e-Panel
Balıkçı teknesi, ardına martıları ve denizin köpüklerini katarak ufka doğru yol aldı… Aylarca denizle yaşayıp, karaya adım atamadı balıkçılar… Ağları denize salıp balıkların izini sürdüler. Küçük bir kamarada ekmeklerini, dertlerini bölüştüler… Yağmurun altında, buz gibi havada var güçleriyle sırılsıklam ağlara asıldılar. Öyle ya, o ağlar ekmek tekneleriydi. Günü geldiğinde de karaya dönüp kazançlarını paylaştılar…
Ve Ufuk Sarışen, fotoğraf makinesiyle onları izledi, aylar boyunca. Ağ balıkçılarının hayatlarına ortak oldu, vizörün gerisinden. Her bir denklanşörün sesiyle, balıkçıların ‘an’ları belgelendi. Gerçek ve de yalın…
Sarışen, “Ağ Balıkçılığı” adlı foto röportajını, Ekim 2006 – Şubat 2007 tarihleri arasında gerçekleştirdi. Ağ balıkçılarının onun dikkatini nasıl çektiğine gelince: “Sarıyer’e doğru giderken Büyükdere önlerinde demirlemiş birçok balıkçı teknesi görürsünüz. Ben bu bölgede oturduğum için yıllardır bu tekneleri izlerim. Hangi tekne ne tarafa gidiyor, kim Boğaz’dan hiç çıkmıyor, hangisi bir gitti mi sezon sonunda ancak geri dönüyor… Daha sonra içime, bastıramadığım bir şekilde teknelerde olmak fikri yerleşti. Akşam balıktan dönen teknecilerle sohbet ettim, işin nasıl yapıldığını öğrendim, dönenlerin fotoğraflarını çektim. Ardından Rumeli Feneri, Rumeli Kavağı ve Büyükdere merkezli teknelerle birlikte Karadeniz, Boğaz ve Marmara’da tekne içinde çekimler yapmaya başladım.”
Genellikle Karadeniz’den mevsimlik işçi olarak gelenler ağ balıkçılığı yapıyor İstanbul’da. Fakat güneydoğudan hatta Romanya, Ukrayna gibi ülkelerden bile gelenler var balıkçılık yapmak için. Ve hepsi, tüm balık sezonu boyunca teknelerinde yaşıyor, ki ancak böylelikle para biriktirebiliyorlar. Ufuk Sarışen, zor koşullar altında çalışanların hayatlarını belgelemeyi başarıyor. “Ben fotoğraf çekerken bile çok yoruluyordum” diyor Sarışen ve ekliyor: “Bir ağın atılması ve çekilmesi yaklaşık 2-3 saat sürüyor. Sürekli telaş hakim. Ama bir süre sonra bunun da organize bir telaş olduğunu görüyorsunuz. Karınca gibi, herkes görevinin bilincinde.”
Her açıdan yaklaşıyor fotoğraflarıyla ağ balıkçılarına Sarışen. Hem onların tekne içindeki yaşamlarına, gecelerine, gündüzlerine odaklanıyor hem de zor koşullarına. Kah bir sofra başında toplanmış görüyoruz balıkçıları, kah ağlara asılmış, kah bir koşuşturmanın içinde… Uzak olduğumuz, farklı bir yaşamın koşullarını sergilerken Sarışen, titiz bir çalışmaya da imza attığını ortaya koyuyor. Her bir kare ayrıntılarıyla düşünülmüş, her bir kare özenle seçilmiş.
Bir uzun yolculuğa çıkıyorsunuz siz de siyah beyaz fotoğraflar eşliğinde. Ağların ardından size bakıyor balıkçılar…
Yasemin BAY
Ağlardaki delikler av sezonu öncesi sıkı bir kontrolden geçmek zorundadır. Aksi takdirde deniz ortasında avlanmak yerine tamirata zaman ayırmak gerekebilir. Ufuk Sarışen, 1974 doğumlu. İlk kişisel sergisini Haziran 2008’de İstanbul Fototrek’de açtı (Ağların Ardındaki Balıkçılar), bazı karma sergilere katıldı. Semazenler, Ağ Balıkçılığı, Karagoz ve Hayaliler, Salsa-İstanbul, Dansöz çıktı (devam ediyor) başlıca belgesel çalışmaları. Halen, çesitli dergi ve gazeteler için gezi fotoğrafları ve fotoröportajlar üretiyor. Uygulamalı fotograf proje atölyeleri düzenliyor. Kendi fotoğraf stüdyosunda fine-art denemeler yapıyor. Fotoğraf Albümü 18x16 45 Sayfa

Sabahın karanlığı Rumeli Kavağı'nda demirli tekneler için işe başlama zamanıdır.


