Bookmark and Share
Ana Sayfa - Main Page > AĞUSTOS 2009 SAYISI - AUGUST 2009 ISSUE > Umut Hepvar : G.M.B. Akash ile Röportaj
Umut Hepvar : G.M.B. Akash ile Röportaj

“GMB Akash 1977 Bangladeş doğumlu genç bir fotoğrafçı. Fotoğrafla ilgilenmeye 1996 yılında başladı. 3 yıl boyunca World Press Photo’nun seminerlerine katıldı ve fotojurnalizm alanında bir lisans derecesi almış. Dünya çapında 35 uluslararası ödülün sahibi ve çalışmaları aralarında Time, Sunday Times, Newsweek, Geo, Stern, Der Spiegel, The Guardian, Marie Claire, Colors, The Economist, The New Internationalist, Kontinente, Amnesty Journal, Courier International, PDN, Die Zeit, Days Japan, ve Sunday Telegraph of London gibi bir çok uluslararası yayının bulunduğu 50 kadar dergide yayınlandı. 2002 yılında The World Press Photo Joop Swart Masterclass için seçilen ilk Bangladeş’li oldu. 2004 yılında Paris’te düzenlenen the Scope Photo Festival’de Genç Muhabir Ödülü’nü aldı. 2006 yılında World Press Photo ödülünü adlı ve ilk kitabı olan “First Light” ı çıkardı.

Akash, bu sene uluslararası GALA fotoğraf yarışmasının özel misafiri olarak jüride yer alacak ve yarışmanın galibi fotoğrafçıyı memleketi Bangladeş'te veya Nepal ya da Hindistan'da ağırlayarak bir proje gerçekleştirmesine yardım edecek.
http://www.thegalaawards.com/jury.html


G.M.B. Akash
 


Akash’a yoğun çalışma programı arasında fotoğraf geçmişini ve fotoğrafa bakışını sorduk, o da olabildiğince öz bir şekilde yanıtlamaya çalıştı.

 

Tam olarak hatırlamıyorum ama Dhaka’da, toplumun kıyısında yaşayan insanlar kariyerimdeki en büyük ilham kaynağı olmuşlardır. Mesleğim ile uzaktan yakından alakası olmayan bir evde büyüdüm. Çocukluğum süresince fotoğrafçılara, onların çalışmalarına hatta bir fotoğraf makinesine bile erişme şansım yoktu. Fotoğraf benim için ne teoride ne pratikte mevcut değildi. Daha sonraları, bir on yıl kadar önce, babamın eski fotoğraf makinesini buldum ve hayatım farklı bir yöne girdi. Fotoğraf karesinde yakalanmış görüntüye olan hayranlığım ve her şeyin üstesinden geliyordu- deneyimsizliğimin bile. Ne yaptığımın ya da niye yaptığımın bilincinde olmadan, dikkatimi çeken ne varsa çekmek için heryere gittim.   Emin olduğum tek şey, fotoğrafını çektiğim konulardı; toplumun kıyısında yaşayan insanlar üzerine yoğunlaştım çünkü yüzleri, yaşamları ve yaşam koşulları ben de özel bir hayranlık uyandırıyordu. Birlikte geçirilen aylar sonrasında, onların deneyimlerinden bir şeyler öğrendim ve giderek yaşamlarının bir parçası oldum. Herşeyi fotoğraf filmine kaydetme arzum, beni başka türlü asla karşılaşamayacağım insanlarla tanışma ve mekanlara gitmeye itti. Her ziyaretim, insanlığın durumuna dair daha derin bir anlayış kazanmama yardımcı oldu.

 

Fotoğrafın insanın hayatında birçok değişiklik yaratacağına inanıyorum. Olumlu değişiklikler yaratabilir. Bugün, bir fotoğrafçı olduğum için kendimi şanslı kabul ediyorum. Sessiz yığınların deneyimlerini dile getirebilmek ve onların kimliklerini göz önüne çıkarabilmek hayatıma anlam ve amaç katıyor.

