz.


 

Bu bölge, yani Fırat ve Dicle nehirleri arasındaki topraklar;  heykel, müzik, resim, tiyatro, edebiyat gibi alanlarda hep öncülük etmiştir. Ben bu topraklara ayak bastığım zamanlarda hep heyecanlanmışımdır. Düşünün ki, çiftçilik, çekiçle örsle maden işleme, tanrıyı arama, ilk tapınaklar, ilk krallar ve imparatorluklar hep Mezopotamya’dan dünya yayıldı.  Ama çocukların aynı bölgede öğrenim için günlerini geçirdikleri mekânın elverişsizliği üzüntümü saklayamama sebep oldu. Dünya uygarlık tarihinde iz bırakan bu bölgenin küçük yerleşim yerlerinden biri olan Bağlarbaşı Köyü'ndeki okulun genel durumu, bölgenin binlerce yıllık parlak geçmişiyle çelişiyor. Yaklaşık 5500 yıl önce eğitim temelinin dünyaya yayıldığı bu bölgede karşılaştığım olumsuzluklar öyle düşündürücü ki…

 

Yavuz öğretmen ben fotoğraf çekerken Berfin Tasman'ı tahtaya kaldırmıştı. Berfin çarpım cetvelinde bazı sorulara cevap vermekte zorlanıyordu. Öğretmen, Ahmet'i işaret ederek soruya yanıtlamasını istedi. Ahmet, "yedi çarpı altı kırkiki eder" diyerek devamında gelen üç soruyu da doğru yanıtlayınca öğretmenden 'aferin'i aldı ve gururla yerine oturdu. Okulun sınıflarının tavandan zemine kadar eğitim için elverişsizliğine rağmen Yavuz Hoca'nın fedakârlığı ve çocukların yeni şeyler öğrenme hevesleriyle heyecanları için ne söylense az. Sohbet ettiğim öğrencilerin tamamına yakını, öğretmen olmak istediklerini ifade ettiler. Aralarından biri doktor olmak istediğini söyledi. Öğrencilerin neredeyse tamamının öğretmen olmak istemesi, meslek olarak karşılarında yalnızca kendilerine okuma yazma öğreten öğretmeni görmelerinden mi kaynaklanıyor acaba?

 

Toplumların ileri düzeyde gelişminin temeli, eğitimin içeriğiyle de ilgilidir. Öğrencilerin yetersiz koşullarda eğitim gördüğü mekânların öğrenime olumsuz etkisi bir gerçektir. Tavanları çökmüş, sıraları kırık, yeterince aydınlanmayan sınıflarda yapılan eğitim ne kadar faydalı olur? Köye ilk vardığım da okulun bahçesindeki büyük çukurları görünce üzülmüştüm. Çünkü ilköğretim çağındaki çocuklarımız enerji dolu, bu enerjilerini koşarak hoplayarak birbirleri ile yarışarak tüketiyorlar. Nitekim Recep okul bahçesinde koşarken çukurların birine düşüp sağ kolunu kırmış, bu vaziyette okula devam ediyor. Sınıflarda çöp kutusu olarak eski 17 kg'lik margarin teneke kutuları kullanılıyor.

 

Tüm olumsuz koşullara rağmen eğitimi yürütmeye çalışan dört öğretmen bence birer kahraman. Bağlarbaşı Köyü'ndeki bu kahraman öğretmenler gibi Anadolu'nun nice köyünde eğitimde ezberciliği bozup kişilikli, sorgulayıcı öğrencileri topluma kazandıranları yürekten kutluyorum.

 

Bölgede töre cinayetlerinin çokluğu, berdel olayının azımsanmayacak boyutlarda olmasına rağmen Bağlarbaşı Köyü'nde okula giden çocukların büyük bölümünün kız olması beni ziyadesiyle mutlu etti.

 

22 Eylül 2008 tarihinde yenilenerek tekrar eğitimin hizmetine sunulan okulumuzun eğitim sürecimizde bir örnek olmasını diliyorum.