Denizde sudan sonra en önemli içecek çay.
Ağ atıldığı anda herkes ilk olarak kıyafetlerin asıldığı güvertedeki yere koşar, tulum, yağmurluk ve botlarını giymek için. Soğuk hava ve su bir araya geldiğinde ciddi bir tehdit oluşur. Hastalanmamak için bu ekipmanların kuru ve sağlam olması hayati önem taşır.
İki ağ arası boş vakitlerde tavla, kağıt oyunları ve video seyretmek (TV çekmez genelde) olmazsa olmaz.
Teknenin ahçısı sabahın ilk ışıklarında güvertede uyuyan martıyı yakalamış “öğlen pişirelim” diyor. Tabii ki daha sonra güvercin misali göğe savuruyor martıyı.
Sezonluk çalışan işçiler 5-6 ay boyunca kazandıklarını evlerine götürüyorlar. Bu süre boyunca ailelerini görme şansları çok az. Aile bağları cep telefonları yardımı ile korunuyor.
Şile – İstanbul
Teknede dinlenme zamanı. Arkadaşları, kendisi ile aynı ismi taşıyan ölüm ilanını gazeteden kesip balıkçıya “sen rahmetli olmuşsun” diyorlar.
Büyükdere – İstanbul
Atılan ağ tekneye doğru makinalar yardımı ile çekilmeye başlanır. Bu sırada ağın ağırlığı ve akıntı tekneyi savurmasın diye tekne bir bot ve halat yardımı ile sabitlenir.
Sabitleme botu kaptanı da balıkçılardan biridir ve ilk etapta ağı hızla yaymak önemlidir.

Teknedeki vinçler yardımı ile ağlar çekilmeye başlanır. İşi tümüyle makinalara bırakmak olmaz, ağlar takıldığında müdahale etmek için ağ sürekli izlenmelidir.
Bir sonraki ağ atımı için, ağların çekilirken düzgün istiflenmesi gerekir.
Ağlar yavaş yavaş çekilirken takılır kalır ara sıra, bu yüzden makinistin kulağı ağ başındaki balıkçının sesindedir.
Kısmetten önce, ağlardan dökülen sağanak bir deniz suyu yağar güverteye.
Yüzlerce kilonun çekilmesi makinanın gücüne, usulünce çekilmesi ise balıkçıların bileklerine emanettir.
İstanbul'daki ağ balıkçıları genellikle Karadeniz'den gelen mevsimlik işçilerden oluşur. Bunun yanısıra Doğu ve Güneydoğu'dan, Balkanlar'dan, Karadeniz ülkelerinden gelen yabancı uyruklu işçiler de çalışmakta.
Balıkçılar var güçlerini verirler ağların tekneyle sorunsuz buluşması için. Bu esnada hep bir ağızdan tempo tutulur.
Tekne sahipleri genelde aynı işçiler ile çalışmayı tercih ettiklerinden ekiplerde çok büyük değişiklikler yaşanmaz.
Balığın suyla vedalaşması balıkçıların kısmete merhabasıdır.
Balığın ağlardan güverte havuzlarına alınması ağ çekmenin en coşkulu anıdır belki de. Hem işin sonuna yaklaşılmış hem de ekmek parası kesinleşmiştir.
Poyrazköy – İstanbul
Ağın son cebi tekneye çekilmeden sabitleme botu ile tekne arasında yapay bir "ağ havuzu" oluşturulur. Bu havuzda kalan torik gibi büyük balıklar elle yakalanarak bota alınır. Aksi takdirde büyük balıkların ağdan kaçmaları kaçınılmazdır.
Rumeli Feneri – İstanbul
Balıklar boy ve türlerine göre ayrılarak kasalanır.
Büyükdere – İstanbul
Tekne içindeki soğuk hava depoları balığın ilk limana kadar taze olarak saklanması için kullanılır.
Büyükdere'de balıktan dönen tekneleri bekleyen kadınlar, balıkların kamyonlara yüklenmesinde tekne ekibine yardımcı olurlar ve karşılığında getirdikleri poşetlerin balıkla doldurulmasını umarlar.
Sarıyer – İstanbul
Teknenin peşindeki martılar avın bereketli geçtiğinin habercisidir.
Rumeli Feneri / Liman – İstanbul
Kitap Hakkında
Ağların Ardındaki Balıkçılar
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.