 

1998 yılında, Dhaka’da bir galeride AIDS kurbanlarına dair “Positive Lives” isimli bir fotoğraf sergisi gördüm. Ve ilk kez imgelerin toplumsal algıları nasıl etkileyebileceğini fark ettim. Sergideki fotoğraflari görünce ilk tepkim AIDS hastalarına dair sahip olduğum algıların tamamen değişmesi olmuştu. Toplumsal yanlış algılar yüzünden AIDS hastalarının topluma nasıl yabancılaştırıldığını ve aşağı görüldüğünü fark etmek beni çok etkiledi. Bir fotoğrafçı olarak bu yanlış algılamaları gidermek için yardımım dokunabileceğini fark ettim. İmgelerin üzerimizdeki gücünü keşfettim.

 

Sonraki günün sabahı genelevi ziyaret ettim ve Dhaka’nın en büyük genelevindeki hayat kadınlarının yaşamlarını gözlemlediğim bu ziyaretler bir yıllık içinde bir rituele dönüştü. Sonunda, bu insanların kazanılmış zaferlerle ve keyifle ve elbette kaçınılmaz üzüntüler ve hayal kırıklıkları ile dolu yaşamlarını sergileyen bir çalışma ortaya çıktı.

 

Projenin başlarında fotoğraf makinemi kullanmayı sevmiyorum. Her bir projem genellikle bir ya da iki yıl sürer ve yalnızca yaşamlarını fotoğraflayacağım insanların güvenini kazandıktan sonra fotoğraf makinemi kullanmaya başlarım. 

 

Bir topluluğu ya da yaşam tarzını betimlemek için öncelikle sizin onları iyi anlamanız gerektiğine inanırım. Aksi takdirde, fotoğraflar yapmacık olur ve ne siz ne de fotoğraflarınıza bakanlara bir şey ifade eder ya da duygularınızı harekete geçirir. Aslına bakarsanız, Dhaka’daki ufak travesti toplumuna yaptığım düzenli ziyaretlerde, fotoğraf çekmeye başlamak için bir yıllık bir sürenin geçmesini bekledim. Fotoğrafını çekeceğim insanlarla kaynaşmayı seviyorum, onları sadece fotoğrafı çekilecek kişiler olarak değil, birer insan olarak gördüğümü gösterebilmek için o insanları sık sık ziyaret eder ve kendi evime davet ederim.

 

Yaptığım iş ile ilgili olarak en muhteşem şey gözlerimi hayatın tüm o ufak keyifli anlarına açması oldu. Dünyanın hor gördüğü insanlarla tanışmanın, onlarla bir fincan çayı paylaşmanın ve hiç sevgi görmemiş olsalar da hala şefkat dolu olduklarını görmenin keyfi.

 

Son derece hassas ve duygusal bir fotoğrafçıyım. Çoğu zaman, toplumun kıyısına itilmiş olan insanlarla, çok zor koşullarda yaşayan insanlarla çalışıyorum. Bazen fotoğrafını çektiğim insanlar beni çok etkiliyor. Hayal kırıklığı yaşıyorum. Onlardan birisi oluyorum ve çoğu zaman tarafsız kalamıyorum. Sonra kendimi kontrol etmeye ve olayları tarafsız bir konumdan göstermeye çalışıyorum.

 

Üç yıldan bu yana travesti ve eşcinsel toplumu ile çalışıyorum. Onlarla birlikte oldukça çok vakit geçirdim. Bazen onlar için ağladım. Onları düşündüğümde birçok gece uyuyamadığım oldu. Bu toplumlar, Bangladeş de her zaman bir sorundur. Toplum onları kabul etmez, nefret eder ve yok sayar. Ben onları, travesti ya da eşcinsel olarak değil birer insan olarak gördüm.