 

Tahsin Aydoğmuş


 

Tahsin Bey, bu proje ile ilgili teklif aldığınızda neler hissettiniz, daha evvelden “Yaşasın Okulumuz” projesi hakkında bilginiz var mıydı?

 

Benim böyle bir proje ile ilgili bilgim yoktu. Beni telefon ile TOÇEV’den aradılar. Bana ‘Biz Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yıpranmış okulları yeniden onarıp eğitime kazandırıyoruz” dediler ve “bu işte gönüllü olur musunuz?” Diye sordular. Yani nasıl bir gönüllülük dedim, dediler ki biz onarım öncesi harap vaziyetteki olan okulların fotoğraflarını çektirmek istiyoruz, bunlar ile sonra bir kitap yapacağız, bu çalışmadan beğenilen fotoğrafları satıp bir gelir elde ederek projede kullanacaklarını ilettiler. Ben de dedim ki varım. Ben bu işte gönüllüyüm, eğitim için ne gerekiyorsa ben onu yaparım. Teşekkür ettiler. Benden nereye gitmemi istediklerini sorudum, okulu da seçip verin gideyim dedim. Okulu benim seçmemi istediler. Bunun üzerine ben de Mardin’in Midyat ilçesinin Bağlarbaşı köyüne gittim.

 

Daha önce benzer sosyal projelerde yer aldınız mı?

 

TA: Birkaç yıl önce Çağdaş Eğitim Vakfı’na fotoğraflarımı bağışladım. Beni aradılar birçok fotoğrafçı arkadaşım ile beraber ben de fotoğraflarımı bu vakfa verdim. Bu fotoğrafların satışı ile vakfa gelir elde edip eğitim için kullanacaklardı. Şimdi de olsa gene yardımcı olurum... Özellikle eğitim konusunda duyarlıyım.

 

Fotoğraf sanatının ve sanatçılarının sosyal projelere aracılık etmesi,  aktif görev alması hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

 

Zaten ben bu konuda hassas bir insanım. Nasıl hassas bir insanım? Ben çocukluğumu hatırlıyorum. Çok zor şartlarda okuduğumu hatırlıyorum… Eğitim için gereken ne ise bir fotoğrafçı olarak gereken duyarlılığı ve gönüllülüğü her zaman gösteririm.

 

Proje; sergi, kitap gibi aşamalarla devam ediyor. Bundan sonrası için sizin de içinde olacağınız başka faaliyetler, çalışmalar olacak mı?

 

Önümüzdeki Eylül-Ekim aylarında yaptığımız bu projenin bir fotoğraf satışı olacak. Bu satışın yapılacağı mekanda bulunup bu çalışmaya desteğimizi sürdüreceğiz. Şu anda bu sergi Anadolu’nun çeşitli yerlerinde devam ediyor. Zannedersem şu anda Ankara’da, bizleri de sergi esnasında insanlar ile söyleşi yapmak vb. için davet ediyorlar ve bizler de katkımızı sürdüreceğiz.

 

Bölgenin binlerce yıllık parlak geçmişiyle çelişen yapısının, bu proje çerçevesinde, sizde uyandırdığı duygular nelerdi?

 

Bir fotoğrafçı olarak Güney Doğu Anadolu Bölgesi ile ilgili bir çalışma yapıyorum, bu on yıldır sürüyor, bu bölgeyi bir Malatyalı olarak iyi tanıyorum. TOÇEV’in gönüllüsü olarak Mardin Midyat’a gittiğim zaman Bağlarbaşı köyünün okulunu görünce öncelikle şok oldum. Okul bahçesinin engebeli ve çukur dolu olduğunu gördüm. Eli alçılı bir çocuk gördüm ve neden elinin alçılı olduğunu sordum. Bu gencecik fidan teneffüste koşuşturma esnasında çukurlardan birine düşmüş ve kolunu kırmış… Şimdi düşünüyorum, MÖ 5500 yıllarında yazının ilk dünyaya yayıldığı bölge bu okulun içinde bulunduğu coğrafya… Dünyadaki ilk mimari anlamdaki çalışmalar gene bu bölgeden dünyaya yayılıyor. Zaten Dicle, Fırat ve Nil’in kapsadığı havzaya ‘bereketli hilal’ denir. Dünyada tarım aletlerinin, tekerleğin ilk kullanıldığı, sanatın ilk tohumlarının atıldığı bölgelerdir buraları…


 

Ne değişti de günümüzdeki halini aldı bu bölge?

