Arşivimizden  - From Our Archives

 

Haluk Uygur

 

 
 

Fotoritim Künye - FR Staff

Ali Emre Çetiner

Baybars Sağlamtimur

Berna Akcan

Birgül Erken

Celal Kılıç

Ergün Karadağ

Evren Şar

Faika Berat Pehlivan

Funda Gönendik

İmren Doğan

İnci İşler

Levent Yıldız

Pınar Dağ

 

Fotoritim duyuruları için e-posta kaydı.

Join our mail-list.

ETKİNLİKLER - ACTIVITIES
Yedigöller

Ülkemizin cennet köşelerinden biri olan Yedigöller'i ; Sema ÖZEVİN'in "Yedigöller'de Kar " portolyosu ve Akgün AKOVA' nin "Renklerin Söylediği Şarkı : Yedigöller " yazısı eşliğinde sunuyoruz...


YEDİGÖLLER

Renklerin şarkısı var mıdır? Varsa, doğa en güzel nerede, ne zaman söyler bu şarkıyı?

 

Bu soruların yanıtını bulmak için Ekim ayının on beşinden sonrası ile Kasım ayının ilk haftası arasında bir gün Yedigöller'e gitmelisiniz. Orada sizi sarının, kahverenginin, siyahın, kızılın ve yeşilin bayramı beklemektedir. Bu nedenle yola geceyarısından sonra çıkıp sabahı en azından, Bolu ile göller arasında kalan yolda karşılamalısınız. Bolu'nun içinden Yedigöller'e dönen 42 kilometrelik yol, eğer birkaç gün önce yağmur veya kar yağmışsa, aracınıza kafa tutabilir!  Ama hava iyiyse, güneşi gecenin koynundan çıkarıp şafağın yorganıyla size gösterecektir. İşte o zaman, aracınızı başkası sürüyorsa, arabadan inin ve onu göllere doğru uğurlayın. Bu belki de, yaşamınızda verdiğiniz en doğru kararlardan biri olacaktır. Çünkü, Yedigöller'de ve yöresinde ışık, sonbaharda sarışın şarkılar söyler. Göllere on kilometre kala başlayacağınız bir yürüyüş, sizi yoracaktır elbette ama, kentlerin yok ettiği doğanın coşkusunu ve yaşam sevincini içinize yeniden dolduracaktır. Yedigöller'in sonbaharda görkemli bir renk şölenine dönüşmesi öncelikle bu yolda başlar. Aksöğütlerin, alıçların, karaçamların, kayınların, üvezlerin, göknarların üzerindeki sis yorganı bazen öğlene kadar uzaktan uzağa sizi izler. Yolun başlangıcındaki ağaçların kimi zaman yapraklarını dökmüş olması moralinizi bozmasın, çünkü aşağılara indikçe korunaklı tepelerin arasında ağaçların gündüz görülen fener alaylarına dönüştüğünü göreceksiniz.


Göllere gelmeden önce, Kapankaya'ya çıkmalısınız. Pek de büyük olmayan tabelasını yolun solunda göreceksiniz. Kapankaya, önce tahta merdivenleri, sonra küçük bir patikayı  adımlayarak çıkacağınız; çıktığınız zaman da manzara karşısında hayretle ıslık çalacağınız bir görüntü sunar size. Yüzbinlerce ağacın yanyana gelerek yarattığı sessiz cennet, ayaklarınızın ucundan başlar gibidir ve siz, onların arasına saklanmış gölleri görebilmek için ilk şaşkınlığınızı üzerinizden atmak zorundasınızdır. Kapankaya'da en azından yarım saat oturun ve yeryüzünün yüreğinizdeki bulutları dağıtışını duyumsayın. Bu bile, Yedigöller'e gitmek için başlı başına bir gerekçedir.



 

Kapankaya'dan sonraki durağınız, neredeyse altı yüzyılı zamanın sepetine doldurmuş olan anıt çamdır. Yolun hemen sağındaki bir tabela ona ulaşacağınız dar yolu size gösterecektir. Tırmanırsanız, toprağın ve kökün birbirine böylesine sarıldığı bir yaşam tanıklığı, otuz metreyi aşan yüksekliği ve grimsi rengiyle karşınıza çıkacaktır. Ona sevgiyle bakın ve dokunun. Sizi tanıyacaktır. Aslında, Yedigöller bütün güzelliği, doğal dokusu ve kendiliğindenliği ile yitirmekte olduğumuz şeylerin neler olduğunu anlatır bize ve içimizi acıtır.