 

Size bir hikaye anlatayım. İki yıl önce, kasırgadan çok kötü etkilenmiş bir köyde fotoğraf çekmeye gitmiştim. Üç gün boyunca, ne yemek, ne barınak ne de kimseden bir yardım geldi. İnsanları sokaklarda yemek için dilenirken gördüğümde çok etkilendim. O kadar kötü hissettim ki bu insanlardan bir çıkar sağladığımı düşündüm. Fotoğraflarını çekiyordum ve çektiğim fotoğraflar karşılığında ün ve para kazanacaktım. Ama onlar hiç bir şey elde etmeyeceklerdi. Fotoğraf çekmek yerine, onlar için evler inşa etmeli ve yiyecek getirmeliydim. İki gün boyunca hiç fotoğraf çekemedim. Hastalandım ve bunalıma girdim. Üçüncü günde, çektikleri acıların fotoğraflarını çekmek ve gazetede yayınlatmak zorunda olduğumu hissettim. Böylelikle, herkes durumdan haberdar olacak ve bu insanlar için daha çok yardım gelecekti. Orada olanları göstermenin görevim olduğunu hissettim. 

 

İnsanlar bazen ülkemle ilgili kötü şeyleri gösterdiğimi düşünüyorlar. Bu doğru değil. Beni ya da çalışmalarımı anlamıyorlar. Bir oğlunuz varsa ve yanlış yöne doğru gidiyorsa, onu sevdiğiniz için ona doğru yolu gösterirken biraz sert olmak zorundasınız. Bu sebeple, düzeltilmesi gereken şeyleri göstermek istiyorum.

 

Çalışmalarımı gördükten sonra, birçok insan ve organizasyon Bangladeş’teki çocuk işçilerin durumuna ya da diğer sorunlara yardımcı olmak ve bu sorunlar iyileştirmek için ilgi gösterdiler.

 

“Nepal’deki Yaşlılar Evi” başlıklı çalışmam bir Alman dergisinde basıldı. Çalışmanın dergide yer almasından sonra, birçok birey ve organizasyon bu insanlara yardım etmek için geldiler. Yaşlılar evi için çok para topladık. Evin durumu çok kötüydü ve içinde yaşayanlar günde üç öğün yemeği bile bulamıyorlardı.

 

Bugün, serbest çalışan bir muhabir olarak ayakta kalmak çok zor. Özellikle Bangladeş’te. AFP; Reuters, AP, EPA gibi büyük haber servisleri tüm pazarı ele geçirdiler. Olay yerinde ilk olarak hep onlar var ve çok güçlüler. Her yerde çalışanları var. Serbest çalışan bir muhabir olarak çalışmalarınızı bastırmanız çok zor. Bu büyük şirketler her yeri ele geçirmişler.

 

Aslına bakarsanız, her zaman diğer fotoğrafçıların işlerinden bir şeyler öğreniyorum. Neredeyse her gün diğer fotoğrafçıların işlerini görüyor ve onlardan bir ders çıkarıyorum. James Natchwey, Salgado, W.Eugene Smith, Donna Ferrato, Marcus Bleasdale gibi fotoğrafçıların fotoğrafları ve yaşamları hayatımda büyük bir ilham kaynağı.


Türkiye’den çok kişiyi tanımıyorum. Sadece Panos Pictures’da benimle birlikte çalışan bir fotoğrafçıyı biliyorum. İsmi Aytunç Akad.

 

Yakın zamanda çocuk işçileri projemle 7. Uluslararası Vevey Fotoğraf ödülünü kazandım. 15 bin dolar para ödülünün yanında, bireysel bir sergi düzenleyecekler ve çocuk işçiler projesine ait fotoğrafların olduğu bir kitap yayınlayacaklar.

 

http://www.images.ch/2010/en/concours.php

 

Çocuk işçiler projem üzerinde çalışmaya devam edeceğim. Bir yandan da, iklim değişikliği projem üzerinde çalışıyorum.



Çalışmak İçin Doğanlar

 

Çocuk emeği Bangladeş'te yeni bir konu değil zira çocuklar bu ülkede açlık, cehalet, yerinden edilme, sömürü, insan ticareti, fiziksel ve zihinsel istismar tehdidi altında yaşayan en hassas topluluklardan birisi. Çocuk emeği her zaman tartışıla gelen bir konu olsa da, sıkıntıların hafifletilmesi anlamında en ufak bir ilerleme bile sağlanmamıştır.