 

Bu bölgedeki tılsım ne dersen, oranın kültürel ve maddi zenginlikleridir. Zaten şu anda bu bölgenin maddi zenginliklerine tecavüz ediliyor. Düşün yirmi bin, yirmi beş bin kilometre ötedeki bir vatandaş geliyor ve oradaki zenginlik benim diyor, peki orada yaşayan oradaki zenginliği elde edebiliyor mu? Elde edemiyor, bu kadar uzaklardan gelip buralara silah zoruyla sahiplenenlere ancak hizmetkarlık görevi yapıyorlar… Düşünün üç tane büyük din bu bölgeden dünyaya yayılmıştır. Ve şimdi bizde günümüzde o okula gidiyoruz, okul harap vaziyette, tavanlar çökmüş, derslikler berbat durumda… Ben bu durum karşısında çok etkilendim ve kendi kendime dedim ki; eğer eğitim öğrenmek, bilgilenmek, tanımak, sorgulamak ise, yani işin muhasebesini yapmak ise… Bu durumda sen oradaki öğrencilere bakıyorsun, eğitim sıfır, kurumlar çocukların başına çökecek, can güvenliği yok. Eğitimin olduğu yer bu iş için uygun ve düzenli olmalı, siz bu şekilde düzenlenmiş bir yerde eğitim yaptığınız zaman öğrencileri heveslendirirsin. Ama biz o hevesi veremiyoruz ki, o hevesi veremediğimiz içindir ki öğrenme, bilgilenme, sorgulama, tanıma ve işin muhasebesi de olmuyor. Bu yüzden ortada bir çelişki var, nedir o çelişki? Dünyaya uygarlığın yayılmasına hizmet eden o bölge, birçok ilklerin bulunduğu o bölge de okullar, eğitim içler acısı. Ben bir fotoğrafçı olarak sanatın o bölgeden dünyaya yayıldığını biliyorum, mimarlığın gene bu bölgeden dünyaya yayıldığını biliyorum ve insan bunları bilince üzülüyor… Nereden nereye, nasıl bir dönüş olmuş? İşte bu dönüş toprağa yerleşme ile başlamış…

 

İçinde yer aldığınız projenin eğitime verdiği destek neleri değiştirdi?

 

Neleri değiştirdiğine biz birebir şahit olmadık ama değişeceğini umuyorum. En azından şu değişiklik oldu, eğitimin yapıldığı binada değişimin olduğunu ve böylece çocukların daha düzenli ve insana yakışan bir yapı içinde eğitim göreceklerini söyleyebilirim. Değişimin buradan başlaması ise ileride daha farklı değişimlere neden olacağını düşünüyorum.

 

Çocukları, geleceği, umudu ve olanakları objektifinize yansıtırken kadrajınıza neleri aldınız neleri ayıkladınız?

 

Ben okula girdiğim zaman bu iş daha bahçede başladı benim için, etrafta cıvıl cıvıl bir sürü çocuk var. Birkaç köyden gelen çocuklardan oluşuyor okulun öğrencileri. Dershanenin içine girdiğim zaman üzüntüm daha da arttı. Niye üzüntüm artı, çünkü 3. sınıflar, 4.sınıflar ve 5. sınıflar aynı derslikte ders yapıyorlar, üç sınıf aynı derslikte ders yapıyor… Şimdi bu olacak şey mi? Bu ortamda ne kadar başarı sağlanır? On dakika bir sınıfa, on dakika diğerine vs. Toplamda iki tane öğretmen var ve büyük özveriler ile götürüyorlar bu işi. Belki şimdi öğretmen sayısı artmış olabilir.

 

Gündemde olduğu içindir.