 

Göllere varan yolda, geniş görüş perspektifiyle bir de tahtadan yapılmış balkon vardır! Toprak yolun hemen solundadır ve üzerinden aşağıya baktığınızda, eğer yapraklarda kızıl rengin hükümdarlığı zamanıysa, hemen altınızda büyük bir yangın olduğu duygusuna kapılırsınız. Bana soracak olursanız, Yedigöllerin sesi olsaydı eğer, bu ses sonbaharda yanan bir kemanın çıkardığı ses olurdu.



 

Bir yılan gibi kıvrılarak aşağıya inen yolu izlemeye devam ederseniz, birkaç kilometre sonra göllere varırsınız. Orman Bakanlığı görevlilerinin bekleme kulübelerini geçtikten hemen sonra, solda İncegöl'ü göreceksiniz. Fotoğrafçılar için büyüleyici yansıma görüntüleri veren bu gölün ardında, Sazlıgöl gizlenir. Çevresinde hoş bir patika vardır ve mantarların boy gösterdiği günlerde burada  fotoğraf meraklılarının gözlerini dört açmaları gerekir. İki gölün arasındaki yaprak yığınları ve yumuşak ışık, içinde renkler oynaşan küçük havuzla birlikte, güzel bir fotoğraf için çağrıdır. Sonraki göl olan Nazlıgöl'de yapraklara vuran ters ışığı, hemen ardındaki Küçükgöl'ün yanında da çağlayanı fotoğraflayabilirsiniz. Buralar, sonbaharda bir yaprak denizidir. Sonra, Orman Bakanlığı'nın hazırladığı piknik alanlarında mola verebilir, yanınızda getirdiğiniz yiyecekleri yiyebilirsiniz. Yedigöller çevresinde, küçük bir alabalık üretme çiftliği dışında yiyecek sağlayabileceğiniz hiçbir yer yoktur. Bu nedenle aç kalmamak için önceden hazırlıklı olmalısınız!



 

Deringöl'ün çevresini dolaştıktan sonra, ışığın su içmeye indiği Büyük Göl'e varırsınız ki, bu iki göl birer yansıma başyapıtıdır. İzlenimci bir ressam, tuvalini gölün kıyısına koyup renklerle oynamaya kalksa, Yedigöller'deki yansımalarla yarışamaz.



 

İyice yorulduğunuzu biliyorum ama, kendinizi dünyanın yedi harikasını geziyor olarak kabul edin ve Seringöl'le gezinizi tamamlayın. Dinlenmek için yeriniz de hazırdır: Büyük Göl'ün üzerine yapılmış ahşap iskele sizi bekliyor. Akşam üzeri, gölün bir toplardamar gibi ışınları alıp ebruya dönüştürdüğü saatler, sıçrayan alabalıkları görebilir, bu yitip gitmemiş güzellikleri korumanın yollarını düşünmeye başlarsınız.


Yedigöller, yalnızca sonbaharda güzel değildir. Diğer mevsimlerde de kendine özgü görüntülerini gözbebeğinize ve belleğinize cömertçe sunar. Bahar aylarında kuşlar kendilerine mükemmel bir yerleşim alanı olan yöreye gelirler ve ormanları cıvıltılarla doldururlar. Ağaçbilimciler için Yedigöller, ders kitabı gibidir. Ancak Aralık ve Nisan ayları arasında, yağmur ve kar toprak yolu bozar ve ulaşımı olanaksız duruma getirir. Her şeye rağmen, jiple gitmeyi deneriz diyorsanız, bunu yapmadan önce traktör yardımı alabileceğiniz köylüleri ya da orman bekçilerini haberdar etmeniz yararlı olur. Çadır kuracaklar içinse Yedigöller, masalsı geceler yaratır. Samanyolunun yıldızlarını görücüye çıkardığı geceler, yıldızların göllere yansıyan yüzü, sizi ışıltılar içinde bırakır.  Siz, doğanın böylesine güzel bir resminin bir köşesinde yer aldığınız için mutluluk duyarsınız.

 

KULAĞINIZA KÜPE OLSUN

 

* Ana yoldan Yedigöller'e sapmadan önce yeterli benzininizin olup olmadığına bakın ve azsa doldurun. Çünkü, ne güzel ki, o sarışın yola benzin istasyonu yapılmamış!

 

* Yedigöller'e belli bir noktadan sonra yürüyerek giderseniz, tabelalardaki kilometre rakamlarına güvenmeyin!  En iyisi, Bolu'dan içeri girmeden önce aracınızın kilometre sayacını sıfırlamak ve yaklaşık 35 kilometre sonra arabadan inerek yürümeye başlamaktır.

 

* Yolda köpeklerle karşılaşırsanız, kaçmaya çalışmayın! Sahipleri seslerini duyup onları çağıracaktır! Çağırmazsa, soğukkanlı olun, kımıldamadan durun! Koruduğu kulübelere sizden bir zarar gelmeyeceğini anlayıp peşinizi bırakacaktır.