 

5-15 yaş grubundaki çocukların %17.5'i ekonomik faaliyetler içinde yer almaktadır.  Bu çocukların büyük çoğunluğu üretim atölyelerinde tehlikeli işler yapmaktadır. Fabrika sahipleri, bu çocukları çalıştırmayı tercih ediyorlar çünkü daha az ücret ödüyor ve sendikaları fabrikalarından uzak tutuyorlar. Bir çocuk işçi aylık 400-700 taka arası para kazanırken (1 USD=70 taka), bir yetişkin işçinin aylık geliri 5000 taka ya kadar çıkabiliyor.


Born to Work

 

Child labour is not a new issue in Bangladesh. as children remain here one of the most vulnerable groups living under threats of hunger, illiteracy, displacement, exploitation, trafficking, physical and mental abuse. Although the issue of child labor has always been discussed, there is hardly any remarkable progress even in terms of mitigation.

 

17.5 percent of total children of the 5-15 age group are engaged in economic activities. many of this children are engage in various hazardous occupations in manufacturing factories. factory owners prefer to employ children as they could pay them less and also able to keep their factories free from trade unionism. a child labour gets taka 400 to 700 (1 USD = 70 taka) per month, while an adult worker earns up to taka 5000 per month.


















"Akash is young photographer, born in 1977 in Bangladesh. His interest for photography began in 1996. He attended the World Press Photo seminar in Dhaka for 3 years and graduated with a BA in Photojournalism. He has received more than 35  international awards from all around the world and his work has been featured in over 50 major international publications including: Time, Sunday Times, Newsweek, Geo, Stern, Der Spiegel, The Guardian, Marie Claire,Colors, The Economist, The New Internationalist, Kontinente, Amnesty Journal, Courier International, PDN, Die Zeit, Days Japan, and Sunday Telegraph of London.

In 2002 he became the first Bangladeshi to be selected for the World Press Photo Joop Swart Masterclass in the Netherlands. In 2004 he received the Young Reporters Award from the Scope Photo Festival in Paris, again being the first Bangladeshi to receive the honour. In 2005 he was awarded Best of Show at the Center for Fine Art Photography’s international competition in Colorado, USA. In 2006 he was awarded World Press Photo award and released his first book “First Light”.

 

In 2007 again he became the first Bangladeshi to be selected for the 30 Emerging Photographers (PDN 30) by Photo District News Magazine, USA .


Akash has been invited as a juror for the WPGA's The Four Seasons Contest and also host and help the winner in a photographic project in Bangladesh (or or in Nepal or India)."
http://www.thegalaawards.com/jury.html


 

We asked a couple of questions to Akash to learn more about his history and philosophy of photography. He kindly answered our questions as best as he could in his busy schedule.

 

I can’t remember actually but People who live on the edge of the society in Dhaka have a great inspiration in my career. I grew up in a home far removed from my profession. Throughout my Childhood I did not have access to photographers, their work, or even a Camera. Photography did not exist for me in theory or in practice. Then a decade ago I found my father’s old camera and my life took a different turn. My fascination for the captured image was uncontainable and overcame everything — even my inexperience. Not knowing what I was doing or why, I went everywhere shooting anything and everything that caught my attention. The only thing I was certain of were the subjects I photographed. I concentrated on people living on the edge of society because their faces, lives, and living conditions held a particular fascination for me. Gradually I became absorbed in their daily lives for months on end, learning from their experiences. My desire to capture it all on film pushed me to go to places and to meet people I never would have encountered otherwise. Each visit gave me a deeper understanding of humanity. Today, I count myself blessed, having become a photographer. To be able to articulate the experiences of the voiceless, to bring their identity to the forefront, gives meaning and purpose to my own life.

 

I believe photography can bring lot of changes in our life. It can bring positive changes. Today, I count myself blessed, having become a photographer. To be able to articulate the experiences of the voiceless, to bring their identity to the forefront, gives meaning and purpose to my own life.

 

In 1998, I saw a photo exhibition on aids victims, titled ‘positive lives’ at gallery in Dhaka. And realized for the first how images can influence social perceptions. My first reaction, on seeing the photographs exhibition was a complete subversion of my original perception of AIDS patients. It stuck me how Aids victims are alienated and scorned by us because of social misconceptions, and I realized how I as a photographer could help dispel these misconceptions. I discovered the power that images have over us.