 

Biz günü dolduran, günü kurtarmaya çalışan bir toplumuz, bizlerin bütün hesapları bunun üzerine. Toplum olarak eğitim seviyemizin düşük olduğu için bizler tanımayı, bilgilenmeyi bilemeyeceğiz, öğrenmek için çaba göstermeyeceğiz. Bunlar olmayınca da ben hesap soramayacağım. Tüm bunların olmaması durumunda heyecanımız olmayacak. Siz hangi iş dalında uğraşırsanız uğraşın eğer bir heyecan yok ise başarılı olma şansınız hiç yok.

 

Yenilenen okulların ve dersliklerin çocuklar üzerinde yarattığı etkileri bizler ile paylaşabilir misiniz?

 

Ben okulun açılışını internette TOÇEV’in sitesinden bakabildim. İnanılmaz güzel bir açılış olmuş. Çocuklar için yenilenmiş okullar öğrenme sürecinde önemli bir rol üstlenecek. Bu girişimler inanıyorum ki daha sonra farklı girişimlerle devam edecek. Bağlarbaşı ilkokulunda kız öğrencilerin fazla sayıda olması da benim için ayrıca sevindirici bir durum olmuştu.

 

Çekimleri yaptığınız okulun birçok öğrencisinin öğretmen olmak istediğini söylemişsiniz.

 

Çocukların farklı meslekler ile ilgili bir bilgisinin ve deneyiminin olmamasından kaynaklanıyor bu durum. İçlerinden bir tanesi doktor olmak istediğini söylemişti, o da hastalanınca ilçeye doktora götürmüşler, yani öğretmenin dışındaki bir meslek gurubu ile karşılaşmış olması burada etkili olmuş sanırım…























Tamer Yılmaz



Çocuklar gördüm,

Cinden öte, ceylandan hızlı

            tırnakları kirli, beyinleri al

 

Çocuklar gördüm,

Vahanın ortasında coşkulu

            yeşermiş bir filiz gibi

 

Çocuklar gördüm,

Derme çatma yerlerde okumaya çalışan

            çocukluğundan bir şey kaybetmemiş

 

Çocuklar gördüm,

Bir okulu olsa 

            ben de, dünyaya bende varım diyebilecek!

 

 

Arkadaşlar;

İşte bu çocuklar sevgi, bilgi bekliyorlar...

 

Tamer Yılmaz


 

 

Fotoğraf sanatının sosyal projelere aracılık etmesi, fotoğraf sanatçılarının bunlarda aktif görev alması hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

 

Fotoğraf sanatı veya fotoğraf zaten sosyal projelerin en ortasında olması gereken konulardır, yoksa sosyal projeleri doğru anlatamazsınız. İnsanlar sözlere başka yorum yaparlar, görüntülere de başka. Tabii ki fotoğraf sanatçılarının aktif rol oynaması çok önemli. Çünkü görüntünün gerçeği belirli bir kalitede yansıtması projelere artı değer katar.

 

Bu proje sizin hayatınızda nelere bakış açınızda fark yarattı? Çocuklar? Hayat? Fotoğraf? Ülkemiz? Kendiniz?

 

Bu projede olmam, bildiğim ülke gerçeğini bir kez daha hatırlamama neden oldu. Yaşadığımız hayatın sadece büyük şehirlerde olmadığını gösterdi.

 

Fotoğraf çekeceğiniz bölgelere gitmeden önce nelerle karşılaşacağınız konusunda bir fikriniz var mıydı? Ne gibi araştırmalar yaptınız? Yoksa her şeyi akışına mı bıraktınız?   

 

Esasında araştırma yapmadım, her şeyi akışına bıraktım. Benim tercihim o zamanı, o anı, gerçek olanı fotoğraflayabilmekti.  Bunun için herhangi bir kurgu yapmadım. Ben fotoğrafı kurgularsam, görüntüyü değil renklerini kurgularım.   


