ESTETİK ARKEOLOJİ FOTOĞRAFÇILIĞI IŞIĞINDA ESKİÇAĞ MEZARLARININ FOTOĞRAFLANMASI
Arkeolojik eserlerin farklı bir bakış açısıyla algılanması için birçok meslek ve sanat koluna önemli görevler düşmektedir. Ülkemiz arkeolojik alan açısından dünyada sayılı ülkeler arasında olmasına rağmen bunu yeterince değerlendirememektedir. Özellikle de gün geçtikçe artan arkeolojik tahribat nedeniyle birçok eski eser yok olmaktadır. Bunun önüne geçmek için bilgilendirme bunun yanında da bilinçlendirme çalışmaları yapılmalıdır. Sanatçılarımıza, halkımıza arkeolojik eserlerin sadece bir taştan ibaret olmadığını göstermek için, arkeolojinin estetik yanını vurgulayan fotoğraflar yaratılmalıdır. Afişlerimizde, broşürlerimizde bu tip çalışmalar kullanılmalı insanların arkeolojiye olan bakış açılarının değişmesi sağlanmalıdır.
Bir antik kentte dolaşırken, o yerleşimin neden önemli olduğunu, içinde neleri barındırdığını, bilim dünyası açısından ne gibi ilklere ev sahipliği ettiğini bilmek gerekir. Fotoğraflanacak antik kentin kimliğini bilmek, fotoğrafçının yaratabileceği kompozisyonlar için de önemlilik arz etmektedir.
2008 yılı başında tamamladığım “Olba Mezarları” başlıklı yüksek lisans tezim sayesinde eskiçağda mezar mimarisi ile ölü gömme adetlerini detaylı bir şekilde incelemiş bulunmaktayım. Bununla birlikte projem olan “estetik arkeoloji fotoğrafçılığı” kavramını mezarların fotoğraflarını çekerken de uygulamaya çalıştım.
Bilinçli bir fotoğrafçının mezarları karelerken ölü gömme adetlerini, ölü kültlerini, genel olarak mezar tiplerini bilmesi gerekir. Bu nedenle size genel hatlarıyla eskiçağda ölü kültü ve gömme adetlerini anlatmaya çalışacağım.
Eskiçağda Ölü Kültü ve Ölü gömme Adetleri
Eskiçağda insanlar doğada korktukları, anlam veremedikleri, önleyemedikleri varlık ve olayların tanrılar tarafından yapıldığına inanırlar. Dağ tepeleri, pınarlar, gök, ay, yıldızlar gibi gökyüzü cisimleri, fırtına, şimşek gibi doğa olayları tanrıların bir göstergesi olarak algılanır. Böylelikle eskiçağ insanları kendilerine bir kült yaratarak, bir nesneye veya bir varlığa tapma, sığınma ihtiyacı duyarlar. O yüzden sığındıkları varlıklara karşı kendilerini sorumlu hissederler, onlara tapınmak için mekanlar oluştururlar, dinsel törenlerini aksatmamak ve yer yüzünü bereketli kılmak için bazı görevler üstlenirler. Bu görevlerden bir kısmı da ölümle ilgili alanlardır.
Ölü kültü ile ilgili törenlerin kökeni eskiçağda ölüm anlayışına bağlıdır. İnsanlar ölülerden korkar ve onlara saygı duyarlar. Gerekli olan kurbanlar, sunumlar yapılmazsa, ölü ruhları yeraltından çıkarak, insanlar arasında huzursuz bir şekilde dolaşıp onlara zarar verebildiğine inanılır. Böylece, eskiçağda mezar mimarisini ve kentlerin yerleşim düzenlerini etkileyen ölü kültü oluşur.
Ölüye gösterilen saygı, onun için bir mezar yapılması, gömme sırasında uygulanan törenlerle ya da düşünsel çerçeve ile sınırlı kalamaz. Ölen kişi günümüzde nasıl çeşitli şekillerde anılıyorsa, ölüme ve ölümden sonraki yaşama inanan eskiçağ insanı için de aynı durum söz konusudur.