 

The next day, I visited the brothel in the morning, a visit that would become a ritual over the next year, following the lives of the prostitutes of Dhaka’s biggest brothel and eventually resulting in a volume of work that follows their lives through the triumphs, the pleasure and the inevitable sadness and disillusionment.

 

I do not like using my camera from the very begging. Each of my project usually last over a year or even two and I begin to use my camera only when I have earned the trust of the people whose lives depict.

 

I believe to portray a community or a way of life, you first need to understand it well yourself, otherwise the images become superficial, and neither you, nor those who look at your photographs, will be touched or moved. In fact I let the year pass in regular visit to the small community of Transvestite in Dhaka, before I eventually started taking photos. I like to mingle with my subjects, I visit them often, and I invite them to my house –to get it across that I see them as people rather them mere subjects of photography.

 

What I find most amazing about the work I do is that it opens my eyes to all these little pleasure of life. The pleasure of meeting people who are despised by the world, of sharing a cup of tea with them, and discovering that they are still capable of affection, though they themselves go unloved.

 

I am a very sensitive /emotional photographer. Most of the time I work with people who live on the edge of the society. People who living in very hard situation. Sometimes my subject influences me a lot. I get frustrated. I became one of them. I was biased many times.

Then I try to control myself and try to show the things from a neutral position.

 

I work with Transvestite and gay community for three years. I expend lot of time with them. Sometimes I cried for them. I could not sleep many nights when I think about them, they are always in problem in Bangladesh. Society do not accept them, they are hated and neglected by society.

 

I saw them as a human being like us not as a transvestite or Gay.

 

Let me tell you a story. Two years ago, I went to take photos in a village which was badly affected by cyclone. There was no food, shelter, no aid from anybody for three days. I was so shocked, when I saw people are begging on the street for food. I fell so depressed. I felt I am taking benefit. I am taking pictures. I will get fame and money for these images. But they will get nothing... I should build their houses or bring food for them instead of taking photos.

 

I could not take photos first two days. I got sick. I was so depressed. Then in third day, I felt that I have to take their suffering to print in the newspaper. Then everybody will know the situation and there will be more aid for this people.

 

I felt this is my duty to show what is happening here.

 

People sometimes think I am showing bad thing from my country. This is not true. They do not understand me or my work. When you have a son and if he going to the wrong way. You have to be tough to him to show him the right way because you love him. I also love my country a lot. So I want to show the things that should be corrected. After seeing my work, so many individual people and organization shows their interest to help/ improve the situation of child labour in Bangladesh and other issues.

 

My work on “home for Elderly people in Nepal” has been in printed in German magazine. After it gets printed so many individuals and organization came to help them. We raised lot of money for this old home. The situation of old home was very bad and this old people even could not get food three times a day.

 

 

It is very hard to survive as a freelancer now a day. Especially from Bangladesh. Ware services like AFP. Reuters, AP, EPA. They capture all the markets. They are very first and very powerful. They have huge investment and network. They have their staff every where. It is really hard to publish your work as a freelancer. This big companies taking all the markets .

 

Actually I have learnt most of the time from other photographer’s work.  I see Other’s photographer’s work almost everyday and I learn from them. Their photography and life has a great inspiration in my life. My major figures are: James Natchwey, Salgado, W.Eugene Smith, Donna ferrato, Marcus Bleasdale,

 

I don’t know many Turkish photographer. I know one who works with me at Panos Pictures. His name is

Aytunc Akad

 

I just received 7th Vevey international photography grant for my child labour project. They will give me around 15 Thousand us Dollar, A solo exhibition and they will publish a book with my child labour work.

http://www.images.ch/2010/en/concours.php  

 

So I will continue my child labour project and also I am working on climate change.



Kiralık Hayatlar

 

Kandaportte Potitalow'un 6 dönümlük arazisi 1500 hayat kadınına ve ailelerine ev sahipliği yapar. Bu alan hayatta bildikleri tek yerdir ve kendine ait mağazaları, çayhaneleri, kuaförleri ve doktorları olan bir mikro altyapısı vardır. Kadınlar, dünyanın geri kalanına dair her şeyi dış dünyadan gelen erkekler yolu ile öğrenir, çekçek şoförlerini, kamyoncuları, işadamlarını, polisleri ve din adamlarını tanırlar.