 

Fotoğrafın hizmet ettiği amaçlardan biri de gerçekleri göstermektir. Ancak aynı zamanda fotoğrafla büyük yalanlarda söylenebilir. Sizin orada bütün gerçekleri yansıttığınıza dair inancınız tam mıydı? Yoksa proje bittikten sonra keşke şöyle çekseydim, böyle kadraj oluştursaydım gibi geriye dönüşler yaşadınız mı?

 

Genelde çektiğim şeylerde geriye dönmek istemem, keşkelerim yoktur. Ben sadece o an içimdeki her şeyi inançla çektiğimi söyleyebilirim. Tabii ki de fotoğrafla çok büyük yalan söylenebilir. Ama hatalı da olsa gerçekleri kullanmak taraftarıyım.

 

Yer aldığınız bu projede sorunun temeline ulaşabildiniz mi? Yoksa bu soruna dikkat çekmek miydi hedefiniz?

 

Tabii ki dikkat çekmekti. Sorunun temeline hemen ulaşılamayacağını biliyorum. Yani bu basit bir sorun değil. Bu, ülkedeki ana sorunlardan biri. Bir kişinin, üç kişinin, beş kişinin becerebileceği bir iş değil. Zaman içerisinde ülke eğitiminin gelişerek kendi kendine çözüm üretmesi gerekmektedir.


 

Yüzümüz Umuttur ve Yaşasın Okulumuz projeleri sizce sorunun kökenine inen projeler olmuş mudur, yoksa var olan sorunlara geçici çözümler üretip, kamu vicdanını rahatlatmaya yönelik çalışmalar mı olmuştur?

 

Tabii ki kamu vicdanını rahatlatmaya yönelik çalışmalar değildir. Sorun büyüktür. Bu proje kendisini bu çalışmaya gönül verenler adına çok büyük bir adımdır. Devletin yapabileceği çalışmaları kişiler kendi çabalarıyla yapmaktadırlar.

 

Proje; sergi, kitap gibi aşamalarla devam ediyor. Bundan sonrası için sizin de içinde olacağınız başka faaliyetler, çalışmalar olacak mı?

 

Ben kendi açımdan,  bütün gönüllü işlerde görev almayı isterim. Daha önce de Serdar Bilgili ile "Engellere Rağmen" projesinde fotoğraf asistanlığı yaptım. Benim için fotoğrafçı, fotoğraf asistanı, fotoğraf sanatçısı unvanları arasında bir fark yoktur. Hangi unvan altında olursa olsun, gönüllü bir projede her zaman görev almaya hazırım. Bunun adı şipşakçılık da olsa.






















Bennu Gerede röportajı: Levent Yıldız
Tahsin Aydoğmuş röportajı: Mehmet Uçkun
Tamer Yılmaz röportajı: Şebnem Evren


Bu sayfanın hazırlanmasındaki katkı ve yardımlarından dolayı Sayın İrep ÇAKIR'a teşekkür ederiz. FOTORİTİM


“YÜZÜM UMUTTUR” ilk olarak İstanbul Taksim Meydanı'nda, ardından Ankara Çankaya 365 AVM'de sergilendi. Sergi 9 Temmuz - 9 Ağustos tarihleri arasında TAV İstanbul Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Gidiş Terminali, TAV Galeri'de gezilebilir. Yüzüm Umuttur fotoğraf kitabı, kartpostal ve fotoğrafçıların imzalı posterleri de köy okullarının onarımı için Yaşasın Okulumuz kampanyası yararına satılıyor.

 

Bilgi için TOÇEV 0212 280 25 11

www.tocev.org.tr





Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 14 yorum, 1-14 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
bir amaca yönelmiş
6 altın yürek,
6 kişinin gören gözleri,
6 becerikli dimağ....

gıpta ile izledim,
gönülden tebriklerimle
Bekir Tuğcu eklemiş - adds | 08 Temmuz 2009 Saat - Time 00:08
İzlemekten ve yazılarını okumaktan çok keyif aldım.
Değerli fotoğraf sanatçısı üstadlarımızı, TOÇEV'i ve projeye destek veren herkesi canı gönülden kutluyorum.

Tebrikler...