Cenaze töreni bittikten sonra bazı seremoniler yapılmaktadır. Bunlar, ölünün mezarı başında hediyelerin sunulması, kurbanların kesilmesi, çeşitli sıvı libasyonlarının yapılması şeklindedir. Yapılan bu uygulamalar ölüye olan sorumlulukların yerine getirilmesidir. Ayrıca belirlenen günlerde, ölen kişinin anılması da ölü kültünü oluşturan temel öğelerdi.
Mezopotamya’da Sümer, Assur, Babil metinleri öbür dünya ve yeraltı hakkında bilgiler içermektedir. Bu inanışlara göre ölülerin bedenlerinin mezarlarda kaldığı ve ruhlarının da yeraltı dünyasını geçtiği düşünülmektedir. Bu metinlerden anlaşıldığı üzere yeryüzü, yeraltı nehri ve yer altı olmak üzere belirli kademeler bulunmaktadır. Yerden yeraltına geçişlerin, mezarlar ve su yolları ile olduğuna inanılır. Mezopotamya toplumları ve Hititler ruhun ölümsüzlüğüne inanırlar benzer ölüm anlayışlarında ortak özellik gösterirler.
Eski Mısır’da da ruhun ölümsüzlüğüne inanılır. Ancak Mezopotamya toplumlarının aksine, diğer dünyanın bildikleri gibi bir düzene sahip olduğunu düşünürler. Bu yüzden de ölülerini mumyalayarak, bedeni bu dünyanın koşullarına uygun olarak hazırlarlar. Mısır’da ölen kişinin bir mahkemede yargılandığı düşünülür ve bu yargı sonucunda beraat etmeyen ölüler için açlık ve susuzluk, mezarından dışarı çıkamama gibi cezalar verilir.
Kült, yüce ve kutsal olana tapma, belli kural ve yöntemlerle yapılan gelenekselliği ile günümüze kadar gelen bir deyimdir. Ölü kültü, ölülerin ruhlarına olumlu etki sağlayan işlemlerin ve alışkanlıkların tümünü içermektedir. Ölü kültünün amacı atalara tapma, ölen ataların yaşayanlara yardımlarını sağlama, anılarını yaşatma, onlara yemek ve bunun yanında içki sunma, kurban kesme, yontularını, maskelerini yapma, adlarına ve anılarına taşlar dikme, dinsel törenler düzenlemedir. Ancak ölü kültünün devamlılığı ölenlerin yaşayanların hafızasında yaşatıldığı sürece devam eder.
Ölü kültü konusunda Eski Mısır ve Mezopotamya’da olduğu gibi Küçük Asia’da da çeşitli yazılı kaynaklar bulunmaktadır. Hitit devlet arşivi ölü kültü ile ilgili törenlerden bahseder. Bu tabletlerde, kral ve kraliçenin cenazesinin ikinci gününü anlatan metin şöyle devam eder:
“…İkinci günde, gün ağarırken kadınlar kemikleri toplamak için ateşin yakılmış olduğu yere giderler; ateşi on testi bira, on testi şarap, ve on testi walhi ile söndürürler. Gümüş bir kupa yarım mina ve yirmi şekel ağırlığında eritilmiş yağla doldurulur. Kemikleri gümüş maşalarla toplar ve gümüş kupadaki yağın içine koyarlar. Daha sonra onları yağdan çıkarır ve altında “değerli bir giysi”. Kemiklerin toplanması bittikten sonra, “değerli giysi” içinde keten bezle birlikte kemikleri toparlar ve bir sandalye üzerine koyarlar. Ancak kemikler bir kadına ait ise, bir tabure üstüne konur. Cenazenin yakılmış olduğu ateşin etrafına on iki somun ekmek ve onların üstüne don yağından yapılmış yağlı ekmek koyarlar. Ateş, zaten bira ve şarapla söndürülmüştür. Üzerinde kemikler bulunan sandalyenin önüne bir masa koyar ve sıcak somunlar, ... somunlar ve tatlı somunlar ikram ederler. Aşçılar ve sofra görevlileri ilk fırsatta tabakları sererler ve yemek biter bitmez geri toplarlar. Kemikleri toplamaya gelenlerin hepsine yemek sunarlar…”.
