Fotoğrafçılık kariyerinizi kısaca anlatır mısınız ?
80'li yıllarda resimle başladım, daha sonra fotoğrafa dönüştü ilgi alanım. Fotoğrafın hem teorik ve hem de pratik boyutları, bu disipline tutkumu daha da yoğunlaştırdı. ”Anı” kısa sürede dondurmak fikri bana inanılmaz bir coşku ve heyecan veriyordu. Türkiye’de fotoğrafı sadece çekerken, İngiltere’de ise işin “teorik ve pratik” yanını keşfetmeye başladım.
İngiltere’deki eğitim sistemine göre hiyerarşik anlamda, Media Foundation, A Level Fotoğraf, Yüksek Ulusal Diploma (HND), Westminster Üniversitesi fotoğraf ve multi medya bölümünü bitirdim ve daha sonra 2002 yılında aynı üniversitenin master programını en iyi ikinci derece ile bitirdim, şu anda London School of Communication’da PHD aşamasındayım. Türkiye içinde ve dışında bir çok solo ve karma sergiler açtım, projem İngiltere’de milenyum komisyonu ve İngiltere Kültür Bakanlığı tarafından ödüllendirildi, bienallere katıldım, jüri üyeliği ve kuratörlük yaptım, çeşitli fotoğraf ajanslarına fotoğraf üretmekteyim, fotoğraf yazılarım bazı fotoğraf dergilerinde yayınlandı, çalışmalarım Türkiye ve yurt dışında çeşitli dergilerde ve basında okuyucuya ulaştı, halen Londra’da bulunan Renkart Sanat Merkezi’nde fotoğraf komisyonunda çalışmalarımı ve projelerimi sürdürmekteyim.

Kendinizi fotoğrafın hangi türüne yakın hissedersiniz?
Her tür fotoğraf benim için bir tutku olmakla beraber, belgesel fotoğraf ve yaratıcılığımın sınırlarını zorlama fırsatı bulduğum “creative” yani “yaratıcı fotoğraf” daha ön plandadır benim için.
Dijitalin fotoğrafa artıları ve eksileri nelerdir sizce?
“Dijital fotoğraf”, fotoğrafın icadından bu yana en büyük “değişim ve hatta devrimdir” diyebilirim. Artık zaman kavramı konusunda daha hesaplı ve doğru davranmak zorunluluğu vardır. Dijital fotoğraf sayesinde, ”iş” birkaç dakika içinde` fotoğraf`olarak editörün masasındadır artık. Kıyaslandığında artılarının, eksilerinden fazla olduğuna inanıyorum. Rekabetin yoğunluğu daha iyi fotoğraf anlayışını ortaya çıkarabilir. Eksi yanı ise fotoğrafın manipülasyon yoluyla anlamının sömürülebilme olasılığıdır.

Fotoğrafın yönü sizce ne tarafa dönüyor? Siz bu yönün neresinde olmayı planlıyorsunuz gelecekte?
Fotoğrafın yolculuk süreci “kavramsal” anlamda sona ermiştir. Bana göre, olabilecek muhtemel değişiklikler çok belirleyici olmayacaktır bundan sonra. Değişmemesi gereken ise “Etik” boyutudur. Sanırım bu anlamda çalışmalarıma aynen devam ederken, işin sosyal ve etik boyutu hep öncelikli olacaktır benim için.
İnsanlar fotoğrafçılıklarını geliştirmek için ne tür bir çalışma uygulamalılar?
Fotoğraf artık yeni teknolojilerle bambaşka bir boyut aldı, fotoğraf çekmek kolaylaştı yanımızda taşıdığımız küçük boyutlu makinalarla ve hatta cep telefonlarımızla her an fotoğraf çekebiliriz. Fakat fotoğrafımızı geliştirmek için en iyi yol, fotoğraf çekmeye “özel bir zaman” ayırmaktır diye düşünüyorum.
Yeni projeleriniz var mı?
Halen üzerinde çalıştığım, birkaç projem var. Bunlardan bir tanesi, Britanya Adaları’nda yaşayan etnik toplulukları belgelemek ve kitap haline dönüştürmektir. Kuzey İrlanda üzerine projeme de devam ediyorum, Ayrıca gene bu ülkede yaşayan, Türkçe konuşan sanatçıları belgeleyen projem de aynı paralelde devam ediyor.

Kendinize örnek aldığınız fotoğrafçılar kimlerdi ?
Kendime örnek aldığım fotoğrafçı yok, ancak çalışmalarına saygı duyduğum birkaç fotoğrafçı var tabiiki, örneğin Henry Cartier Bresson, Robert Capa, Sebastio Salgado ve Don mcCullen gibi.