Mehmet YASA eklemiş - adds | 08 Temmuz 2009 Saat - Time 10:07
İzlemekten çok keyif aldım.
Projeye destek veren herkesi canı gönülden kutluyorum..

Devamin gelmesi dileğiyle, tebrikler..
Özgür SÖZEN eklemiş - adds | 09 Temmuz 2009 Saat - Time 16:41
merabalar bu yaptıklarınız takdıre şaye bır olaydır cok ama cok buyuk bır hızmettır benım koyumede aynı okulu yaptınız teşekur ederız acılışta okadar guzel oldu ama sızın elamanlar okoye deyılde kurum amırlerıyle bırbırlerıne şılt alıp şılt verdıler sankı okoyde bır hoşgeldın dıyecek bır ınsan yokmuş gıbı bır heyet bır dede bır nıne velhasıl ınsan kalmamış kayde deyer.ama okoyden doktor savcı oğretmen ve yuzde seksenı memur bır koydu.he koyde boyle acılış yapıyorsanız hoş bır şey deyıl dogu dıye ınsanlar bu kadar aşağılanamaz vebırdaha boyle bırv kurum koyume gelırse ıyı karşılanmaz ınsanları ınsan olarak sevelımve okul 43 yıllık okuldu bu ıkncı onarımıydı herturlu bakımını kendımız yaptık yınede teşekkurler.
erol kılıç eklemiş - adds | 09 Temmuz 2009 Saat - Time 19:44
çok güzel bir çalışma olmuş emeğinize sağlık.insanı derinden düşündüren daha doğrusu düşündürmesi gereken kareler 21. yüzyılın ortasındaki unutulmuşluğun ,dışlanmışlığın unutulmuş karelerini bizlere taşıdığınız için yürek dolusu teşekkürler.
sinan eklemiş - adds | 16 Temmuz 2009 Saat - Time 14:42
Proje çalışması ister ferdi ister grup olsun her zaman desteklemiş ve taktir etmişimdir. Böyle bir proje çalışmasını gönüllü olarak ortaya koymak gerçekten taktire şayandır.Zira sanatçının görevlerinden biride bu değilmidir. Grup proje çalışması aynı bakışı,aynı tekniği kullananlarla meydana getirilebileceği gibi, asıl arzu edilen ise stilleri ve kullandıkları fotoğraf teknikleri ile konuya farklı bir yorum getirilenlerle ortaya konmasıdır. Bu projede de tüm bunları görmek gerçekten fotoğraf adına keyif verici. Farklı çekim teknikleri kullanarak konunun 6 fotoğrafçımız tarafından bu kadar güzel yorumlanmasını yürekten alkışlıyorum. Hangi yorum daha güzel diye soracak olursanız Bennu Gerede ve Nihat Odabaşı fotoğrafları ilk sırada derim. Emeği geçenleri yüreklerini koyanlara gönülden teşekkürler.
Altuğ Oymak eklemiş - adds | 17 Temmuz 2009 Saat - Time 15:05
erol kilic isimli kardesimin yazdiklarini es gecmemek, bir kez daha dikkatlice okumak gerekiyor sanirim. insanlar ve onlarin hayatlari ve onlarin yaşadığı cografya estetik birer nesne midirler? sınıf meselesi tüm bu fotograflarin neresine düsüyor ?
murat goc eklemiş - adds | 27 Temmuz 2009 Saat - Time 20:12
Cumhuriyetimizin temelini oluşturan Anadolu insanının hala var olduğunu görmek, sesini duymak çok güzel... Nasıl ki cami yaparak dindar sayımızı artıramadıysak okul onararak veya yaparak da aydınlanmış yurttaşlar oluşturamayacağımızın katıtıdır bence Erol arkadaşımızın yazdıkları, selamlar.