Hitit ölü gömme adetleri Küçük Asia kültüründen gelmektedir. Toplumların farklı kültür yapıları, bazı zamanlarda ortak paydada buluşmaktadır. Özellikle Illias’da Patroklos’un cenaze töreni Hitit cenaze törenleriyle ortak özellikler taşımaktadır. Bu törenler Illias’da şöyle anlatılır:
“…Aralarında Atreus’un oğlu olduğu halde bir araya toplanarak büyük bir kalabalık oluşturdular ve çıkardıkları gürültüyle onu (Achilleus) uyandırdılar; Achil kalkıp oturdu ve onlara şöyle dedi: “Sen, Atreus’un oğlu ve siz Akha’nın aziz konukları, önce alev renkli şarapla, yanan ateşi söndürün, ne kadar yayılmış olursa olsun ve sonra, Menoitius’un oğlu, Patroklos’un kemiklerini toplayalım, onun kemiklerini diğer kemiklerden ayıklayalım; onun kemiklerini seçmek kolay olacaktır zira, diğerlerininki, birbirine karışmış olan insan ve at kemikler, kenarda yanarken o, ateşin ortasında uzanmaktaydı. Daha sonra, ben, kendim, Hades’te saklanıncaya kadar, kemikler iki kat yağa sarılmış altın bir kap içinde dursun. Ancak çok büyük bir mezar yapılmasın, sadece onun için münasip bir tane olsun. Ben gittikten sonra, kürekli kemiklerle geride kalan Akhalılar, ona büyük bir mezar yapar.” Böyle konuştu Achil ve onlar Peleus’un tez canlı oğluna kulak verdiler. Önce alevler renkli şarapla odun yığının etrafını saran ateşi söndürdüler, öyle ki hayli derin bir kül tabakası oluşmuştu. Kibar arkadaşları, Patroklos’un kemiklerini ağlayarak, altın bir kupa içine topladılar ve iki kat yağlı bezle sardılar. Kupayı yumuşak keten bezle sardıktan sonra bir kulübe içine yerleştirdiler. Daha sonra mezarın yerini tespit ettiler ve mezarı odun yığının bulunduğu yerin yakınında bir yere yaptılar ve toprak yığarak mezarı yaptıklarında, geri dönmek üzere dağıldılar. Dağılmadan önce, Achilleus gemisinden ganimetler getirdi. Leğenler, kazanlar, üçayaklı sehpalar, atlar ve katırlar, güçlü kuvvetli öküzler ve güzel kemerli kadınlar ve gri renkli demirler getirdi…”.
Bağımsız bir lahittir. Mermerden yapılmış olup, kabartmalarının bu kadar detaylı ve ince işçilikle yapılması sahibinin varlıklı biri olduğunu gösterir.
Eskiçağda mezarlar genellikle yol kenarlarına yerleştirilir. Haç kabartmalı bu lahit yerel kireç taşından yapılmıştır.
Bağımsız lahitler yol kenarlarında olmasının yanı sıra ana kayanın yüzeyi düzleştirilerek yüksek bir podyum üzerine yerleştirilir. Genellikle Kilikia bölgesi mezarları üç tarafı işlenmiştir. Bu örnekte de görüldüğü gibi yola bakmayan uzun kenar süslemesiz ve düzdür.
Eskiçağda yeniden doğuşa inanıldığı için mezarları da ev gibi düşünürler. Bu görülen örnekler de ev tipi mezarlardır.
Varlıklı kişiler mezarlarını tapınaklara benzetirler. Bu görmüş olduğunuz tapınak planlı anıt mezardır.