 

* Orman Bakanlığı'nın Yedigöller'deki konuk evlerinde kalmak isteyenler, Orman Genel Müdürlüğü'nün Ankara'daki telefonunu arayabilirler: 0 312 212 63 00'dan 33 84'ü bağlamalarını rica edin. Ancak, altı adet konuk evine talebin yoğun olduğunu bilin, özellikle hafta sonları için!

 

* Fotoğraf makinenizin CPL filtresini sakın ha sakın, evde unutmayın.


Fotoğraflar : Sema ÖZEVİN
Yazı : Akgün AKOVA

Akgün AKOVA Hakkında :
http://www.akgunakova.com

Akgün Akova 1962 yılında, adı ve soyadı ile uyaklı olsun diye, Akyazı'da doğdu.

Çocukluk devrinde, ayı oynatıcısı olmak istedi.
Tefin işkence aleti olarak kullanıldığını sonradan öğrendi.

Haritalarda günlerce göçmen kuşların gittiği yerleri aradı.
Onlara yazdığı mektupları göndereceği adresleri bulamadı.

Einstein'la Frankestein 'ın kardeş olmadıklarını anladıkları gün, çocukluk devri sona erdi.
Einstein'ın 'Düşlemek, bilgiden daha önemlidir' dediğini kulaklarıyla duydu.
Oysa Albert amca, bir ışının sırtına binip yeryüzünden çoktan gitmişti.

Akgün Akova canı sıkılınca Gebze Lisesi'ni, Hacettepe Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü'nü
ve İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadı Enstitüsü'nü bitirdi. Diplomalarını duvara astı.

İlk şiiri, 1984 yılında Milliyet Sanat Dergisi'nde yayınlandı.

Çok cinayet işledi, elini şiire buladı.
Okuyup da etkilendiği tüm şairleri ve sevdiği dizeleri bir bir öldürdü. Kendi oldu.

Bir şiir okuduğu zaman kendine hep "Şair, bu şiirde ne demek istememektedir?" diye sordu.

Yapıtları birçok dile çevrildi, ama o kendine çevrilemedi.
Kendini başkalarına çevirme çabası olarak 1998'te yollara düştü.
Aynı yıl, 'Yıkık Bir Çocuk Bahçesi Gibiydi Yüzü' adlı kitabıyla Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Ödülü'nü aldı.
2003'te Dionysos Şiir Ödülü'nü kazandı.

Seyahat editörlüğü, doğa fotoğrafçılığı ve gezi yazarlığı yaptı.
Üniversite ve özel eğitim kurumlarında 'Yaratıcılık' dersleri verdi.
Türkiye'yi tanıttığı beş bini aşkın fotoğrafı ve dört yüzü aşkın gezi yazısı dergi, kitap ve broşürlerde yayınlandı.

Bizim bildiğimiz kadarıyla, bugüne kadar böyle şeyler oldu!
Yorumlar - Comments
Toplam 2 yorum, 1-2 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Kış dışında bütün mevsimlerini bilirdim. Kışın gitmek o yola bayağı maceralı olmuştur. Kışın ayrı bir güzelmiş..Elinize sağlık
sinan vargı eklemiş - adds | 04 Mart 2007 Saat - Time 13:40
Kış ,kar hasretimizi gideren enfes fotoğraf kareleri, tablo gibi. Ellerinize sağlık, metinlerde oldukça doyurucu, insanın bütün programlarını iptal edip biran evvel o harika mekanda olası geliyor.Teşekkürler
Rıdvan KAYA eklemiş - adds | 08 Mart 2007 Saat - Time 14:10
Yorum Ekleyin - Add Comment
Yorum - Comment
Adınız Soyadınız - Name Surname
Mail
Web Sitesi - Web Site
Beni hatirla - Remember me
Yeni bir yorum geldiginde haber verin. Notify me when new comment is added.

Ara - Search

 

 

 

 

TFSF Onaylı Yarışmalar

Photo Contests Under TFSF Patronage

04 Ekim 2008  MERSİN FOTOĞRAF DERNEĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI

06 Ekim 2008  BOYNER HOLDİNG III.FOTOĞRAF YARIŞMASI "Özgürlük"

06 Ekim 2008  ORHAN HOLDİNG 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI

11 Ekim 2008  KONYA VALİLİĞİ 2. ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Dünya İnançları"

16 Ekim 2008  AYDIN BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI "Cumhuriyet Türkiye'sinde Kadın"

28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"

 

 

  Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir. Eserlerin İzinsiz Olarak Kısmen veya Tamamen Kopyalanması ve Kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına Göre Suçtur.
All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved. Use By Author Permission Only.