Bir hatırlatma fotoğraf hayat kadar yalan söyler.
Mehmet Uçkun eklemiş - adds | 02 Ağustos 2009 Saat - Time 22:28
birkere o çocukların elinde tutuğu resimeri o çocuklar yapamaz çünkü onların resim kağıdı ve pastel boya almaya paraları yok
gülçin sarıkaya eklemiş - adds | 03 Ekim 2009 Saat - Time 16:16
hayattaki en zor adımlardan biridir bazen birilerini gülümsete bilmek...
hepimizin olmuştur;
yere silgimiz düştüğünde
yahut küçük bir silgi düşmüş olsa yere
görmüş olsak nerde olduğunu...
çoğumuzun es geçtiği olmuştur...
onlar es geçemez...

ben üniversite öğrencisiyim ve hiçbir kurum ya da kuruluşa bağlı olmadan gönüllüyüm
bizler gönüllüyüz sayımız onlarca binlerce...
ama sizin yaptığınız yardımlar basın ve medya önünde
sizlerle görüşebilme ve paylaşabilmeyi o kadar çok isterdim ki...

sizler çok büyük işlere imza atıyorsunuz bazen evet ama bizler onarmayıp okullar yapıyoruz
öğrenci başımıza ve sayfalar topluyoruz defterler götürebilmek için...

gülüşlerin eskimediği paylaşmanın mübah olduğu güzel günlere...
Erdinç KAAN KARAOĞLU eklemiş - adds | 06 Aralık 2009 Saat - Time 19:09
merhabalar erdinç arkadaşın gönüllülüğüne şahit oldum bu çocuklar takdire şayan kişiliklere sahipler onları ve nicelerini yürekten kutluyorum ve elimizden geleni yapacağımızı belirtmek istiyorum şimdiden çalışmalarınızda başarılar çocuklar yolunuz açık olsun...
Mehmet YASA eklemiş - adds | 07 Aralık 2009 Saat - Time 14:36
buralarda kahkaha atabilenler;
uzaklarda , çok uzaklarda gözleriyle gülmeye çalışan çocukların da var olduklarını her an anımsayabilseler, hiç sorun kalmayacak aslında..

bende erdinç arkadaş gibi üniversite öğrencisiyim.
sayımız çok , yüzlerce , binlerce belkide... lakin türkiyenin nufusu 71 milyon..
işin acı tarafı , madalyonun diğer yüzüde bu işte..

bizim tüm uğraşımız:
uzaklardaki ,
hep daha az hatırlanan,
o yoksul , o sefil kardeşlere , çocuklara , bizim insanımıza umut dağıtabilmek...

ve dağıttığımız , ve dağıtacağımız tüm umutlar;
gözleriyle gülebilen , bu çocukların hayatları gölgelenmesin diyedir...

elinizden geldiği kadar sizlerde , alın tertemiz umutları ellerinize
gelin beraber dağıtalım o umutları, bu pırıl pırıl çocukların gözlerine..

kahkahalarla gülerken ,
uzaklarda , gözleriyle gülmeye çalışan minicik kalplerin de olduğunun; unutulmadığı bir dünya dileğiyle..

Ulus HASTÜRK eklemiş - adds | 07 Aralık 2009 Saat - Time 21:45
cocuklar mesajlarınızı ancak takıp edebılıyorum yurt dısındaydım ufak bir gezim daha olacak daha sonra size ulaşacagımdan emın olun sanatcı cevreyle olan dıaloglarınızı daha yakından kurabılcegımı de soylemek ısterım gorusmek dılegıyle ıyı calısmalar diliyorum...
sizler kocaman yüreklere sahipsiniz helal olsun sizin gibi kıvılcımlara...
Mehmet YASA eklemiş - adds | 15 Aralık 2009 Saat - Time 22:25
Çok keyifli bir çalışma olmuş. Kendine güvenen, üretken, daha yaratıcı bireyler; yaşanabilir daha güzel bir dünyanın müjdeleyicisidir. Bu çalışmaların artması ve sonuçlarının güzel olması dileğiyle... Teşekkürler...
Emre Hür eklemiş - adds | 31 Ocak 2011 Saat - Time 11:09
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

Fotoritim Mail-Grubu

Fotoritim Mail-List

 

 

Arşivimizden  - From Our Archives

 

Jim Zuckerman

 


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

 

 

FR'yi takip et

Follow us at

 

 

 

 

 

 

  

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.