Kaya mezarları ve bağımsız lahit örnekleri
Bağımsız lahitler varlıklı kişiler için yapılır. Bu mezarın kapağında bulunansa üzerine bir yazıtın eklenmesi için yapılan tabula ansata süslemesidir.
Mezarlar en çok tahrip edilen arkeolojik eserledir.
Erken dönemlerde sıklıkla belirli kap formlarının içlerine mezarlar yerleştirilir.
Erken dönemlerde anne karnında duruş şeklinde gömüler yapılmaktadır.
Roma döneminde lahitler kabartmalarıyla zenginlik sembollerindendir. Özenli taş işçiliği estetik arkeoloji fotoğrafçılığının önemli konularındandır.
Bu kabartmalarda mitolojik sahneler konu edilir.
Tapınak planlı anıt mezar
Myra’daki bu kaya mezarlarında ilginç olan nokta ahşap taklidi şeklinde yapılmış olmalarıdır. Ahşap evlerin önemli detaylarından olan odunun, evin yapı malzemesi olarak taştan taklidi bu kaya mezarlarında süsleme elemanı olarak kullanılmaktadır.
Yol kenarında bulunan tapınak planlı anıt mezarın köşelerinde plaster başlıkları bulunur. Bunlar genellikle Korinth tipi başlıklarla süslenir. Bu korinth başlıkların özü akantus (kenger) yapraklarıdır.
(M.A.) Arkeolog
Tuna AKÇAY
Kaynakça
Akyurt, Metin (1998) M.Ö. 2. binde Anadolu'da Ölü Gömme Adetleri, Ankara.
Blanck, Horst (1999) Eski Yunan ve Roma'da Yaşam, İstanbul.
Buluç, Sevim (1993) "Anadolu'da Kremasyon – Ölü Yakma – Geleneği", 1992 yılı Anadolu Medeniyetleri Müzesi Konferansları, Ankara
Çevik, Nevzat (2000) Urartu Kaya Mezarları ve Ölü Gömme Gelenekleri, Ankara.
Dinçol, Belkıs (2007) "Eski Doğu'da İnsanın Yaradılışı, Yaşam ve Ölüm", Türk Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü Haberler, Sayı: 24, 1–3, İstanbul.
Durukan, Murat (1998) "Olba Territoriumu'nun Hellenistik Dönem Ölü Kültü Üzerine Gözlemler", Olba I, 147–152, Mersin.
Gurney, O. Robert (2001) Hititler (Çev. Pınar Arpaçay), Ankara.
Mansel, A. Müfid (1999) Ege ve Yunan Tarihi, Ankara.
Ökse, A. Tuba (2005) Eski Çağdan Günümüze Ölü Gömme ve Anma Gelenekleri, Türk Arkeoloji ve Etnografya Dergisi, Sayı: 5, 1–8, Ankara.
Önder, Nilüfer (1995) Lydia'da Mezar Lanetlemeleri (Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İzmir.
Özgüç, Tahsin (1948) Ön Tarihte Anadolu'nun Ölü Gömme Adetleri, Ankara
Şahin, Nuran (2003) "Beyaz Lektyhos'lar Işığında ve Ölüm İkonografisi ve Ölü Kültü" Arkeoloji Dergisi IV, İzmir.
Uhri, Ahmet (2006) Batı Anadolu Erken Tunç Çağı Ölü Gömme Gelenekleri (Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Arkeoloji Anabilim Dalı Yayınlanmamış Doktora Tezi), İzmir.
FOTORİTİM ARŞİVİNDEN : Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.

Tuna Akçay : Bir Arkeolog ve Fotoğrafçı Gözüyle Arkeolojik Alanlarının Fotoğraflanması : Olba Antik Kenti
Tuna Akçay : Estetik Bakış Açısıyla Arkeoloji Fotoğrafçılığı
e-Panel
M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı
Türkiye Sanal Fotoğraf Müzesi
Anadolu Fotoğraf Dergisi