Panayır - The Country Fair
Kasabadan kasabaya sürüklenen panayır düşleri...
Fotoğraf sanatçısı Yusuf Darıyerli'nin siyah beyaz fotoğraflarının yer aldığı 160 sayfalık 'Panayır' albümü panayırın dünyasını fotoğraf kareleriyle ölümsüzleştiriyor. Sanatçının 1995-2007 yılları arasında Anadolu'nun çeşitli kentlerinde çektiği 130 fotoğrafından oluşan albüm, izleyicilerini sanatçının belgesel tarzı fotoğraflarıyla buluşturuyor.

Kitap Adı: Panayır - The Country Fair
Yayıncı: Ağustos Yayınları – www.agustos.com
Fotoğraf Sanatçısı: Yusuf Darıyerli
Çeviri: Nancy F. Öztürk
ISBN: 978-9944-384-02-5
Sayfa: 160 sayfa; Siyah - Beyaz
Ebat: 23 x 22 cm
Cilt: Şömizli Kapak, İplik Dikiş
Kâğıt: 170 g, Mat Kuşe Sappi Magno
Fiyatı: 40 YTL
Toprak çimen ve gökyüzü arasında, şimdi ve burada olana gözlerimle dokunuyorum. Pehlivanköy'de panayırın içinden tren geçiyor; camında bir çocuk gülünç bir resme bakar gibi gülümsüyor... Kasabadan kasabaya zamansız bir öz arayışında sürükleniyorum. Şu orta yerdeki güleç yüzlü çaycı çocuk; "Çek Abi!.. Fotoğrafımı göndermesen de çek!. Benden sana hatıra olsun!.." diyor, herşeyin bilgece farkında olarak.
Yusuf Darıyerli
PANAYIR
Panayır sözcüğünün çocukluğumdaki karşılığı "gizemli, kışkırtıcı ve ürkütücü büyük bir bayram yeri" dir. Sokaklara, asırlık çınarların gövdelerine, kahvehane duvarlarına siyah-beyaz "Büyük Sonbahar Panayırı" afişleri asıldığında heyecanım doruğa çıkardı. Ekim ayının ilk haftası başlardı panayır. Aklımız orada olduğundan her fırsatta okuldan kaytarırdık. Kaytaramasak da, okul çıkışı soluk soluğa panayıra koşardık. Orası, kasketli adamların, bıyığı yeni terlemiş delikanlıların ve çocukların bir arada olduğu şenlikli bir yerdi. Ama asıl, kocaman adamların bayramıydı bu. 
İnegöl'ün dışında, "hayvan pazarı" olarak bilinen geniş düzlüğe kurulurdu panayır. Biz çocuklar, günler öncesinden gelip o büyülü cenneti kurmaya başlayan panayırcıları uzaktan, ellerimiz pantolon ceplerinde izlerdik. Kamyon kasalarında, traktör römorklarında sürü sürü getirilen büyükbaş hayvanlar bizi hiç ilgilendirmezdi. İçinde, deniz kızlarının, Afrika'dan, Hindistan'dan getirilmiş vahşi hayvanların bulunduğu, oraya nasıl sığdıklarına bir türlü akıl erdiremediğimiz küçücük çadırlar olurdu. Bir de, kapısına kasketli adamların yığıldığı, biz çocukların aralarına karışıp içeriyi görmeye çalıştığımız, ama tam olarak da göremediğimiz, sahnesinde yarı çıplak, şişman kadınların oynadığı, alkış, ıslık ve "aç-aç" sesleriyle inleyen daha büyük bir çadır olurdu. Altında gazocağı yandığını bilmediğimiz büyük bir tepsinin üzerinde tepinen hindiyi seyretmek için ise, üzerinde "Dans Eden Hindi" yazan küçücük bir çadırın önüne yığılırdık. Hindi bizi öyle eğlendirirdi ki, çıkınca gülüşerek onun taklidini çıkarırdık. 
Bir başka eğlencemiz de, yerde, bir tabla üzerine sıralanmış sigara paketlerine, (Yeni Harman, Yaka, Kulüp, Yenice) halka atan adamları izlemekti. Ne kadar kaybetseler de, yeniden denemek istemeseler de, tombul kollarına dev bilezikler gibi dizdikleri halkalarla onlara cilveli cilveli gülümseyen, içlerini gıcıklayan şeyler söyleyen esmer güzeli genç kızlara karşı koyamazlardı. Tüfek atılan çadırların önünde de aynı durum vardı. Genç kızlar, namlusunu kırıp tüfeği kurar, içine tek bir saçma atıp en çapkın gülüşleriyle delikanlılara uzatırlardı. Amaç her ne kadar üç metre ilerideki küçük yuvarlak metal hedefi vurup, onun ucuna bağlı küçük roketi aşağı düşürmekse de, tüfeği alırken kızın eline dokunmak dünyalara bedeldi.
Ölüme kafa tutan "Karadenizli Kardeşler" in dev bir fıçının içinde motosikletle dönmeleri yüreğimizi ağzımıza getirirdi. Gösterinin sonunda ellerini bırakıp bayrak açınca çılgın gibi alkışlardık.
Izgarada pişen köftelerin, sucukların iştah kabartan kokuları yayılırdı çadır lokantalardan. Sac kavurmalar, börekler, ayranlar, gazozlar, çaylar satılırdı.
Köylülerin kasketlerini düşürtecek kadar yüksekte bir cambaz tel üzerinde yürürken, "bu ne ki, içerde daha neler göreceksin" diyen sihirbaz, çadırının önünde ağzından bir ejderha gibi alevler püskürtürdü.
Babamın "parayer" dediği panayır bitince, "hayvan pazarı" nda hüzünlü, kocaman bir boşluk kalırdı.
İnegöl büyüyüp kent görünümü almaya başladıkça, birçok ilçede olduğu gibi panayırlar ve hayvan pazarları da kurulmaz oldu.
Yusuf Darıyerli'nin "Panayır" adlı fotoğraf albümüne bakarken yıllar öncesine, çocukluğumun kasabasına ve sonbahar panayırlarına hem eğlenceli hem de hüzünlü bir yolculuk yaptım. Her biri bir öykü bu fotoğrafların. Birbirine bağlanan, tematik bütünlüğü olan, yaşamın nabzını tutan, insanı bütün içtenliğiyle kavrayan sıcacık öyküler toplamı. Bugün, bazı yerlerde "son" panayırlar hâlâ kuruluyorsa da, yakın bir gelecekte unutulup gidecekler. Yusuf Darıyerli bu geleneği hem sanatsal bir şölene dönüştürüyor, hem de belgeleyerek geleceğe bırakıyor. Yürekten kutlarım. Ellerinize sağlık Darıyerli.
Cemil Kavukçu • Şubat 2008
TFSF Onaylı Yarışmalar
Photo Contests Under TFSF Patronage
28 Kasım 2008 MERSİN VALİLİĞİ 1.ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI "Türkiye Mersin'i Tanıyor"
06 Mart 2009 ZEYTİN DOSTU DERNEĞİ 1.ULUSLARARASI FOTOĞRAF YARIŞMASI "Zeytin ve Zeytinyağı"