Kullandığınız ekipmanlar ve içlerinden en çok tercih ettiklerinizi öğrenebilir miyiz ?
Nikon ekipmanlar kullanmayı tercih ediyorum.

Siyah-beyaz fotoğraf size ne anlam ifade ediyor ? Renkli fotoğraf ile farklılığı neler sizin için?
Siyah-beyaz fotoğraf daha çok kişisel bir tercihtir ve içindeki renk azlığına karşın çoğu kez daha çarpıcıdır ve etkileyicidir, ama bu bir kural değildir tabii ki. ”Konu” ve “sunum” biçimi siyah-beyaz mı ya da renkli mi olsun kararımızı etkiler. Bence ayrım dediğim gibi tamamıyla kişiseldir.

Türk fotoğrafçılığının dünyadaki şu anki konumu tatmin edici mi ?
Kıyaslandığında Türk fotoğrafı geridir batıya oranla ama Türk fotoğrafının gelişim sürecini henüz tamamlayamadığını ve oturmadığını, fakat önümüzdeki yıllarda önünün açık olduğunu söylemek mümkündür.
Portreler, portresi çekilen kişinin yaşadığı mekanı, düşünce ve duygularını, karakterini, yaptığı işi vs. anlatmalı mıdır? Bunun ölçüsü nedir? Tamamen fotoğrafçıya kalmış bir seçim midir?
Portre fotoğrafçılığında, fotoğrafı çekilenin kimliğini, statüsünü, sosyal konumunu algılayabiliyorsak, o portre çalışması başarılıdır diyebiliriz. Portre fotoğrafçılığı sınırları olmayan bir alandır. Burada fotoğrafçının hayal gücünün derinliği onun yaratıcılığının sınırlarını oluşturur. Işık, mekan ve fotoğrafçının oturan ile özgur diyaloğu portrenin başarısında başka bir etkendir ve bir ölçüsü yoktur.

Portre fotoğraf çekimlerinde ne tür lensler ve teknik ekipman kullanılmasını salık verir siniz?
Portre fotoğrafçılığında tek tip lens ya da ekipman kullanılması kuralı yoktur. Portrenin konseptine uygun olarak farklı lensler ve ekipmanlar kullanılabilir. Gerektiğinde 18 ya da

Dışarıda portre çekimi ile stüdyo da portre çekimi ... Bunlardan yeğlenen nedir? Birbirine üstünlükleri ya da avantaj ve dezavantajları nelerdir?
Burada böyle bir ayırım yapmak doğru değildir, önemli olan portrenin içeriği ve işlediği konudur, yani portrenin işlevini yerine getirip getirmediğidir. Bunun ötesindekiler tamamıyla teknik konulardır.
Portresini çekeceğiniz kişi ile nasıl bir iletişim, paylaşım kurmayı seçiyor veya deniyorsunuz ? Buradaki kişisel püf noktalarınız nelerdir?
Portresi çekilen kişi ile kurulan diyalog teknik ayrıntılar ve ekipmanlardan daha da önemlidir. Portresi çekilen kişi kendini rahat ve özgür hissetmelidir ve portre çekimine katkısı sağlanmalıdır. ”Zamanlama” yani deklanşöre “dokunma anı” ayrı bir önem taşır benim için. Bu “belirleyici an” işin en önemli öteki boyutudur.

Sizce etkili bir portre ne anlatmalıdır? Sevinci mi, korkuyu mu, hüznü mü ya da başka birşeyi mi?
Fotoğrafı okuyanın, portredeki yüz ifadesi, gövde dili ve giyim tarzı ile bir bütünlük içinde oturanın sosyal statüsünü yorumlayabiliyorsa o etkili bir portredir ve işlevini yapmış demektir.
Portre fotoğrafı çekerken sizi etkileyen veya aklınızda kalan bir anı var mı? Paylaşır mısınız?
Kuzey İrlanda’nın Belfast kentinde “Duvara yazmak” adlı belgesel işimi çalışırken, mezarlıktaki katolik çocuğun portresini çekerken tepemde dolaşan ve bizi takip eden askeri helikopter tedirgin edici olmakla beraber oldukça farklı duygular yaşatmıştı bana.

Portrede ışık kullanımı hakkında bilgi verir misiniz?
Portre fotoğrafçılığında ışığın kullanımı tamamıyla bir tercih sorunudur. Benim tercihim de doğal ışıktır.
Vehbi KOCA
22 Temmuz 2007, Londra
Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"