 

Burada çalışan kızların büyük bir kısmı ya burada doğmuşlardır, ya buraya kaçmışlardır, ya da 8-10 yaşlarında iken akrabaları tarafından buraya satılmışlardır.

 

İçeride, erkekler misafirdir ama misafirperverlik için ödeme yaparlar. Tamamen soyunmadan ya da çok fazla samimi temas olmadan yapılan seks 100 takaya patlar (1 USD=70 taka). Özel hizmetler için fiyat 300 takaya kadar çıkabilir, tüm gece birlikte olmanın maliyeti 500 takadır.

 

Düşük sosyal statü ve eğitim ve istihdam olanaklarının yokluğu bir çok Bangladeşli kadını hayat kadını olmaya ya da başka şekillerde cinsel istismara maruz kalmaya zorluyor. Bangladeş'te yaklaşık olarak 150.000 kadın fuhuş sektöründe yer alıyor.

Life for Rent

 

The two-to-three –thousand –square-meter area of Kandaportte Potitalow is home to 1500 prostitutes and their families. This place is all they know and it has its own micro infrastructure of grocery stores, teahouses,hairdressers, and doctors. The women themselves only know this other world through the men who come here; they know rickshaw pullers, truckers, usinessmen, policemen and priests.

 

Most of the girls who work here were either born here, fled here, or were sold by their relatives when they were between eight and ten years old.

 

Inside, the man is the guest, but he pays for the hospitality. Sex without undressing and without further intimacy costs hundred takes (1USD = 70 Takas). For special services the price can go up to as high as three hundred takes, and the whole night will cost you five hundred.

 

Low social status and a lack of opportunities for both education and employment, have forced many Bangladeshi women into prostitution or exposed them to other forms of sexual exploitation. An estimated 150,000 women are involved in prostitution in Bangladesh.
















 

Röportaj ve Çeviri (Interview and translation by) : Umut HEPVAR


www.gmb-akash.com



FOTORİTİM ARŞİVİNDEN : 

Umut Hepvar : Ahmad Kavousian ile Söyleşi
Umut Hepvar : Şeb-i Yelda : Birgit Jürgennsen
Umut Hepvar : Şeb-i Yelda : Fotoğrafın Doğusu Batısı Olur Mu
Umut Hepvar : Şeb-i Yelda : Hafıza-i Beşer (N)İsyan ile Malüldür 
Umut Hepvar : Şeb-i Yelda : Fotoğraf ve Ötekileştirme 

Umut Hepvar : Susan Sontag ile Röportaj


Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.

Use By Author Permission Only.

Yorumlar - Comments
Toplam 5 yorum, 1-5 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Güzel. Çalışmalarınızda başarılar dilerim. Sevgiler.
H.Bahadır LAÇİN eklemiş - adds | 02 Ağustos 2009 Saat - Time 09:31
İki projenizde öyküsünü iyi anlatan etkili çalışmalar... Kutlarım...
İlhan Maraşlı eklemiş - adds | 05 Ağustos 2009 Saat - Time 12:35
Etkileyici kareler..........Tebrik ediyorum.......
Sibel Deniz eklemiş - adds | 22 Ağustos 2009 Saat - Time 01:01
Çok etkileyici...yüreğinize sağlık...
Özgü Mutluer eklemiş - adds | 25 Ağustos 2009 Saat - Time 22:03
Sosyal belgesel anlamında son derece başarılı çalışmalar.Fotoğrafçı kadar onunla tanışmamızı sağlayanların da emeklerine sağlık...
figen aydoğdu eklemiş - adds | 02 Eylül 2009 Saat - Time 08:48
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

Fotoritim Mail-Grubu

Fotoritim Mail-List

 

 

Arşivimizden  - From Our Archives

 

Jim Zuckerman

 


 

M.Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

 

 

FR'yi takip et

Follow us at

 

 

 

 

 

 

  

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.